Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yunanistan-TC ilişkileri: (Kıbrıs sorununu olumsuz etkilemektedir)

Bir arkadaşım dikkatimi çektiydi. “Yunanistan ne zaman kendi iç sorunları ile sıkboğaz olsa hemen Türkiye ile dalaşacağı bir sorun uydurur!”

Lafı hiç yabana atmadım. Aksine düşünmeye bile gerek duymadan “yazık ki öyledir” dedim içimden! O kadar öyledir ki hâlâ her ulusun kendi için uydurduğu bir hayali düşmanı vardır! Ya tarihten kalma hesaplaşmalar nedeniyle yahut ekonomiyi de kapsamına alan geri kalmışlıkla kalkınmışlık nedeniyle…
Yunanistan’ınki ise hem Osmanlı’dan kalmadır hem onca “güç meraklısı” olmasına karşın Türkiye karşısındaki güçsüzlüğünün dışa vuran isyanından kaynaklıdır!
Nitekim Yunanistan’da işler yine iyi gitmiyor ve Savunma Bakanı Kommenos bu nedenle yine sahneye koyduğu “Türkiye” başlıklı uydurma krizin perdesini açıyor! “Hani bir süre önce TC Dışişleri Bakanlığı Yunan savaş uçaklarının Ege’de gerginliği artırıcı uçuşlar yaptıkları uyarısında bulunduydu ya…” İşte Kommenos bunun için kükrerken şu açıklamayı yaptı: “Kimse Yunan hükümeti ve genelde Yunan devletine ülkenin ulusal egemenliği ile egemenlik haklarını nasıl icra edeceği konusunda yol gösteremez. Türkiye sorumluluklarla ilgili nasihatlerini kendine saklasın. Bu kadar!”
OYSA NE OLMASINI BEKLERDİNİZ? İki komşu ülkenin çoktan ikili ilişkilerle hem bu tip sorunlarını aşmalarını hem de ekonomik kültürel alanlarda en ileri düzeyde işbirliği yapmalarını… Bir ara dışişleri bakanları Papandreu ile İsmail Cem böylesi bir işbirliğini gerçekleştiriyorlardı, olmadı!
Gerçekte ülkeler arası ilişkilerde sorun yaratmak “barış ve işbirliği yapmaktan” çok daha kolaydır!” Yunanistan ne zaman halkını motive etmek gereğini duysa bu “zoru” seçer! Bu konuda aldatmaca yutturmaca Kıbrıs sorunundan Kardak krizine, TC’nin Güney’le olagelen ilişkilerinden Doğu Akdeniz’deki sürtüşmelere varıncaya dek fasarya çıkarması için pek çok nedeni vardır…
ÇÖZÜMÜ OLUMSUZ ETKİLEMEKTEDİR: Tabii Türkiye’nin AB üyelik sürecini de olumsuz etkilemektedir! Tutun ki kuzey Kıbrıs Güney’deki Rum Yönetimi tarafından kilitlenip ambargolara mahkûm edilirken, Türkiye de AB üyelik sürecinde Yunanistan tarafından sürekli veto edilerek dışta tutulmaktadır.
Pekala Kıbrıs ile Türkiye’yi kıskacına alan Yunanistan’la GKRY’nin bu siyasi manevralarını AB ile Amerika görmüyor mu? “Hem de nasıl görüyor” demez misiniz? O halde “bu oyunu neden bozmuyorlar? Neden Kıbrıs’taki taraflardan önce Yunanistan’la Türkiye’nin işbirliğini tesis etmeye çalışmıyorlar?”
İşte size bir soru daha: “Ya TC ile Yunanistan ilişkilerinin sürekli gergin olmasının oluşturucuları ile kumpasçıları AB ile Amerika ise? İki ülke arasında Yaşanan olayları peşi peşine dizdiniz mi “galiba doğrudur” demez misiniz?

**********      

Daha ne kadar bekleyeceğiz? (Çözüm olana kadar beklemek kader mi olacak?)

Dövizin değer kazanması nedeniyle geri kalmış her ülke olumsuz etkilenir. Fakat KKTC katbekat olumsuz etkilenir! Dün bu gerçekten hareket ederek dövizin saldırısına karşılık hangi silahlarımızla kendimizi korumaya çalıştığımıza cevap ararken “sadece bir süre önce tamamen kaldırılan elimizdeki hayat pahalılığı zammı ile” dedikti.
Kısaca Dolar-Sterlin-Euro hücumları ile cebimizden uçup giden TL’yi alış gücünde tutmanın başka da bir formülü yok gibidir! Çünkü biz bizim olmayan TC’nin pompaladığı TL’yi bölüşüp tüketirken tutun ki döviz karşısında çaresiziz!
Kader midir? Dün bu soruya cevap ararken çözüm olana kadar Türkiye ile “Serbest Ticaret Anlaşması yapmalıyız” dedikti ki öteden beri “sıfır gümrük” diye yazmış olsam da görüşün sahibi eski Maliye Bakanlarımızdan Coşar’dı…
Oysa o da ne? Mersin Gümrüğü’nü bile aşamıyoruz kaldı ki “STA”sı yapacağız! Pekala ama KKTC olarak her bir “var oluş” iddiamızı çözüme endeksler ve çözüm öncesini palyatif tedbirlerle “hadi bugün de geçsin” diyerek daha ne kadar erteleyip harcayacağız ki? Bir yıl, iki yıl belki çok daha uzun yıllar mı? Dünyadan tecrit edilmiş ve ambargolar altında canımız çıkarak mı!
MESELA SU DA GELECEK: Tutun ki yarısı tarım için kullanılacak… Ve ne olacak? Belki artık yılda iki kez üretim yapacağız. Mesela şu sıralarda TC de çilek yoktur ama bizim iklim koşullarımız nedeniyle hem de harika çileklerimiz yetişiyor. Tasavvur edin suya doyacak topraklardan nasıl “nebatat” fışkıracak.
SORALIM: Kime satacağız ürettiklerimizi? Meyvelerimizi sebzelerimizi? Ki şu anda mevcutlarımızı satamıyoruz çünkü Mersin Gümrüğü’nü aşamıyoruz! Az biraz zorlasak karşımıza AB müktesebatı ile gümrük birliği olayını dikiyorlar! Oysa AB ülkeleri öteki dünya ülkeleri ile artık ticaret yapabiliyorlar. İşte yanı başımızdaki Rum! Rusya, İsrail, Mısır, öteki Arap ülkeleri ile anlaşmalarını pirili oynamak için mi yaptı?
KKTC’ye gelince: Bizi tanıyan tek ülke durumundaki Türkiye üstelik buradaki bir Kolordusu ile varken ve bize TL pompalayıp denize döşediği borularla su akıtacakken ne hikmettir bilinmez “Mersin kapısında eli de bağlanıyor dili de tutuluyor.” Varıp TC’nin bir mahallesine zar zor yetecek ürünümüz TC’ye girmesin!”
OYSA: Bakın “İngiliz” falan derdik ya. ABAD kararlarına kadar hellimimizden molehiyamıza, patatesimizden narenciyemize, pekmezimize, balımıza kadar alırdı… Ta ki AB’nin izolasyonuna takılana kadar! Yine ihracat oluyor ama neler pahasına ve ne kadar zor!
KISACA: Anlaşıldı ki bu ülkede TC-KKTC Mali ve ekonomik protokolleri ile bir yere varmak mümkün olmayacaktır. O halde? Zaten TC’den KKTC’ye iğneden ipliğe her emtia giriyor, bizim az biraz ihracat yapabilmemiz için TC ile Serbest Ticaret Anlaşmasını hayata geçirmeliyiz…             
**********

Kısaca takıldığım: (Sertoğlu yerden göğe haklıdır)

Bu kez Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu haklıdır. Ya Türkiye Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanımaktadır o zaman siyasi, sosyo ekonomi, spor alanlarında her türlü anlaşmaları yapıp “tanımaya” perçin atacaktır; yahut varsa bu ikili ilişkilerde zorluklarla tıkanmalar, aşmak için siyasi tüm unsurları kullanarak Kuzey’e destek verecektir. Oysa Türkiye “işine gelen varsa KKTC’yi tanıyıp empoze etmekte, yoksa “hele siz bekleyin bakalım” diyerek AB’nin ambargolarına nazire bir ambargo da kendi koymaktadır! OLAY BİLİNİYOR: Türkiye Futbol Federasyonu kalkmış “ben Kuzey’de temsilcilik açmak istiyorum” diyerek FİFA’ya mektup yazıp onay istemiş. KTFF’nin haberi yok çünkü bilgilendirilmemiş! FİFA da ne yapmış? Cevap vermeden önce inadına Kıbrıs Türk Futbol Federasyonunu “böyle bir müracaat var” diye haberdar edip bilgi istemiş!
Sen Türkiye Futbol Federasyonu KKTC’yi adamdan saymazsın ama işte FİFA tanımadığı halde sayar!
Sertoğlu’na KOP olayından dolayı kızıyorduk. Şimdi kime kızalım? Ki ne dedi Sertoğlu bu olay karşısında: “Hiç bu kadar aşağılanmamıştık!” Doğrudur…