Güney’deki Rum Yönetimi’nden söz ediyoruz: Çok asabiler canım! Hemen celalleniyorlar! Kimselerin “gözünüzün üzerinde kaşınız” vardır demesine tahammül edemiyorlar! Bir Amerika’ya çatıyorlar bir Avrupa’ya!
Tek sorunları var: “Biz tüm adanın devletiyiz” diyorlar. Ve dünya aleme şu mesajı veriyorlar: “Eğer adadaki ‘devletlu’ oluşumuza karşılık kalkar da Kuzey’in hakkından hukukundan söz eder, Türkiye’nin işgalci ve saldırgan oluşunu dikkate almadan bizi suçlarsanız, bozuşuruz ha!”
Fakat kendileri bu dünyadan azade oldukları için istediklerince siyasi tasarrufta bulunma hakkını kullanabiliyorlar. Nitekim kullandılar da: “AB üyesi oluşlarına, İngiltere’nin adadaki koçanlı üslerine” ve NATO’ya aldırmadan Rusya’nın Savaş gemilerine barınak, iaşe ve bakımları için Güney’de liman tahsis ettiler. Bir süre önce bu olayı Köşemize taşırken Amerika ve İngiltere’nin tepkileri ile karşılaşacaklarını söylüyor ve “Rum ateşle oynuyor” diyorduk!
İNGİLTERE VE AB’NİN TEPKİSİ: Nitekim ilk tepki İngiltere’den geldi. Güney’in Rusya ile anlaşma yapmasını sert kınadı. Ne oldu ama? Anında Hükümet sözcüsü Hristodulidis’den cevabını ayni sertlikte aldı! Şimdi o cevaba bakın: “Siz de Türkiye konusunda bize destek vermediniz!” Neydi istedikleri? Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Navtex’ine karşı çıkılması! Yani Rum bekliyor ki İngiltere kendinden yana siyasi tavır alsın, Türkiye’yi dışlasın!
VE ABD BÜYÜKELÇİSİSİ’NE GÖSTERİLEN TEPKİ: Aslında adam Rum Yönetimi ile inceden alay ettiydi. ABD Büyükelçisi Koenig, Twitter’de Anastasiadis’in Rusya ziyaretine değiniyor ve bu ziyaretin tam da Putin’in belalı muhalifi Nemstov’a yapılan ölümlü suikaste denk geldiğini vurguluyordu.
Allah, tut tutabilirsen sözcü Hristodulidis’i! Ne “büyük devletlerden dost olamayacağı” kaldı ne de “sadece çıkarlarını düşündükleri!” Üstelik yaygaralı protesto’ya Başpiskopos Hrisostomos da katıldı ki Rum hassasiyeti kilise tarafından da takdis edilsin! Nitekim o da Amerika’ya çağrıda bulunarak “derhal büyük elçini geri çek” mesajını verdi! Tabii Koenig yanlış anlaşıldığını söyledi ama olanlar da oldu!
BU HİKÂYEYİ NEDEN ANLATTIM. Tabii Ki Güney’deki Rum mantalitesini türlü çeşitli boyutları ile gözler önüne sermek için! Ki dikkatinizi çekeceğim: Güney’in her vesile ile dünyaya verdiği mesaj “Kıbrıs’ın tek egemeni olduğudur!” Yani bu mantalitenin sahibi olan Güney’le anlaşmak çok zor olacak diyorum!
*********
Karma ziraat derken: (Tütün-narenciye-hellim)
Şimdi kalkıp da on yıldan sonra Karpaz’da ilk kez tütün ekimi yapıldı diyerek sevindiğimi yazsam şaşarsınız değil mi? Oysa gerçekten sevindim. Çünkü yıllardır Kıbrıs tarım politikasının “karma ziraat olduğunu” yazıp söyleyenlerdenim. Ziraatçı olduğumdan değil. Memleketini sevdiğine inandığım aklı başındaki ziraatçılarımızın da söylediği bu olduğu için…
Ki bir gün arkadaşım Özer’le Rum tarafına geçtiğimde Vuda köyünde gördüydüm. Adam aynı anda aynı tarladan enginar, kekik hasat ederken bir yandan da arpaları başağa yatıyordu…
Yine hatırlarım. Köylerimizde peşi peşine susam, vigo, burçak, nohut, havetta, pamuk yetiştirilirdi. Allah birini esirgese diğer iki ürünü bahşederdi…
Gelelim Tütün’e: Suriye’deki iç savaş nedeniyle tütün ekimi yapılamadığından piyasası hazırmış. İnsan sevinmez mi? Kim bilir kaç köylümüzün yüzü gülecek, toprağa daha bir cehtle sarılacak…
NARENCİYEMİZ DALLARINDA KALDI: Bir haber de Türkiye’den. Şubat ayı enflasyon yüzdelikleri açıklandı. Ayın zam şampiyonu yüzde 28.22 ile mandalina oldu!
…Bir süre önce Mağusa’da Perşembe Pazarı’na uğradıydım. Satıcı bağırıyordu: “Bir çanta mandarin bir lira! Bir çanta Mandarin bir lira!” Yanına yaklaşıp sordum. “Neden böyle çok ucuza satıyorsun?” “Abi dedi hava soğuk bir an önce bitirip köyüme gitmek istiyorum…”
Türkiye’de zam şampiyonu mandalina bizde çantası bir TL’den satıldı! Zaten narenciyeci de isyanda, “kesimciler” de!
Ve biz bu mandalinayı, kısaca narenciyeyi TC pazarlarına bile süremiyoruz çünkü Mersin gümrüğünü aşamıyoruz!
YA HELLİMDEN NE HABER VAR: Yukarıda Rum’un bu adada Türk’ten ne istediğini bir daha yazdımdı. “Ada egemenliği” hakkını istiyor. Paylaşmadan, vermeden, Türk’ü ortaklığa kabul etmeden!
Hellim tipik örneğidir. Bu adada Türk Rum asırlardır “kökeni” Arap ülkeleri de olsa hellim yapmaktadırlar. Hellim tüm adanın ortak ürünüdür. Dahası adı çok telaffuz edilmez ama “nor”unun yiyeceklerde türlü çeşitli kullanımları vardır…
Oysa ne diyor Güney? “AB tarafından benim hellimim tescil edilecek. Kuzey, helliminin tescili konusunda ısrarlıysa bu konuda benim denetim ve otoritem altına girmeyi kabul edecektir!” Nitekim bir süre önce Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis, “AB’nin Kuzey’de hellimin standart hale gelmesi için “kontrol mekanizması” kurulması önerisini devletin (Rum) baypas edilmesi girişimi olarak protesto etmiş ve asla kabul etmeyeceklerinin açıklamıştı!
Zaten tehditler devam ediyor. AB Adalet Divanına gideceklerini söylüyorlar… Ne var ki son günlerde tekerlek bizden yana dönmeye başladı. Nihayet dört AB ülkesi KTTO’nun altında bir kontrol mekanizmasının kurulmasını destekliyorlar…
Hellim konusu çok önemlidir: Çünkü gerçekten bizim ulusal imalatımızdır. Hele keçi sütü ile koyun sütü karışımı hellim yaptık mıydı Rum’un helliminden çok daha leziz ve her halde besin değeri yüksek bir süt ürünü elde ediyoruz… Tabii buraya kadar geldikte çuvaldızı kendimize sokalım. Piyasadaki çoğu hellimlerimiz “sahtekârlık ürünüdürler!” Hiç gocunmadan bunu itiraf edelim çünkü bu ülkede hâlâ “kalite ve hijyenden önce nasıl olursa olsun yeter ki para gelsin” düşüncesi egemendir! Tutun ki bu tescil olayı hellim üretimimize de öteki ürünlerimize de bir standart getirme fırsatı sağlasın…
**********
Kısaca takıldığım: (Öğretmenim Sacit Nereli)

Allah rahmet eylesin dediğim Sacit Nereli ile ilgili ne yazabilirim diye düşündüm. “Bilmiyorsan yazma” diyeceksiniz de o benim Mağusa Gazi İlkokulu’nda bir yıl İngilizce öğretmenim olduydu… Galiba yeni mezundu çünkü çocuk kadar genç görünümlüydü.
İnsan öğretmenlerini unutmaz: Her bir öğretmenini ayrı ayrı “huyları, fiziksel durumları, iyilik ve güzellikleri”, varsa eğer “aksilikleri” ile hatırlar…
Mesela Sacit Bey sinirlendi miydi kalın camlı gözlüklerin ardındaki gözlerinden alevler püskürttüğünü hatırlarım. Fakat hiç aklımdan çıkmayan tek bir “sözcüğünü” meslek hayatımda da “metodoloji” olarak çok kullandım. Bir gün sınıfta gürültü patırdı yapıyoruz. Sacit bey sinirleniyor derken gürleyen sesi ile İngilizce “enough” diyor. Biz sus pus olurken bir süre bekliyor ve “ne demektir enough bilir misiniz” diyor? “Yeter!” Aklımdan hiç çıkmayan İngilizce kelimelerden biri oluyor. Üstelik öğretmenlikte motivasyonun ne kadar önemli olduğunu, çok sonraları mesleğe atıldığımda hep “o kelimeyi ve Sacit Nereli’yi hatırlayarak” soktum uygulamalarıma. Öğretmenim Sacit Nereli’ye Allah’tan rahmet dilerim…
































