Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İsterlerse verirler isterlerse alırlar: (Türk halkının kaderi ille de Rum’un iki dudağı arasında mı olmalı?)

Politikacı için yaptığı politika statik değildir. Sabahtan akşama değişebileceği gibi akşamdan sabaha da değişir. Nitekim yıllar önce Kıbrıs’ın egemen devleti olduğu iddiasındaki Güney Rum Yönetimi Kıbrıslı Türklere AB patentli kimlik ve pasaport verme kararı alırken “politika” yapıyordu! Yaptığı politikanın dış dünyaya ve Türkiye’ye verdiği mesaj ise şuydu: “Kıbrıs Türk halkı olarak bu adada hayat hakkı arıyorsanız Kıbrıs’ın egemen devleti olarak biz size sağlarız. Alın pasaportunuzu alın kimliğinizi ve sayemizde dünyalı olun!”

Oysa kazın ayağı öyle değildi: Kıbrıs Tük halkının hâlâ 1960 Anlaşmalarından hakları vardı ve bu hakları Rum’un tek taraflı gasp etmesi mümkün değildi! AB’nin de baskısı ile Kıbrıs kökenli olan her Türk pasaport ve kimlik hakkını elde ettiydi…
Fakat ilginçtir: Kimliğini ve pasaportunu cebine koyup Avrupalara İngilterelere uçan Türkler sahip oldukları bu olanağı tepe tepe kullanırlarken ne “Allah Rum Yönetimden razı olsun” dedilerdi ne de “minnet duygularındanı” belirttilerdi! Kısaca olay Rum Yönetiminin Devlet oluş iddiası ile örülen propagandaydı ama lafını eden tek Türk bulunamadı! Ve ol alem devam etti!
ŞİMDİ “GERİ ALALIM” DİYORLAR: Adları “Rum Akademisyenleri” imiş. Lefkoşa Üniversitesinde “AB ve Uluslararası Konular Merkezi Jeopolitik Grubu” olarak biliniyorlar. Önerileri şu: “Kıbrıs Cumhuriyetinin Münhasır Ekonomik Bölgelerine yasa dışı müdahalelerde bulunan Kıbrıslı Türkler aleyhine hukuk ve idari önemleler alınmalıdır! Ayrıca KC’nin altını oyan Türklerin dış ülkelere seyahat edememeleri için de kimlik ve pasaportları ellerinden alınmalıdır…”
ANLADINIZ DEĞİL Mİ? Türk halkına pasaport ve kimlik verirken “Tanınmış Kıbrıs Cumhuriyeti” oluşunu Türk halkı saflarında bir türlü kabul ettiremeyen Rum tarafı, bu kez “verdiğimiz gibi almasını da biliriz” politikasına sarılıyor! Dedirtmek istediği ise şu oluyor: “Bu adanın hükümdranı biziz. Karar alma ve cezalandırma yetki ve sorumlulukları bizimdir! Bize tabi olduğunuz sürece size tanıdığımız olanaklardan yararlanabilirsiniz. Yok, Doğu Akdeniz’de olduğu gibi muzırlıklar yaparsanız kaybedersiniz!
İŞTE RUM MENTALİTE VE PROPAGANDASI BUDUR! Kökeninde adadaki Türk halkını “ezmek” vardır! Ambargolar canlı örneğidir! “Pasaportlarınızla kimliklerinizi geri alırız” tehditleri de Türkleri nasıl ikinci sınıf insanlar olarak nitelendirdiklerinin ispatıdır!       

**********      
Döviz yukarı tırmandıkça: (KKTC’nin kadersiz ailelerinin ocaklarına ateşler düşüyor!)

Bir süre önce Merkez Bankası Müdürü Bilal San tahsili gecikmiş alacaklıların toplam tutar artışının 617.5 milyona ulaştığını söylediydi. Ve bankaları uyardıydı: “Önümüzdeki dönemlerde kredi verirken dünyadaki krizleri de dikkate alın…
Bugüne kadar hiçbir şey öğrenmediysem en azından “para ile oyun oynanamayacağını öğrendim…” Buna karşın en güzel seslerden birinin “para sesi” olduğunu da bilirim! Bakın neden:
FATURAYI HER ZAMAN HALK ÖDER: Açın anayasayı, açın Kamu Görevlileri Yasasını, açın sendika ve birliklerin tüzük ve kararlarını. Hep şunu okuyacaksınız: “Devlet yetişmekte olan gençlerin, mesleki kesimlerin, kamu görevlilerinin aşından işine, konut edinme hakkından öteki tüm sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına kadar yükümlü ve sorumludur… Doğan her çocuk devletin güvencesi altındadır. Eğitiminden istihdamına kadar…
Tüm bunlar yalandır: Fakat yalancı olan “devlet” değildir! Devleti “yalancı” ve “vatandaşlarının insanca yaşam hakları” karşısında aciz duruma düşüren “siyasi koşullardır!” Bu koşulların yarattığı ekonomik açmazlardır! Bunları biliyoruz! Buna karşın yine de tanınmış olağan devletlerin Anayasa ve kanunlarından aktarılan “vatandaşlık hak ve esenlikleri” ile Anayasa ve kanunlar yapmaya bayılıyoruz! Her halde bir Devlete eğer kapsamında bu olanaklar varsa Devlet deneceğinin bilindiği inancında! Yeter ki kaydı kuytu ile bir kenarda dursunlar!
HAYAT DEVAM EDİYOR AMA: Yasalar yerli yerinde duruyorlar ama insanlar yaşam hakkı peşinde koşturuyorlar! İş, aş temin etmek için uğraşıyorlar! Devletin idamelerini sağlamaları gereken çocuklarını kendi rızıklarından keserek sağlamaya çalışıyorlar! Babalar analar “geleceğin büyükleri” olacak evlatlarını yetiştirmek için kan tere batıyorlar! PEKALA SİZ BU İNSANLARIN KARŞISINA NE KOYUYORSUNUZ? İşte tek ve somut ispatında bir örnek: “Bu satırları yazarken yeni başlayan güne, yine bir heyula gibi çöken “döviz kurları” şöyleydi: Dolar 2.52, Seterlin 3.88, Euro 2.83! GEÇEN GÜN: Tüm sosyo ekonomik kanun ve kurallara karşın, Devletin himmet ve lutfuna mazhar olamadığından sonuçta benzeri binlerce aile gibi ailemizin de rehabilite etmek zorunda bırakıldığı “evladımıza,” nasılsa yapabildiğimiz bir evin dolar olarak borçlandırıldığımız aylık kredisini vermek için Vakıflar Bankasına gittiydik… Ve bir aylığı döviz kurları vurgunu nedeniyle “vatan sağ olsun” diyerek Bankada bırakıp çıktıydık!
ŞİMDİ DENİYOR Kİ. “Aman bankalar dikkat! Kriz var. Önünüze gelene kredi falan vermeyin! Kendinizi koruyun!
Pekala bu memleketin çocuk yetiştirmeye çalışan, okutup adam olsunlar diye uğraşan, işsizlik nedeniyle göç etmesinler diye evlendirip evlerini yapanlar, iş aş yoksa ceplerine harçlıklarını da koyanlar… O ana babaların fedakârlıkları karşısında ne yapıyor devlet? Sürekli artan dövizde bizim olmayan paraya karşın yine de bir ayarlama mı? Mal ve hizmetleri mi gözden geçiriyor? Düşen petrole karşın elektrik faturalarında indirim mi yapıyor? Her yıl binlercesi ile üniversitelerden mezun olan gençleri mi rehabilite ediyor?.. Kader işte!                   
*********

Kısaca takıldığım: (tuvaletleri hiç sevmedik!)
Dün Havadis’te her gün yüzlerce turistin ziyaret ettikleri ören yerlerinde hijyen koşullarına uygun tuvaletlerin olmadığından yakınan “rehberlerin” şikâyetleri yer aldıydı. “Büyük sorun!” Çünkü sadece Eski Eserler bölgelerinde değil, kentlerimizde, piknik alanlarımızda, camilerimizde, limanlarımızda vesselamı kelam tüm yerleşim yerlerimizde tuvalet sorunları vardır!
Nitekim vakti zamanında Erdoğan, KKTC’ye yaptığı ziyaret sırasında Mağusa’ya da uğramış, Lala Mustafa Camii’nde tuvalete gitmiş ki bin pişman! Çıktıktan sonra “yahu demiş bu nasıl tuvalet öyle!” Ve yanındakilere “yeni bir tuvalet yapımı için not aldırtmış.” Şimdiki tuvalet işte o ziyaretin ardından finansmanı TC tarafından karşılanan tuvalettir! Öyledir de bize ayıp değil mi? Hiçbir yerde “leş gibi kokmayan tuvalet bulamazsınız!” Veya devede kulak! Dolayısıyla yıllardır bırakın hijyen sorunları ile bakımı halledilmiş tuvaletler görmek, sıkıştınız mıydı nasıl olursa olsun yeter ki olsun diyerek gidecek bir tuvalet bulduğunuz için sevinirsiniz!.. Hadi yol yapmazsınız! Yeşili dürütemezsiniz! Çarpık yapılaşmadan ötesini beceremezsiniz! Trafiği halledemez, temizlik tertibi unutursunuz! Bari olan tuvaletlerin temizliğine dikkat edin… Yeter de artar bile!