Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Geçen haftaya baktık: (Bu memleket uğruna ne güneşler doğuyor!)

Geçen hafta, bugüne kadar vefası ile sefası  yaşanmadığı için rölantiye alınan siyasi sorun gündem olmaktan uzaklaşınca,  yerine sosyo ekonomik sorunlar yerleşti.  Hem de öyle böyle değil! Bayağı sesli soluklu…
Mesela İsmet Akim’li Elektrik Kurumu sorgulandıydı. Akim de sorgulayanları sorguladıydı ki “hah” dediydim. “İşte KKTC’de yeni bir halk kahramanı daha doğuyor!  Ki adam o kadar “biliyordu”  ki  “bu memlekette diyordu kuralları uyguladığınız zaman bunu herkes kuralsız olarak algılar. Çünkü kimse kuralın ne olduğunu bilmez!”
Dolayısıyla yıllar sonra Kıbrıs Türk halkı öğrendi ki bu ülkenin tepetaklak gitmesinin en önemli  nedeni “kuralları bilmemesindedir!”  Ne var ki Allah bir kapıyı kapatırsa diğerini açar. Nitekim açtı da.  Bir süre önce “Kıb-Tek Bağımsız ve özerk bir kuruluştur” hükmünde Sayıştay denetçilerini   “kurallar” gereği”  kapı önüne koyan Akim’i bize,  “milli kahramanımız” olarak kazandırdı… 
TABİ EKLEYELİM.  Bu Kıb-Tek dediğinizin didik didik edilen vaziyeti umumiyesi ile almış başını gider tutumunda, ha bire yapılan istihdamlardan, borçlanmalarından, akıllı sayaçlarla atılan kazıklardan falan hiç söz etmiyoruz… Ancak ekliyoruz:  “Bu ülkede en büyük sorun  hukukun üstünlüğüne dayalı kuralların bilinmemesi   değil;  kendi kişisel egosundan çıkmış  kurallarını dayatıp uygulattırıp  KKTC’ye empoze etmeye çalışan insanların yarattıkları sorundur!”
  Bazen onlar  KOP’un peşinde koşturandırlar!
Bazen Türkiye’den su gelirse Kuzey’in ekolojisi bozulacaktır diyerek müthiş iddialarda bulunandırlar!
Bazen anayasal hükümlere karşın Cumhurbaşkanı olurlarsa memleketin yapısını bir baştan başa değiştireceklerinin vaatlerini yapandırlar!
Bazen ara bölgede toplanıp şovenizmi önlemek için  ders kitaplarından Türklük, milliyetçilik gibi kelimelerin çıkartılmasını savunandırlar!       Bazen Rum tarafına geçip Türkiye dışarı Rum içeri diyendirler!
Kısaca  “onlar” yapmak yerine yıkmayı, inanmak yerine riyayı,  vatanperverlik yerine globalizmi, ulusların kaderini tayin hakkı yerine kayıtsız şartsız teslimiyeti, hak etmeden kazanmayı… Falan yeğleyenlerdirler!  Geçen hafta işte bu “hasletler” çıkıydı ortalara! 
     **********     

  Rekabet edilebilirlik:  (Her şeye karşın sırada ve potanın içindeyiz…)
Rekabet deyip geçmeyin. Şu anda “Köşeci” olarak benim de “rakibim” vardır ve ben de bir başkası için “rakip” durumda olabilirim! Kısaca sosyal ve ekonomik tüm alanlarda   “rekabet” vardır.  Futbolundan ticari firmalara,  marketlerden bakkallara,  okullardan okullara, satıcılardan alıcılara kadar… Bizatihi hayatın kendisi rekabet üzerine kurulmuş olabilir. İsteseniz de yakanızı kurtaramazsınız ne şerrinden ne iyiliğinden!
“REKABET EDİLEBİLİRLİK:” Geçtiğimiz hafta son zamanlarda Başkanı Fikri Toros’la kabuğunu çatlatmak için  uğraşan KTTO’nın 2014-15 yıllarını kapsayan  “Rekabet Edilebilirlik”  raporu açıklandıydı. Tam da ben, “KKTC nire ekonomisi nire”  dediğimin havalarında ayazlanırken, bir de baktım ki 7 üzerinden 3.68 ile 144 ülke  arasından   KKTC 114. olmuş! Bir sevindim sormayın!  Nedeni  de şu:  Demek ki KKTC tüm siyasi ve ekonomik dezavantajlarına,  tanınmamış devlet olmasına, ambargolara karşın 144 ülke arasından yine sıyrılmasını bilmiş ve 114. Sıraya girmiş.  İşte bu ifadenin altını çiziyorum. “Sıraya girme!”  “Ben de varım” iddiası! Hem de bakın nelere karşın:
RAPOR NE DİYOR.  (Önce ekonomistlerin affına sığınıyorum.  Çünkü ekonomist değilim. Anlamıyorum da!  Benim yaptığım siyasi sorunu da kapsamına almışlığı ile  Türk halkının “varlık savaşımına” olumlu ve olumsuz etkileri ile yansımasına yönelik değerlendirmelerdir.)
Nitekim  DAÜ’deki öğretim görevlileri tarafından hazırlanan ve açıklaması yapılan “Rapor” ile Fikri Toros’un açıklamaları da bu yönde olduydu.  Ki okuduğumda  “hep devam eden  o ayni sorunlar”  dediydim. Fikri  Toros ise sorunu ortaya koyarken  kesinlikle “adil ve kalıcı bir çözümle,  kendi ayaklarımız üzerinde durabileceğimiz bir yapılanmaya ihtiyacımız olduğunu”  söylüyordu.        Tabi akla şu da geliyordu. “Çözüm olmazsa temenni Edilen “sağlıklı ekonomi ile kendi ayaklarımızın üzerinde durabilmemiz” hiç mi mümkün olmayacaktır?  Ki  yeniden dikkatinizi çekerim:  “KKTC çözüm olmadan da Rekabet Edebilirlik potasına girmesini becerecek kadar başarı gösterdi!”  Nitekim Raporun içeriği açıklanırken,   “daha çok rekabet edilebilirliğe” ulaşılması için şu hususlar ortaya kondu:
BİR: KKTC rekabet edilebilinirliğin çok gerilerinde kaldı.
İKİ: Kişi başına düşen 15 bin dolarlık milli gelir de olması gereken yerde değildir.
ÜÇ: Aksaklıkların en büyüğü “verimsiz devlet bürokrasisidir!”  (Ki ben buna  Barış Harekâtı öncesinden başlayan sitemimle hep  “hantal Merkeziyetçi Bürokrasi” diyordum. Devam ediyor ki kimseler saltanatını alaşağı edemedi!)             DÖRT: Nitekim her dört işletmeden biri bu “verimsiz devlet bürokrasisinden” şikâyetçidir!
BEŞ: Ve tabi siyasi istikrarsızlık! (Ki bu raporla ilgili yapılan toplantıya Bakanlar da katılmış.  Konuşuyor ve açıklıyorlar:  “Gerekli yasaları Meclise götürdük ama çıkartamadık…”
NE DEMEK BU?  Bizi vuran ne ambargolardır ne de siyasi çözümsüzlüktür!  Bu vurma konusunda evvel Allah  “biz bize yeteriz!”
    *********  

     Kısaca takıldığım:  (Sn. Berova Mağusa’da okul yapacak arazi kalmadı!)
Mağusa’da yeni hastane yapımına karar verdiklerinde haftalarca  “uygun bir yer”  aradılardı da bulamadılardı! Sonuçta o dönemin hükümeti  Mağusa’nın  Devlet hastanesini” kent merkezinden uzaklardaki bir hali arazi üzerinde inşa etmek zorunda kaldıydı!  Oysa geçmişte  ayni hükümetle ötesi hükümetler  Mağusa’nın göbeğinde “Özele”  iki hastane inşa etmeleri için arsalar  tahsis edebildilerdi ama!
Şu anda Mağusa yine şantiye alanına döndü. Peşi peşine apartmanlar dikiliyor.  Araştırıyorum, çoğu arsalar devletin hali arazileri! Hazine arazisi dedikleri de var! Şu veya bu şekilde zamanı zemini geldi miydi “özele,  müteahhitlere” veriliyorlar.  Yahut peşkeş çekiliyorlar!
VE MAĞUSA’DA OKUL YAPACAK ARAZİ KALMADI! Sayın Eğitim bakanı Berova. Mağusa’da yavaştan bütün arsalar apartmanlarla dolmaya başladı! Mahalleler büyüyor, mahallelere yeni mahalleler ekleniyor! Buna karşın  “okul ihtiyaçları”  da artıyor. Sakarya, Karakol, Şehit Hüseyin Akil ilkokulları öğrencilerle dolup taşıyor, geriden yeni öğrenciler geliyor. Fakat yeni yapılan tek bir okul yok! Bir gün artan binalarla birlikte oluşacak mahallelerin büyük oranda okul gereksinmeleri de olacağı  kimselerin hatırına gelmiyor!  Rant aldı başını gidiyor.   Sn.  Bakan, bakanlığınızı devreye sokun. Okul inşaatı için uygun arazilerin çok geç olmadan hemen şimdiden  bakanlığınıza devrini sağlayın. Yoksa  gün gelecek çocuklarımız  eğitimlerini  okul niyetine kiralık apartmanlarda sürdürmek zorunda kalacaklar!