Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sadece Rum’un propaganda becerisi değil (Euro’nun kudretini de yabana atmayın!)

Anastasiadis’li Güney Rum Yönetimi’ni öteden beridir sorumluluğu olmayan dolayısıyla laf dinlemeyen şirret çocuklara benzetirim. Ancak itiraf etmeliyim: Bu kötü huyunu bile allayıp pullayıp satmasını biliyor! Rumlara has bir yetenektir bu! Nitekim 1974’den sonra o kaos dönemlerinin ateşleri arasından bir “Ayia Napa” çıkardılardı! Neydi Aynappa’nın özelliği ile önemi? Batı’nın çılgınlıkları ile sapıklıklarına cevap vermesi! Mesela böylesi turistik sunumu Türkiye’nin Bodrum’u da beceremez! Kaldı ki bu Rum Kıbrıs sorununun altında kalıp ezilsin! “Ne alaka” diyorsanız azıcık açılalım:
POLİTİKACILAR DA SATIN ALINIR: Kaldı ki AB oluştuktan sonra bu “vakıa” çok da olağan hale geldi! Bizse bu “olayla” Annan Palanı dönemlerinde tanıştık. Euroların nelere kadir olduğunu öğrenmekle kalmadık, politik eğilimleri bile saptayacak kadar kudretli olduklarına elledik! En basitinden kaynağımız da mesela Karen Fogg’un kitabı olduydu! Ondan daha somutu ise “çözüm aşamasında adadan ayrılacak her TC’liye on bin Euro verileceği vaadinde sandıktan evet çıkartılmasıydı!” Dolayısıyla Euroların politik eğilimleri bile saptayacak kadar kudretli olduklarını da görürken, “hey gidi para” dedikti. “Meğer sen nelere kadirsin!”
DÖNELİM GÜNEY’İN PROPAGANDA BECERİSİNE: Ne dedik? Satın alınamayacak politikacı olamayacağı gibi “kullanılamayacak” insan da yoktur! Nitekim ben öteden beridir Kuzey’de işitilen “çözüm isteriz” seslerinin hemen ardından çıkan “bu adada Türklerle Rumlar asırlarca kardeş kardeş yaşadılardı, öyleyse hadi yeniden birleşik Kıbrıs’ı oluşturalım” önerilerinin Güney patentli olduğuna inanırım! Ucunda ister kişisel çıkarlar olsun ister uçuşan paralar! Yahut alınıp satılan topraklar!
Nitekim geçmişte de yaşadıktı. Rum tarafında çalışırken nemalanan Türklerle, Türk bölgelerindekiler arasında kıyasıya tartışmalar olurdu! Onlar için tek suçlu Dr. Küçük’tü! Aradan çekilse Türk ve Rumlar kardeş kardeş yaşayacaklardı!.. Bu imajı yaratıp o Türkleri kullananlar ise kendilerine her türlü olanağı sağlayan Rumlardı! Tutun ki Türk halkı bünyesine soktukları Truva atının karnındaki insanlardı onlar!
UZUN LAFIN KISASI: Kuzey’de bugün de o “Truva atı” vardır! “Karnındakiler” de dün olduğu gibi yine o Rum propaganda ve olanaklarından dolayısıyla AB’nin eurolarından yararlananlardır! Yani diyorum: O “barışçı çözüm” lafları ile sarmalanmış ucuz reklamları yutmuyorum yahut yutmuyoruz!          
**********

Gelin kendimizi sigaya çekelim: Rum bizim yerimizde olsaydı!

Geçtiğimiz günlerde “tüm adanın devleti olduğu iddiasını sürdüren Cumhurbaşkanı Anastasiadis Rusya’ya uçtu ve Putin’le görüşerek 11 maddelik bir anlaşma imzaladı. Dün bu anlaşmaya değinirken “içinde yok yok” dediydim! Şimdi gelin (tehlikeli olmasına) karşın bu anlaşma ile Güney’in neler kazanacağına kısaca bakalım.
Bilimsel ve teknik iş birliği. Teröre ve uyuşturuculara karşı ortak mücadele.
Savunma ve denizcilik alanlarında iş birliği. Eğitim, teknoloji, ticaret, enerji, taşımacılık, tarım kültür, turizm alanlarında mali iş birliği.
“Araştırma Merkezleri” arasında bilim kültür alanlarında iş birliği. Ayrıca Rum sermaye piyasası Komisyonu ile Rusya Merkez Bankası arasında iş birliği memorandumu…
Karşılıklı cazip yatırımlar, Lefkoşa Üniversitesi ile Moskova Uluslararası İlişkiler Devlet Enstitüsü arasında iş birliği…
DEVLETTİR YAPAR: Ve kimse de bu Rum’a başta AB ve Amerika olmak üzere Ukrayna sorununu da hatırlatarak “Rusya ile neden böyle aşna fişne oldun” diye soru sual etmez! Hele Rum halkı hiç etmez çünkü daha şimdiden Güney’e gelecek Rus turistlerin ve de Rus gemilerinin bırakacakları paraların hayallerinde avuçlarını ovuşturuyorlar!
BİZ NEDEN TÜRKİYE İLE KAVGA EDİYORUZ? Rusya nire Güney nire? Gelelim bize: Türkiye’den başka tanıyanımız, güvencemiz, dışa açılan kapımız yok! Artı bütçemizin de velinimeti!
Yani diyoruz “Rum’un Rusya’sı varsa bizim de Türkiyemiz var!” Hayır yok! İşte ispatı:
1974’lerden beridir iki ülke arasında artık sayılarını unuttuğumuz kadarı ile mali ve ekonomik protokoller yapıldı! Bir tekinin de doğru dürüst uygulandığını ne işiten oldu ne gören!
1974’lerden beridir iki ülke arasında süregelen Mersin Limanı ve Gümrüğü sorunu vardır! Bugüne kadar bu sorunun çözüme ulaştırıldığını ne işiten vardır ne de gören!
1974’ten beridir KKTC’ye TC tarafından yatırımlar olayı vardır. Bugüne kadar bu yatırımların kavgasız tartışmasız halledildiğini ne işiten vardır ne de gören!
1974’ten beridir TC’den KKTC’ye iğneden ipliğe her bir emtia ithal edilirken, KKTC’den TC’ye tırnağı kadarı ihracatın yapıldığını ne işiten vardır ne de gören! Vesaire…
KISACA: Güney Rum’u bir gecede askeri, ekonomik ve turizm yönünden kendini ihya edecek yığınla anlaşma yapabiliyorken, biz 1974’den beridir Türkiye ile kavga ediyoruz, hayret, Türkiye de bizimle kavga ediyor! Ki KKTC dediğiniz ne ki? Bir avuç toprak parçası üzerine serpiştirilmiş yerleşim yerleri ile 3 bin kilometre karelik bir yöre! Ve biz bu küçük toprak parçasında kendimizi öğütüp ufalarken Türkiye’yi de karşımıza alıyoruz! (Tabii o da bizi!) Olacak iş değil! FAKAT DÜŞÜNÜN: Şu Rum’un tırnağı kadar becerimiz olsaydı yahut Rum’un arkasında Türkiye gibi bir güçlü ülke olsaydı diye düşünün! Düşünün bakalım ne olurlardı!

**********

Kısaca takıldığım: (Şu Slovakya Büyükelçisi ve şovenizme yönelik yeni tedbirler!)

Galiba 25 yıl oldu. Önceleri Çekoslavakya Büyükelçisi idi. Sonra federasyonken güle oynaya ayrıldılar, bu kez talihimize Slovakya’nınki düştü.
Önceleri ve yıllarca çözüm için uğraştılar. Rutin aralıklarla Türk ve Rum siyasi parti temsilcilerini bir araya getirip Kıbrıs sorununu çözmek için zemin yaratmaya çalıştılar!
Kör şeytan! Slovakya Büyükelçileri çözüm çözüm diye toplantı üstüne toplantı yaptıkça çözüm umutları da yitti, müzakere masası da gitti!
Galiba Slovakya’nın kadın Büyük Elçisi Oksana Tomova artık iyicene umudunu yitirmiş olacak ki rotayı değiştirdi. “Nasılsa çözüm olmayacak bari öyle bir şey yapayım ki beter olsunlar” dedi ve de son toplantısını bizim TDP’nin adını koyduğunca “Kıbrıs Sorununun Çözümünde Eğitimin Rolü” başlığı ile masaya yatırdı.
Hedeflenen ise şu: Eğitimde ırkçılığı kaldırmak! Yetişen nesilleri şovenizmden kurtarmak! Sonra da sorunu çözmek! Diyeceğim şu ki yeni ders kitapları basımlarına hazır olun! Bakalım bu kez kitap sayfalarından neleri çıkartıp atacaklar! Mesela en başta “Türk” kelimesini! Çok iyi olur! Yerine “Kıbrıslı”yı koyarsınız! (Bu konuda önerilerime devam edeceğim, çok beğeneceksiniz.)