Dün Türkolog Muduras’ın Kıbrıs siyasi sorununu Türkiye faktörü üzerinden değerlendirmesini yorumlamaya çalışmıştım… Muduros Kuzey’e değişik vizyonla baktıydı. Söylediği bir “ilkti” ve diyordu ki Türkiye Kuzey’de hem TC kökenli nüfusu hem de yatırımları ile özerkliğini kökleştirmeye çalışıyor…
Muduros’un bu değerlendirmesi, siyasi sorunun çözümsüzlüğü ile AB ve Amerika ile Garantör ülke olan İngiltere’nin de artık canlarının sıkılmaya başlamasının etkileri vardı! Çünkü Orta Doğu ile Doğu Akdeniz kıyılarına açılan ülkeler arasında kanı akmayan bir tek Kıbrıs kaldı benzer badireye düşmesinden korkuluyor! Ve Muduros da korkuyor! Çünkü:
Geçmişte çözümsüzlüğün sorumlusu olarak rahmetlik lider Denktaş’ı töhmet altına iterlerdi. Şimdi o töhmeti sırtına yükleyecekleri bir sorumlu arıyorlar ve bir de bakıyorlar ki bu Anastasiadis’li Rum tarafıdır! Nitekim:
İNGİLİZ YÜKSEK KOMİSERİ DE DAYANAMADI: Son günlerin olayı biliniyor. İngiliz Yüksek Komiseri Türklere uygulanan ambargoların kaldırılması gerektiğini söyledi, Rum tarafının hışmına uğradı. Anastasiadis adeta Tood’a “haddini” bil diyerek, “asılsız laflar etme” uyarısında bulundu! Bu konuda Dışişleri Bakanı Özdil Nami ise Rum tarafını “müzakerelerin sonuçlanmamasının faturasını Türk tarafına kesmeye çalışmakla suçlarken” bir kez daha çağrıda bulunarak, “hedefin kapsamlı müzakereler olduğunu” söyledi…
BATININ ASIL KORKUSU: Rum tarafı Ukrayna sorununun yaptırımlara kadar varan ciddiyeti ile AB’nin hassasiyetini dikkate almadan Baf’taki Andreas Papandreu Üssü’nün Rusya’ya açılmasına hazırlanıyor. Böyle bir durum gerçekleşirse tutun ki adadaki İngiliz üslerinin dolayısıyla NATO’nın yamacında Rus üssü bitecek! Olacak iş değil! İngiltere’nin bir tepkisi bundan!
Anastasiadis ise çapını aşan tehlikeli işlerle uğraşıyor ve tabi ki hem korkutuyor hem de bıktırıp usandırıyor! Komiser Tood’un çıkışı bu tedirginliğin bir sonucu…
TAM ZAMANIDIR. Rum tarafının siyasi falsolarının yarattığı sabır taşıran olayların yoğunlaştığı bu devrelerde, TC ile KKTC’nin yeni ve etkin politikalarla devreye girip en azından AB’ye daha bir yakınlaşması gerekir diye düşünüyoruz.
**********
Devletin otoritesi: (Tepeden tabana mı iniyor?)
Seslisi, eşeklisi, yumurtalısı, hıyarlısı, feryatlısı falan vardı ama “zincirlisi” yoktu! Demek ki “eylemlerde çareler tükenmez!” Artık hükümetle iyicene karşı karşıya gelen sendikalar “ya sen ya biz” inadına bindiler…
Aslında hükümet kendi mevzilerine çekilmiş hemen her kesimin salvo atışları altındadır! Ve artık bu eylemler “gösteri hakkı” ile “demokrasiyi” aşmış tutun ki sendikaların “ya dediğimizle istediğimiz olur yahut gidersiniz!” uyarılarına dayanmıştır! Bugüne kadar eğer hükümet bu eylemlere karşın “gitmeyip” hâlâ görevde ise kapısına dayanan Sendikalara, Birliklere “istediklerini” verdiğindendir… Nereye kadar ama!
ŞU GÖÇ YASASI DEDİKLERİ: Bakın şu açıklama KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel’e aittir. “Göç Yasası’nı durdurmak yerine hayat pahalılığı ödeneğini de durdurarak tüm çalışanları bu yasa içine koyamaya çalışıyor… Hükümet toplumu zincirli köleler haline getirmeye çalışıyor… Yaptığımız zincirli eylem de bunu sembolize ediyor… Her fırsatta kaynak yoktur diyen hükümet zenginlere, izaz ikramlara, üçlü atamalara kaynak bulmaktadır!.. Hükümet artık gerçeklerle yüzleşmeli, halka ses vermelidir. Aksi halde ülkede toplumsal barış bozulacaktır…”
HÜKÜMETİN HEDEFİ BU MUDUR? Gerçekten sendikaların iddia ettiği gibi tek Sosyal Güvenlik Yasası’nı delip değiştirmeden çalıştırmak mıdır? Gerçekten hayat pahalılığı kısıtlamalarına giderken yeni bir mali politika mı oluşturmaya çalışmaktadır?
Yoksa Ankara fena halde sıkıştırmaya mı başlamıştır? Öyle ya? Her ne kadar Mungan gelecek yıllarda artık memurumuzu biz ödeyeceğiz demiş olsa da bugün yaşanan gerçek, devletin gelirinin yeterli olmadığı ile TC’den katkı sağlanmadan Maliyenin çarklarının dönmeyeceğidir…
Parasız hükümet olmaz! Olursa bağımlı olur! Nitekim Yorgancıoğlu hükümeti beğense de beğenmese bu devlet şu anda Ankara’sız parmağını bile oynatamaz! Bu gerçeği bilmeyen de yoktur! Dolayısıyla sendikalar da bilir!
O HALDE NEDEN BİNDİRİYORLAR? Farkındaysanız aynı sendikalar son zamanlarda “özel sektörle” de kavga ediyorlar! Haklı yanları yok değil! Buna karşın anlayamadık:
Mesela deniyor ki: KKTC’de 84 bin insan özel sektörde çalışıyor ama hazinenin kaymağını yiyen tutun ki kamuda çalışan 16 bin kişidir!
Mesela deniyor ki: İyi ama KTTO ile KTSO’ya kayıtlı 14 bin şirket vardır ama bunların sadece 1700’ü vergi vermiştir!
Biz de “mesela” diyoruz ki: Bu nasıl iştir? Nasıl iştir ki hükümet 4175 gelir vergisi beyannamesinden tırnaklık gelir elde etmezken bir yandan da bitmez tükenmez teşvikler, kredilendirmeler, borçların ertelenmesi, borçların takside bağlanması, primler, yardımlar… Kısaca her vesileyle “ulufeler” dağıtmaktadır?
Mesela diyoruz ki: Bu devlet ekonomi politikasına, plan program ve imzalanan protokollerine karşın, “Telekomünikasyon sistemine bile sahip çıkamıyor, çıkamadığı için de “memlekette özel sektörün fiberoptik sistemini oluşturması söz konusu oldukta kıyametler kopuyor! Nitekim Telekomünikasyon kendi acizliği ile kısırlığını kamufle etmek için GSM operatörlerinin fiber optik bağlantılarına karşı karşı çıkıyor hatta belediyeleri tehdit ederek sınırlarınızın içlerinden geçmelerine izin vermeyin uyarısı yapıyor! O zaman merak etmez misiniz?
DEVLET KİM? Zannedersem artık KKTC’de kim yaşıyorsa, kim iktidarda ise, kim STÖ’ü yahut yetkili etkili ise bu soruya cevap vermek zorundadır! Çünkü böyle devlet olmaz!
***********
Kısaca takıldığım: (Ne gaile ne gaile. Su geliyor mahvolduk!)
Yıllarca “su, su” diye feryat ettik! Kuraklık Sigortası oluşturduk! Yağmur dualarına çıktık! Sulamada tasarruf yapmak için yeni teknikler uyguladık! Türkiye’nin DSİ’den yardımlar aldık! Türkiye’nin yaptığı göletleri törenlerle açtık!..
Ve bir gün müjdeler verdiler: TC’den borularla KKTC’ye yılda 75 milyon metre küp su akıtılacak! Sevindik fakat uçamadık!
O gün bu gündür: “Hadi canım gelsin de görelim” dediler!
Vakta ki geleceği kesinleşti bu kez de “gelirse kimse parasal faturasını ödeyemez” dediler! Sonra baktılar ki o parasal fatura önemli değil, “iyi ama bu su gelirse ekolojik dengeleri bozmayacak” mı dediler? Tam “Velahavle alâ kuvveti” deyip zırlanırken bir de baktık ki Güney’den de bir ses: “Rum Yönetimi Çevre Komiseri Papayiotu açıklama yapıyor ve diyor ki “bu su projesi çevreye çok zarar verecektir! Üstelik su gelince adadaki toprak fiyatları artacak, onlar artınca mal ve hizmetler de artacağından pahalılık baş gösterecektir!”
EY ALLAHIM: Aklıma mukayyet ol! Sanırsınız ki adaya Nil Nehri’nin suları dökülecek! Yahu bunun şurasında bir içimlik su o da boruların içinde! Kapatırsın musluğu ne akar ne işe yarar! Dam altından geçseniz başınıza kiremit düşecek diye feryat edersiniz! Ne biçim bir ruh halidir bu!
































