Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İki halkın güven duyacakları çözüm iki ayrı bölge gerçeğinin kalıcılığındadır

Belki  “geçmişte kaldı” denecektir ama eğer Rum tarafı  “evet”  deseydi kalmayacaktı!  Can sıksak da yine şu Annan Planından söz ediyoruz  çünkü tam sırasıdır.
HEP UNUTUYORUZ!   Hatırlattıklarında, “Annan Planının”  kabulü halinde BM’ler Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’ta bir Barış Gücü faaliyetini sürdürmek konusunda karar alacağını” hatırladıydım! Buna göre    her iki kurucu devlet anlaşıp onaylamadan ve bu konuda karara varmadan, BM’ler Askerleri  adada kalmaya devam edeceklerdi!  Tüm Rum ve Türk askeri kuvvetleri ile silahları da   lağvedilecekti!
Hatta 7 bin kişilik  tam donanımlı bir BM’ler Askeri Gücünün adada görev yapacağı,  güvenliği sağlamak için ateş açma, çıkacak olaylara  müdahale etme hakkını da kullanacağı söyleniyordu…
Bu arada  “üç eski garantör ülke” kendi aralarında bir  “İzleme Komitesi”  oluşturacaktı,  vesaire…
BM’LER “ASKERİ DENETİMİNE” NEDEN GEREK DUYULMUŞTU?  “Annan Planı” çerçevesinde de  olsa henüz kimseler Türk ve Rum halklarının  “barış içinde”  yaşayabileceğine  inanmıyorlardı!  Dolayısıyle bir “geçiş dönemi” olacak,  tarafların ne kadar uslu olacakları test edilecekti! Bu sınav dönemini de  BM’ler Barış Gücü  güvence altına alacaktı!
Neyse ki Rum tarafı  “hayır”  dedi  de Kıbrıs Türk ve Rum halkları arasında kopacak bir arbede olasılığı nedeniyle duyacağımız korkulardan  kurtuluverdikti!
HADİ BİR BAŞKA GERÇEĞİ DAHA HATIRLATALIM.  Metehan sınır kapısının açılması  Annan planı referandumundan  önce gerçekleşti. Her halde her iki tarafın da  “plana evet demesi” için güven yaratıcı bir önlemdi!  Sonuçta Türkler Güney’e  Rumlar Kuzey’e aktılardı! Aradan on beş yıl geçti. Soralım:
Bu süre içinde Kuzey’le Güney arasında müzakerelerin zorla ve ite kaka  başlatılmasından öte Türk ve Rum halkları açısından herhangi bir siyasi yumuşama oldu mu?
Her ne kadar bu süre içinde Rumlar Kuzey’e  Türkler Güney’e geçtilerse de  çok “minimize  ve marjinal” bir kesimden gayrı iki halk birbirleri ile dostluk kuracak,  anlaşacak,  birlikte yiyip içecek bir sosyal kaynaşma  yaratmayı başarabildi mi?
Yine çok “nadide  bir gençlikten” gayrı Türk ve Rum gençleri  kaynaşıp o gençliğin kaçınılmaz ve çok olağan  “hayatlarını”  birlikte yaşayabildiler mi?
  Yine çok  “minyatür” bir kesimden gayrisi bugüne kadar Rum arkadaşları ile ister Güney’de ister Kuzey’de ayni masalarda  buluşup hora tepebildiler mi? 
Rum tarafı Türk tarafına hangi  alanlarda iş birliği elini uzattı ki?  Sporundan kültürel olaylara kadar!
UZAR GİDER:  Ve şu sonuç çıkar! Bu adada  “birleşik Kıbrıs”  yaratmak hayaldir!  Rum’la dost olmak rüyadır!  İşbirliği yapabileceklerine inanmak halüsinasyondur! Ha bu adada Türk halkı ile Rum halkı birlikte yaşayamaz mı? İşte formülü:  Sınırları güvenceye alınmış  iki  bölge iki ayrı devlet gerçeğinde… O zaman bakın bu iki halk iki ayrı bölge güvenliğinden dolayı nasıl kaynaşır,  nasıl ayni masada yer içer, nasıl iyi komşuluk ilişkileri kurar… 
     **********
Cumhurbaşkanı adayları:  (İsterlerse tüm sorunları neşterleme fırsatını kullanabilirler)

Cumhurbaşkanları adaylarımıza bir de  ellerine geçen “fırsatlar”  yönünden bakıyoruz. Mesela fırsat bu fırsattır:
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşlerini ortalara serebilirler!
Çözümsüzlüğü nedeniyle hantallaşmış KKTC bünyesinin  yapısal kusurlarını bircik bircik neşterleyebilirler!
Nasıl bir çözüm istediklerini  detaylarına kadar anlatabilirler!
KKTC halkını “çözümsüzlük” içinde de olsa tüm kurumları ile ayağa kaldıracak görüşlerini halkla paylaşabilirler!
Her hal’ü  kârda  KKTC’nin  kalıcılığını varsayarak  nasıl bir sosyo ekonomik model uygulaması  gerektiğini anlatabilirler!
Halkla  hükümet arasında sürüp giden anlaşmazlık ve güvensizliklerin nedenlerini anlatıp çareler üretebilirler.
STÖ’lerinin işlevleriyle, yarar ve zararlarını tartışmaya açabilirler.
DENECEK  Kİ  “İMKÂNSIZ!”  Çünkü Anayasal  yetkileri kısıtlı     Cumhurbaşkanı istese de  bu “sorunları” gündem yapamaz! Biz de bunu söylüyoruz ve diyoruz ki   “en azından Kıbrıs Türk toplum katlarında ne olup  ne olmadığımızla,  nereye varıp  neyi amaçladığımızın tartışma ortamlarını açarız.” 
OYSA:  Asıl  işlevleri Kıbrıs siyasi  sorununu müzakerelerde müzakereci olarak yüklenecek olan Cumhurbaşkanları adaylarımız henüz  “nasıl bir çözüm murat ettiklerini” bile  anlatmadılar!  Bunu “KKTC’de türlü çeşitli çözüm anlayışına sahip seçmenlerin olduğu” hükmüne bağlıyorum.
Mesela müzakerelere fiilen katılmış  Özersay’ın hazır halkın huzuruna çıkmışken onca yıllık deneyimlerine ve o masalarda Rum tarafını artık iyicene tanımışlığına dayanarak,  görüşlerine iddialarını katıp,  “bu adada bu Rum kafası değişmedikçe çözüm ancak şöyle olabilir”  demesini çok bekledim…
Mesela CTP adayı Sibel Siber’in partisinin resmi görüşü olan İki Bölgelilikle  iki toplumluk esası üzerinde oluşacak bir çözümü canı gönülden savunmasını da beklerim…
Fakat bu beklentilere karşılık  bir seçmen kitlesi de   “Birleşik Kıbrıs efkârına dayalı tek devletli bir federal çözüm” lafı duymak istemektedir bunu da bilirim!
O ZAMAN TARTIŞIN:  İlle de televizyon ekranları olacak diye bir koşul yoktur. İşte meydanlar işte oluşturulan topluluklar.  Nasıl bir çözüm istediğinizi anlatın ki  oyumuzu  “öyle de olur böyle de”  olasılıklarına yahut   adaylara duyduğumuz “sempati ile antipatiye”  göre değil,  gerçeklere göre atalım sandıklara…                      **********
Kısaca takıldığım: Tuhaf bir iş!

İşitince kafam karıştı: Hükümet karar almış dışarıda part time çalışacak üniversite öğrencilerinin Sosyal Sigorta ve ihtiyat Sandığı primlerini ödeyecekmiş. İlk aklıma gelen şunlar oldu: 
BİR:  İstese de her  öğrenci böylesi bir olanaktan yararlanmak için dışarıda part time çalışacak kendine göre bir iş bulabilir mi?
İKİ: Üniversiteye giden kız öğrenciler bu yasadan yararlanacak olanaklara sahip mi?
ÜÇ: Hem üniversitede hem  dışarıda  çalışan öğrencilerin   gerekli denetimleri doğru düzgün yapılacak mı?
DÖRT: Bu yasadan tüm öğrenciler mi yoksa sadece KKTC yurttaşları mı yararlanacak?       BEŞ:  Üniversiteden mezun olan binlerce öğrenciye iş bulamayan devlet üniversitede okurken dışarıda çalışan öğrencilere böylesi bir himmette bulunuyorsa  insanın sorası geliyor:  “Hazinesi nanay devletin tasarruf etmesi gerekirken,  bu tip kararlar bonkörlük olmuyor mu?”
Dahası çok adil bir karar gözükmüyor, yarasa yarasa Afrika’dan gelen öğrencilere yarar!