Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

27-28 Ocak olayları: (Türk halkının ilk özgürlük ve egemenlik başkaldırısı)

1958 yılında Türk halkı ilk kez adadaki İngiliz sömürgesine baş kaldırmıştı… Her yıl mücadele ve şehitler haftası olarak anılan 27-28 Ocak olayları da bu “başkaldırının” sonucudur. Nitekim bugüne kadar ben de her yıl değilse bile zamanı zemini uygun düştükçe 1958’in Ocak 27-28 günlerinde yaşadığımız olayları sütunumda anlatırım. Belki sürekli “tekrar” olurlar ama olsunlar… İnsanlar bir ömür birbirlerine yaşadıklarını anlatırlar. Zaten tarih de sürekli anlatılıp yazıldığı için oluşur…

NEYDİ 27-28 OCAK OLAYLARI: Benim bu olaylarla ilgili öteden beri süregelen bir iddiam olduydu. Zaman zaman tekrarlamama karşın bir kez daha tekrarlıyorum. “27-28 Ocak olayları İngiliz sömürge İdaresinin Türk halkını uykusundan uyandırmasıydı!”
“Dikkat edin siz bu kadar pasif davrandıkça Rum tarafı tüm Kıbrıs adasının üzerine yatacak” demek gereğini duymasıydı!”
“Bunun için de Türk halkını tahrik etmesi ve 27-28 Ocak olaylarını yaratmasıydı!”
ÇÜNKÜ: İngiliz sömürge idaresi 1958’de EOKA Tethiş Örgütü’nü tamamen bitirmiş, buna karşın adayı terk etmek için de son karar aşamasına gelmiş ve devri teslim sancılanması başlamıştı. Bu arayış içindeki “Taksim” fikri de İngiliz’in olmalıydı… Nitekim Son Kıbrıs Valisi Foot 27 Ocak günü İngiltere Dışişleri Bakanı Selwyn Lloyd ile birlikte Ankara’ya gitmiş Türkiye Dışişleri Bakanı Zorlu’ya Kıbrıs’taki son durum hakkında bilgi vermişti…
Vali Foot 1957’de göreve başlamıştı. Ancak rüzgârlar ters esiyordu. Büyük olasılıkla Ankara İngiliz’in adayı terk etmesinden sonra Türk ve Rum halklarının nasıl bir yönetimle Kıbrıs’ı paylaşacakları konusunda bir fikre sahip değildi. Ancak “ada taksim edilecektir” lafları Türkiye efkâr’ı umumiyesini de ayağa kaldırmış, sık sık “Taksim” sloganlarının atıldığı büyük mitingler yapılıyordu.
Asıl sorun şuydu ama. (Onu da Türk halkına Kıbrıs Tarihi ve “mücadele yıllarımıza” ait yazdığı kitapları ile çok büyük hizmetlerde bulunmuş Ahmet Cemal Gazioğlu’nun “İngiliz Yönetiminde Kıbrıs – Enosis’e karşı Taksim ve eşit Egemenlik” adlı kitabından aktarıyorum.)
“… Vali Foot göreve başladığı 3 Aralık 1957’den beri İngiliz planı ve bu Planının “Taksimi” dışlayacağı haberleri gelmekteydi. Bu nedenle İngilizlere karşı Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu içinde bir güvensizlik ve öfke havası esmekteydi… Bağdat Paktı zirvesi nedeniyle Ankara’ya giden İngiliz Dışişleri Bakanı ani olarak vali Food’u da Ankara’ya çağırması Kıbrıs’la ilgili kesin kararlar alınacağı izlenimini veriyordu. Bu nedense 25 Ocaktan sonra tüm gözler Ankara’ya çevrilmişti… 27 Ocak tarihli Bozkurt gazetesindeki manşet haber 26 Ocak gecesi geç saatlerde yani daha gazetenin baskısı yapılırken “işitilen” bir haberdi ve Ankara kaynaklıydı. Haber “İngiltere’nin Taksimi kabul ettiği ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu tarafından açıklandığı” şeklindeydi…
(Gazioğlu bu haberle ilgili şu bilgiyi de veriyor: “Halbuki haberin içeriğini incelediğimizde açıkça görüleceği gibi bu gazete tarafından yanlış yorumlanmış ve hatalı bir başlıkla manşete çekilmişti. Nitekim 27 Ocak tarihli Bozkurt gazetesinin iri harflerle boydan boya manşete çıkardığı haberin başlığı şöyleydi: “Zorlu’nun çok mühim beyanatı: İngiltere Taksimi Kabul etti…”
27 OCAK OLAYLARI İŞTE BU HABER NEDENİYLE BAŞLADI: Haber manipüle edilmiş de olsa sabah Bozkurt Gazetesi’nin manşetine çıkınca Lefkoşa’da bomba gibi patladı. Sevinç büyüktü ve kutlanması gerekirdi… Önce gençler ayağa dikildilerdi. Ellerinde Türk bayrakları “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganları ile çoktan yolları tuttulardı. Daha sonra sinema salonunda toplanıp Girne caddesinde yürüdüler, Rahmetlik Dr. Fazıl Küçük’ün evi önünde sevinç gösterilerinde bulundulardı.
(Yine Gazioğlu’na dönüyorum: Gazioğlu kitabında bu gösterilerin TMT’nin üç kurucusundan biri olan Kemal Tanrısevdi’ye istinaden TMT tarafından organize edildiğini yazar… Ancak yine Gazioğlu, bu iddiayı TMT’nin bir diğer kurucusu olan Denktaş’a sorduğunu fakat Denktaş’ın “doğru olmadığı” cevabını verdiğini de ekler…)
Kısaca 27 Ocak’ta Lefkoşa’da başlayan “Taksim gösterileri” kendiliğinden oluşup gelişmiş bir halk hareketi de olabilirdi…
NE VAR Kİ İNGİLİZ POLİSLERİ BU MASUM SEVİNÇ GÖSTERİLERİNİ ÇOK KANLI BASTIRDILAR. (Bu kez kendi iddiama dönüyorum: “İngiliz Türk kanı akıttı ki adada sadece Rum halkının olmadığı gerçeğini dünya aleme duyuversin! Amaç adadan ayrılırken yeni bir yönetimle yeniden kurulacak Kıbrıs’ta Türk halkının da “varlık” olarak Yönetimde yerini almasıydı… Kısaca adayı tümden Rum halkının egemenliğine sokacak bir Kıbrıs Devleti oluşumunu önlemek istiyor ve bunu geleceğin felâketi olarak değerlendiriyordu!)
28 Ocak günü: O sabah Kıbrıs Türk halkı 27 Ocak günü meydana gelen olayların matemi ile uyandıydı. İngiliz Emniyet güçleri Girne Caddesi’ni darmaduman etmişti. Sayıları binleri aşan Türk ahali o caddede on iki saat gösteri yapmıştı. Yüzlerce göz yaşartıcı bomba atılmış, adeta sokak savaşı verilmişti. Bir İngiliz askeri çipi üç Türk yurttaşını çiğnerken, üç polis otomobili de Türk göstericiler tarafından yakılmışlardı…
Gazeteler bu haberleri manşetlerden veriyorlar Türk halkı saflarında ilk kez yaşanan bu büyük kargaşayı tutun ki tarihe kaydediyorlardı. İngiliz cipinin basarak ezdiği dört yurttaştan Mehmet Ahmet hemen şehit olurken, Şerife Mehmet adlı kadın da kaldırıldığı hastanede daha sonra şehit oluyordu… Sinirler gerilmiş, infial büyümüştü. 28 Ocak günü de Lefkoşa’da gösteriler devam etti! Bu kez İngiliz güçleri göstericilerin üzerine kurşun yağdırdı. Dur emrine uymadıkları gerekçesi ile 20 yaşında Mustafa Ahmet, 19 yaşında İbrahim Ali şehit olurlarken, 20 yaşındaki Sermet Ali Kanat da kaldırıldığı hastanede şehit oluyordu…
28 OCAK GÜNÜ MAĞUSA. (BEN DE ORADAYDIM:) Lefkoşa’daki olaylara paralel Mağusa surlar içinde “ya taksim ya ölüm diye” yürümüş, Akkule Meydanı’na gelmiş dağılacağız, baktık ki bir manga İngiliz askeri Mağusa Kapısının altında ellerinde silah duruyorlar! Oysa dışarıda kalabilirlerdi! Fakat hayret edilecek bir inatla “İngiliz tahriki” devam ediyordu! (Yaşadığım bu olayları önceleri de detayları ile yazdıydım. Bu kez “kısaca” diyorum.)
Öğleden sonraydı. Mağusa Kapısı’nın tam karşısındaki Tatlıcı Hasan’ın dükkânın olduğu kapıya bakan dükkânlar sırasında kümelenmiş, İngiliz askerlerine taş atıyorduk. Onlar da göz yaşartıcı bomba atıyorlardı. Mahalleden komşumuz Rahmetlik Kurtuluş’lu Fuat Yusuf’la birlikteydik. Kuş lastiği ile taşlar atıyorduk ki “fire” diye o sesi duydum. Ardından silahlar patladı. Fuat Yusuf yanımda yere yığıldı. Şehit olduydu. Öteki şehidimiz Litrangomili Safa Muharrem’di.
Kısaca iki günde yedi şehit verdikti… Daha sonra yüzlercesi ile vereceklerimizin ilk şehitleri…
NE DİYORSUNUZ? O günleri, bugüne kadar olagelenleri unutalım mı? Bağışlayalım mı? “E canım oldubitti ilânihaye kaşıyıp kanatalım mı?” “En önemlisi ve mesela şimdilerin Güney Rum liderlik ve halkına inanalım mı?” Olur! Fakat “iki ayrı bölge gerçeği ile Türkiye güvencesinde!” Çünkü bir daha ne 27-28 Ocak’ları yaşamak istiyoruz ne de 1974’leri! İki bölgelilik ötesi tüm çözüm alternatifleri zırvadır!