Komünizmin son trendi Çin’in “Mao”su idi… Öncesindeki Kübalı Fidel Kastro’yu da unutmamak gerekir… Bir devrede Çhe Guevara’lı devrimci rüzgârlar da estiydi… Çhe Guevara Türkiye’de 1967 Kuşağının sembol önderiydi…
İkinci dünya savaşından sonra Amerika ile Rusya arasında başlayan soğuk savaş tutun ki “kapitalizmle”, “Marksist Leninist” izm’ler tartışmalarında yeni bir dünya arayışına çıktılardı… Amerika emperyalist, Rusya Komünist, Çin revizyonist derken, “izm’lerle akımlar” içinde boğulduyduk! Aslında var olan tek gerçek şuydu: İşsiz ve karnı aç olanlar komünist, tuzu kuru patronlarla kompradorlar da kapitalist!
Fakat sanayileşme ile ticaret artıp paranın tadı ile sahipliğine varıldıkça ne ideoloji kaldı savunulacak ne de “devrimler” kaldı uğruna ölünecek! Nitekim son noktayı “prestoyka ve glasnost” yani “yeniden yapılanma ve yenilenmelerle” Gorbaçov koyduydu… Rusya’nın demir perdesi kalkarken, Amerika da rahat bir soluk aldıydı…
Tabii biz de rahatladıydık! Komünizm ve sol içerikli “risaleleri” kitaplıklarda elimizin ulaşamayacağı yerlere koyarken artık “birbirimize nasıl kazık atarak daha varlıklı olacağımızın” kapitalist formülleri peşinde koşar olduyduk!
TABİİ BİLİYORSUNUZ: Yukarıda artık çoktan unutulup gitmiş, yerine globalizmin, kompüter çağının, internet dünyasının “işte asıl büyük devrim bunlardır” dediğimizin 21. yüzyılını ikame ederken, tutun ki kısacık cümlelerle anımsattığım ve doğrusu artık benim de anımsamadığım o “geçmiş” çok gerilerde kaldı! “Maziye bak, bir zamanlar ne kadar şendik” bile diyemiyorum gayrı!
VE TAM BU BÜYÜK DÜNYA DEĞİŞİMİNDE CİRAS ÇIKTI SAHNEYE: Ve şunu hatırlattı: Ne komünizm öldü ne de sosyalizm! Nitekim haberler müthiş! Kaybettiği oyuncağını ansızın yeniden bulan çocuklar gibi sevinen, ruhları Solla kalaylanmış kesimlere büyük heyecanlar bastı! “Eğer Yunanistan Sosyalizmi diriltmişse demek ki ölmediydi! Ölmemişse demek ki biz de diriltip yaşatabiliriz!”
ACABA ÖYLE Mİ? Tabii bizim “öyle ya da böyle sanmamız” laf ola beri geledir! Dolayısıyla dünya efkârı umumiyesini kokluyoruz: Ve görüyoruz ki kuşkular artarken, AYRIZA partisinin “acar çocuğu” Çipras’a şans tanımayanların sesleri daha çok işitiliyor!
Ha Çipras’ın renkli ve sol kişiliği Kıbrıs siyasi sorununa nasıl mı yansır? Bugüne kadar nasıl yansımışsa öyle! Gökten tanrılar tanrısı Zeus gelse Rum halkı ile Yunanistan’nın Kıbrıs siyasetini kimse değiştiremez. O kadar sağlam “ana-evlat” bağı ile bağlıdırlar!
**********
Mustafa Arabacıoğlu haklı mıdır? (Yerden göğe kadar diyoruz…)
Geçtiğimiz pazartesi günü Havadis’in manşetine, iç sayfalarda genişliğince yer alan Mustafa Arabacıoğlu’nun açıklamaları oturmuştu. Röportajı yapan Baykan Gürses Özdağ’dı. Dobra dobra sordu ve Arabacıoğlu’ndan aynı dobralıkta cevaplar aldı… Tutun ki “eğitim öğrenim sorunlarını” en alasından ortaya koyan açıklamalardı bunlar… Nitekim iki sayfalık röportajı okuduktan sonra kendime sordumdu:
Oğlum Eşref. Sen 35 yıl öğretmenlik ve müdürlük yaptın… Köy okullarında altı sınıfı birden tek odalık derslikte okuttun, yazdırdın… Başına çok da işler açtığın oldu falan… Soruyorum: Ne diyorsun Arabacıoğlu’nun bu açıklama ve sendikaları suçlamalarına?” Kendime verdiğim cevap şuydu: “Altına ben de imzamı atarım!”
Tabii daracık köşemde “bu da doğrudur, şu da gerçektir” diyerek iki sayfalık röportajı yeniden tekrar edemem… Fakat:
Evet: “Eğitimde yaşanan sorunlardan nemalanan en çok ilgili sendikalardır” diyor Arabacıoğlu: (Doğrudur çünkü yanlış icraatlar ve ortalarda bırakılan boşluklar sendikal eylem ve protestolara davetiye çıkarmaktadırlar!”
Evet: Her 35 öğrenciye bir öğretmen düşerken okul müdürleri de dahil bu kuralı gönderdiğim tamimlere karşın okullar uygulamadı diyor Arabacıoğlu: (Doğrudur çünkü kendi dönemimden tanığıyım. Daha çok öğretmen istihdam edilmesi dolayısıyla ders saatlerinin düşürülmesi için! Bazen bir öğretmene haftada kırk dakikadan on beş öğrenci düştüğünün de tanığıyım hem de kendi idaremde! Nitekim Arabacıoğlu da bu konuya açıklık getiriyor ve şöyle diyor: “Bazı okullarda öğretmen 30 kişilik sınıfa girer ders verir. Bazı sınıflar ise 10-12 kişidir!..”
Evet: Arabacıoğlu diyor ki “Eğitim partilerin, bakanın politikası olmamalı. Devlet politikası olmalıdır… Eğitim Şuralarına daha çok okul aile birlikleri temsilcileri katılmalıdır… (Tam aksi olmuyor mu? Okulları bile seçmen oylarının siyaset alanları yapmadılar mı?)
Evet: Arabacıoğlu soruyor? “Neden 20 Temmuz Fen Lisesi, Bülent Ecevit Anadolu Lisesi’nin açılmasına ihtiyaç duyuldu? Bunlar ihtiyaç idiyseler niçin başka merkezlerde açılmadılar? (Cevap verin! Çünkü eğitimde en büyük ayrıcalık Maarif Kolejleri de dahil işte bu okullar üzerinden yapılıyor. İmtiyazlı sınıflı öğrenciler, aileler yaratılıyor!)
Evet: Diyor ki Arabacıoğlu: Bakanlıktan gittiğiniz zaman kendi grubunuz içinden de kimileri mutluluk duyarlar. Kendilerine Bakanlık fırsatı doğduğu için! (Ne diyeyim! Kumpasın büyüğü küçüğü yok. Politikanın kendisi kumpas!)
Evet: “Rapor konusu da tartışılmalı. Öyle raporlar var ki diyor Arabacıoğlu bu raporları veren doktorların sorgulanması gerekir! Bu konuyla ilgili Tabipler Birliğine Sağlık Bakanlığına yazı yazmıştım…” (Mehmet Ali Talat da Eğitim Bakanlığı döneminde en çok öğretmenlerin sağlık raporlarından şikâyet ediyor ve “ben bu raporların doğruluğuna inanmıyorum” diyordu!)
KISACA: Mustafa Arabacıoğlu’na kızmadan, kınamadan önce ellerinizi vicdanlarınıza koyun. O zaman “hakikate” varırsınız! Bu ülkede üniversiteleri de kapsadığınca tüm eğitim öğrenimin yeniden yapılandırılması gerekir. Yüreklice kabul edelim çünkü okullar tarlada domates enginar yetiştirmiyor! İnsan yetiştiriyor insan!
**********
Kısaca takıldığım: (Çipras’a nasıl kravat taktık! Fatih Köklüce’nin foto montajı…)
Dünkü köşemde “Kısaca Takıldığım”a göz atanlar görmüşlerdir. Hayatında kravat takmamış, gömlek yakası her zaman açık olan Yunanistan’ın yeni altın çocuğu Aleksis Çipras’ın fotoğrafı aşağı sarkık da olsa kravatlıydı! Pekala Çipras’a kimselerin taktırtamadığı kravatı ben ve Havadis ekibinden Fatih arkadaşım nasıl mı taktırdıktı? Olay şuydu:
Geçen gün “ilgili yazımı” yazmış Havadis’e postalamadan önce bir not düşmüştüm: “Şu Çipras’a bir kravat uydursanız amma da matrak olur ha!” O fotoğraf montajın olacağını sanmıyordum. Hatta yazımı düzenleyip baskıya veren arkadaşın, “Eşref’in de işi gücü yok, dalga geçiyor” diyeceğini bile düşündüydüm! Yanılmışım! Fatih arkadaş Çipras’a bal gibi de kravat taktı!
Üstelik Çipras inanmaz ama Allah’ı var: Aşağı sarkık gevşek bağlanmış kravat o kadar yakışmış ki sanki “ben dünyayı sallamam” havalarına sokmuş Çipras’ı! İstemez misiniz bundan sonra bir de Çipras’lı kravat modası çıksın?
































