Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eide yanlış adreste yanlış kapıları çalmaktadır! (Artık AB kapıları da dövülmelidir!)

Birileri Eide’ye hiç “endişelenmemesi” gerektiğini söylemelidir! Ve şu tavsiyede bulunmalıdır: Eğer BM, Kıbrıs’ta samimi olarak çözüm istiyorsa, uğraşlarını ada içinde değil, AB saflarında sürdürmelidir. Çünkü BM ve AB ekseni içinde Kıbrıs Türk ve Rum liderlikleri çoktan birbirlerinin “muhatabı” olmaktan çıktılar! “Ne zamandan beridir” sorusuna ise işte kısaca cevaplarımız:

Bir: BM 1977-79 Doruk Anlaşmalarının Rumlar tarafından ret edilmesinden beri…
İki: BM’nin 789 sayılı kararının yani Gali Fikirler Dizisi’nin yine Rum tarafınca reddi ile!
Üç: 2004’te Annan Planı’nın referandumda Rumlar tarafından reddedilmesine karşın, Güney’in AB üyesi yapılması ile!
Dört: Son olay! Rum tarafının müzakereler devam ederken “adanın tek tanınmış devleti” oluşu hükmünde Kuzey Kıbrıs Türk tarafını dikkate almadan Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeler ilan ederek hidrokarbon yataklarına ulaşması ile!
BU KIRILMA NOKTALARI DİKKATE ALINMAZSA… Zaten alınmadığı içindir ki Rum tarafı almış başını gitmektedir! Hem de bugüne kadar kadar önüne konan her BM çözüm planını ret ederek! AB üyesi oluşunu Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk halkına karşı tepe tepe kullanarak! Uzlaşma yerine zamanı çalmaya yönelik politikalar peşinde koşarak! Ve tabii ki tanınmış devlet oluşunun avantajlarını Türk halkına baskı unsuru olarak kullanarak!
YANİ: Zaten Türk tarafı masaya her zaman “yenik, mütecaviz, gasbedici, işgalci” suçlamaları ile oturtulmuştur! Rum tarafı da her zaman “mağdur edilmiş, toprakları elinden alınmış, göçe zorlanmış zavallı Rum halkı” olarak katılmıştır görüşmelere!
ŞİMDİ DE GÜÇLÜ TARAF RUM TARAFIDIR. (Yine kaybedecektir yargımızı aklımızın bir köşesine itiyoruz ve ekliyoruz:) Bugün Güney BM’ye değil, üyesi olduğu AB’ye dayanmaktadır. Türkiye ile adadaki Türk halkını da AB üzerinden vurmaya çalışmaktadır!
EIDE’YE BUNUN İÇİN AB KULİSLERİNE DALMASINI SALIK VERDİK: Rum uzlaşmazlığı eğer AB ülkelerinin Güney yanlısı siyasi tutumlarında kınanmaz… Türklere yönelik ambargolar kaldırılmaz… Rum’un enerji konusunda tek yanlı tutumu nedeniyle AB Komisyon ve Konseylerinde kulağı çekilmezse… Güney sittin sene daha müzakerelerden kaçmaya yahut istediği çözüme ulaşana kadar muzırlık yapmaya devam edecektir…
Eide yanlış adreste yanlış kapıları çalmaktadır! Artık AB kapılarını da dövmesi gerekmektedir…          

***********

Dr. Fazıl Küçük’ü rahmetle anıyorum

Geçtiğimiz gün Kıbrıs Türk halkına “devlet” hediye eden rahmetlik Rauf Raif Denktaş’ı andıktı. İlgili yazımda tabii ki “olmazsa olmazın” kaçınılmazlığında toplum lideri Dr. Fazıl Küçük’ü de andımdı…
Çünkü onlar Kıbrıs Türk halkının gönlüne “Dr. Küçük, Rauf Denktaş, Osman Örek, üç arkadaş anlaştılar gardaş gardaş” şarkılarıyla aktılardı…
Politikadır: Zaman zaman anlaşmazlığa düştülerse de lider Denktaş ölümüne kadar hep Dr. Küçük’ün yanında oldu… Küçük de Denktaş’sız olamadı…
Ölüm yıl dönümünde Rauf Denktaş’ı anarken, “bugüne kadar hakkında yazmadığım ne kaldı ki” diye sormuştum kendime… Küçük İçin de ayni soruyu soruyorum: “Şu kadar yıldır bu toplum liderimiz için yazmayıp eksik bıraktığım ne kaldı ki?” (Tabii “tanıdığımca” diyorum…) Ki adını ilk duyduğumda daha ilkokula yeni başladıydım… İki buçuk kemerli Mağusa’daki eski han bozması iki büyük odalı evimizin sundurmasında babamla amcam volta atarlarken Doktor’dan söz ederlerdi… Necati Özkan’lardan, Faiz Kaymak’lardan da tabi… KATAK’la Milli Birlik Partisi üzerinden sürerdi tartışmaları…
Sonra amcam polis olduydu. (Hasan İskeleli Korudağ.) Halkın Sesi’ne müstear adla sürekli yazı gönderir o yazılar gazetenin birinci sayfasında yayımlanırdı… Ancak olmaya ki birileri ihbar eder o yazılar İngiliz Sömürge idaresinin eline geçer korkusu ile Doktor’a gönderdiği yazılarını bana dikte ettirirdi. Hem de sundurmada bir aşağı bir yukarı gidip gelirken, nutuk atar gibi! O ezberinden söyler ben kurşun kalemle yazardım… Henüz ilkokul öğrencisiydim… Sonra gün yirmi yılı aşkın süre Doktor’un Halkın Sesi Gazetesi’nde ben de yazdım)
DR. FAZIL KÜÇÜK CESUR BİR MÜCADELE İNSANIYDI: Onu Ankara’da efsaneleştiren olayların, o büyük mücadele ruhunun kıyısından tanığıyım. Kıbrıs siyasi sorununu Ankara’ya Türkiye’nin “davası” olarak kabul ettirmek yollarında kendini paralardı! Dışişleri koridorlarında saatlerce bekletilir, olmadık şakalara güler geçer, kapıdan atsalar pencereden girerdi! “Kıbrıs Türk halkının sorunlarını ve Makarios’lu Rum kilisesi ile liderliğinin Enosis’i gerçekleştirmek istemesinin” başlığını attığı “mücadelesinin manifestosunu” Ankara’ya anlatmak için nelere katlanmadıydı ki!
Sonunda kazanan Kıbrıs Türk halkı oldu ama… Doktor’un sayesinde… Toplum lideri Dr. Küçük’ü sevgi ve saygı ile anıyorum…              
**********

Kısaca takıldığım: (İnanmadıklarım, inandıklarımın ispatındadır!)

Ben çok “demokratik” oluşumuzdan değil, Hükümetin çok çaresiz oluşundan kaynaklanan “sahipsizlik sorunları” çektiğimize inanıyorum… “Kanunlar” çalışıyor gibi görülse de aslında zevahiri kurtarmaya yettiklerine inanıyorum!
Fonksiyonel devlet yerine hantal bir yapıya sahip olduğumuza inanıyorum…
Yürütme erkini ellerinde tutan siyasilerin “karar verme yetki ve sorumluluklarının” ancak sendikaların ve STÖ’lerin müsaadeleri oranında gerçekleştiklerine inanıyorum…
İcraatların tıkandığı yerde hükümetin ileride yeniden değişecek kararlara sığınarak zevahiri kurtarmak için Bakanlar Kurulu kararları ile iş yapıyoruz imajı yaratmaya çalıştığına inanıyorum!
En korkuncu siyasi irade sahiplerinin kendi politik çıkarlarını korumak için devletin canına okuyan aksi büksü işler yaptıklarına, istihdamlarla bütçeye zarar verdiklerine inanıyorum!
Ve gerçekten iyi niyetli “makam sahibi üst kademe yetkili ve sorumluların” da bu heyemola içinde kaybolup gittiklerine inanıyorum! Ve bin defa “yazık” diyorum!
DAÜ’YE BİR YENİ BIÇAK DAHA SOKTULAR: İlle de asli rektörle yönetilmesi gerekmez dediler!
İlle de senatonun rektör seçmesine de gerek yok dediler!
İlle de seçilmiş rektörün dirayetli olması lazım değildir dediler!
Bizi dinlemeyen rektörün anasını ağlatırız dediler.
Bize lazım olan rektör işte böyle “vekil” olanıdır dediler!
KİMLER? Devletin canına okurlarken neden DAÜ bundan nasibini almasın diyen “devlet ricali” ile bu ricalin emir erlerinden oluşan Vakıf Yönetim Kurulu!