BM Genel Sekreteri tarafından “Kıbrıs Özel Danışmanlığı” görevine getirilen Eide’nin de BM Genel Sekreteri’nin de Kıbrıs sorununa bulaşmış kim varsa hepsinin de “işleri zordur!” Oysa, artık eskilerde kalmış 2014’ün Şubatı’nda müzakereler başlarken nelerin görüşüleceğinin başlıkları bircik bircik “yazılmış” hem Türk hem de Rum tarafınca “kabul görmüştü.” Pekala sonra ne oldu da “tek devlet” efkârında başlayan müzakerelerin iki lideri “barışçı çözümü” aramak yerine “kavga etmeyi” yeğledilerdi?
Kısaca Anastasiadis “hesapta” olmayan “isteklerde” bulunduydu. Önceleri bu isteklerine “Türk tarafı iyi niyetini göstersin” kulpunu taktıydı! Maraş’tan Güzelyurt’a kadar “iade edin” derken, Eroğlu’nun ifadesiyle her toplantıda cebinden kâğıtlar çıkartarak “falan köyü, filan toprağı da isteriz ha” demeye başladıydı…
Oysa aradan 40 yıl geçtiydi. Bu süre içinde Kıbrıs sorunu sadece siyasi yönden değil, her iki tarafın sosyal ve ekonomik gelişimleri içinde de yeni değerlendirme stratejileri kazandıydı… Ve tüm kazanımlar 1974’ten sonra “çözümsüzlükle” geçen süreye “taktikler” olarak katıldıydı! “Zaman” bunlardan birisiydi. Her iki taraf da “geçen zamana” oynuyorlar, birbirlerinin çöküp pes etmesini bekliyorlardı!
BU TAKTİKLER GERÇEKLEŞMEDİ: Türkiye geçen zaman içinde bölgede daha güçlü hale geldiydi… Yunanistan ile Güney AB üyeleri olmalarına karşın ekonomik darbelerden kendilerini kurtaramadılardı! Ta ki “Doğu Akdeniz’deki Hidrokarbon yataklarına” ulaşana ve Ekonomik Münhasır Bölge ilan edene kadar! Somut bir getiri söz konusu olmasa da gündeme gelen “gaz”dı, bu da Rum tarafı için siyasi doping oluyordu!
Ancak Rum’un bu hesabını yine Türkiye bozdu! Hem doğal gazda Kuzey’in de hakkı olduğunu başlattığı Sismik araştırması ile dayattı hem de “Yazılı Seyir Uyarı Sistemi” (Navtex) ile Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni Rum’un alnı şakkına dayadı! Masada sıkışan ve gitgide çözümsüzlüğün sorumlusu durumuna gelen Anastasiadis için fırsat çıktıydı. TC’nin sismik araştırmasını bahane ederek masayı terk etti!
MÜZAKERELER YENİDEN BAŞLAR MI? Barbaros sismik araştırma gemisi bir süreliğine bölgeyi terk ediyor. Ancak Rum tarafının şartı var. “Bir daha geri dönmemeli!” Üstelik “egemenlik haklarını da kabul etmeli!” Bu şu demektir: Doğu Akdeniz’deki MEB’ler üzerinden oynanan siyasi oyunun henüz sonu gelmedi! Belli ki Anastasiadis iki bin yirmilerde belki çıkartılacak olan “gazı” Kıbrıs siyasi sorununda tepe tepe koz olarak kullanacaktır! Pekala ama TC’nin ve KKTC’nin hiç mi kozları yoktur? Tümen tümen! Mesela bunlardan biri olan sismik araştırma gemisini Rum’un burnunun ucuna kadar sokarak kullanıyor! Öte yandan Rum’un gazının Türkiye üzerinden geçmesinden başka da çaresi bulunmuyor!
Ha, çözüm mü? Hemen olmaz ama “gerçekleşmez” diye bir kural da yoktur. Neden olmasın…
**********
Kısaca takıldığım: (Hâlâ kâbusundan kurtulamadığımız 2014!)
2014 açık ara farkla “sendika ve birliklerin” hükümetin üzerine çıktıları yıl oldu! Demokratik teamüller açısından “ibretlik” olabilirdi… STÖ’ler olarak haklarını bu kadar özgürce arayabilme koşullarına sahip olmaları “ileri demokrasilerde” bile görülemezdi! Nitekim yılın son günü “halkı donuna kadar soyuyorsunuz” diyen bir Sendika sekreteri halkı soyan bu devletin kasasından karı koca olarak 13. maaşları ile birlikte belki ceplerine 20 bin lira girdiğine aldırmadan, Maliye Bakanına “don” hediye etmek istediydi! Buna “ileri demokrasi” denmez de ne denirdi!
FAKAT: Artık karar vermek gerekecek! Bu devleti “seçilmişler” mi yönetecekler yoksa “seçenler” mi? Ki “seçenlerin” hükümet üzerindeki etki ve gücüne “demokrasi” diyemiyoruz! Buna karşılık hükümetin seçimlerde sırtını dayadığı kendinden yana çoğu sendika tarafından “çalışamaz” duruma getirilip “yönetim zafiyeti” oluşturmasını da acizlik olarak işaretliyoruz! Çünkü: Hükümet koskoca bir yıl “hayvancılar, çiftçiler, narenciyeciler, Kıbrıs Türk Hava Yollarından intikal eden çalışanların sorunları ile cebelleşmek zorunda kaldı! Batan belediyelerin, KIB-Tek’in, Telekomünikasyon’un yarattığı sorunların altında kaldı! Sağlık servislerinde, Eğitim’de bunalımlar yaşadı, istifalarla sarsıldı!
Vakti zamanında CTP’nin yüz akı olarak çıkartılan Tek Sosyal Güvenlik Sistemini “Göç Yasası” sloganına sarıp aforoz eden ve çalıştırılmasının önüne dikilen sendikalara yenik düştü!
Hükümetin bizzat kendisi DAÜ harcamak için peşine düştü!
En önemlisi “yetki paylaşımları ile sorumluluklar” yine devletin müzmin sorunları olarak devam etti!
Ve hükümetle irili ufaklı politikacıların da kabul ettikleri gibi “kurumlaşamayan” KKTC, 2014’te de “kuş mu yoksa deve kuşu mu olduğunu” anlayamadan sürekli tökezleyip topalladı! DAÜ Rektörsüz, Polisi Genel Müdürsüz bırakıldı!
Her hükümet gibi hem de söz vermesine karşılık yine devlet kademeleri “geçici istihdamlarla,” “müşavirlerle” doldurdu!
Ve tam da işte hükümet iş yapmaya başladı derken bu kez de dört yıldır çalışmalar yapan Şehircilik Uzmanlarının “Ülkesel Fizik Planları” Bakanlar Kurulundan onay beklerken yine “birlikler”in hışmına uğradı! Şimdi asıl büyük “kayıp”ı hatırlatayım ama:
**********
Asıl kayıp Anayasa değişikliğinin reddedilmesiydi
Neden mi? Çünkü bu “değişiklikleri” Kıbrıs Türk halkı ilk kez kendi iradesi ile hazırlayıp yapıyordu. İlk defa Kıbrıs Türk halkı “devlet oluş bilincinde “Anayasa Değişiklilerinin” sahibi olacaktı. Belediyesinden çevresine, insan haklarından milletvekillerinin işlevlerine kadar…
Nedense bu “değişimi” Kıbrıs Türk halkına onaylattırmadılar! İnsanlar referandumda niye “hayır” dediklerini anlamadan “hayır” dedi!
NEDEN? Çünkü “evet” denseydi ilk kez KKTC Kıbrıs Türk halkı tarafından “Devlet ve Anayasası” ile tescil edilirken daha büyük bir “meşruiyet kazanacaktı!” Devlet halk tarafından sahiplenilecekti çünkü “kanuni esasiye”nin kurucusu olacaktı… Fakat sonuçta devlete karşı olan güçlerle halka “hayır” dedirtenler kazandı!
Benzer olay Annan Planı’nda fakat taban tabana ters tutumlarda yaşandıydı! Türk halkının akıbetinin ne olacağını kimselerin bilmemesine karşın bir referandumla seçmene “evet” dedirttilerdi! Kimilerinin ceplerine Eurolar koyarak, kimilerine havuzlu villalar sözleri verilerek! Ve halka AB üyeliği dolayısıyla serbestçe AB’ye göç etme hakkı vaat edilerek!
2014 YILI TAS GİBİ ORTADADIR: Günahı sevabı ile diyeceğiz ama yazık ki sadece “günahları” ile! Temennimiz 2015 yılı hükümetin basiret ve dirayet yılı olsun!
































