Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşte sismik gemisi ayrılıyor (Anastasdiadis’in gözü aydın)

 

Eğer haberler doğru ise TC’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma gemisi Barbaros önümüzdeki günlerde bölgeyi terk edecek. Dolayısıyla savaş gemileri de…
Haberi duyan herkeslerin ağızlarından hep aynı cümle çıktı: “Hadi bakalım şimdi görelim Anastasiadis’i, masaya dönecek mi?” Demek ki tüm beklentiler müzakerelerin yeniden başlaması… Nitekim feylesof Eide kolları sıvamış bile… Adam haklı bu “işten” maaş alıyor.
BUNA KARŞIN. Anastasiadis masaya döner mi? Şimdiden yorum yapmak mümkün değil. Buna karşın eğer müzakereler Anastasiadis’in terk ettiği yerdeki “arsızlıkları” ile başlayacaksa hiç başlamasın daha iyi! Çünkü adam dikile dike çözüme tek anahtar bıraktı: “Rum çoğunluğunun ada üzerindeki egemenlik hakkı kabul edilecek, Kuzey’in en az yüzde 25’i devredilecek…”
Yani siyasi eşitliği kabul etmiyor! Türkiye’nin garantörlüğünün devam edemeyeceğini söylüyor dolayısıyla askerin hemen çekilmesini istiyor!
Kuzey’de “yerleşik” dediği TC kökenlilerin en az elli bininin adayı terk etmesi gerektiğini söylüyor.
Müzakerelere başlarken “kabulümdür” dediği Kuzey ve Güney bölgelerinin kendi içlerindeki egemenliklerine sıcak bakmıyor…
Artı zaten “federal çözüm” aşamasında “yönetim erkinin” nasıl oluşturulacağı ile nasıl çalışacağı ve oranları konusunda da bir uzlaşıya varılamıyor!
Dahası geçmiş müzakerelerde varılan uzlaşmaları dikkate almıyor…Daha bir dahası iyi niyet gösterisi olarak çözümden önce Maraş’ın hatta Güzelyurt’un ve bazı sınır köylerinin iadesini istiyor!
KISACA: “Hemen ve şimdi çözüm” deniyor ama Türk ve Rum tarafları yeniden müzakerelere başlasalar bile bu çözüme şipşak ulaşmak mümkün görünmüyor!
Pekala Annan Planı müzakereleri döneminde bu “zor” nasıl aşıldıydı? Neden iki halk referanduma gidecek başarıyı gösterdiydi? Neydi Annan Planı’nın sırrı?
Bu sorulara hâlâ doğru dürüst cevap verilmedi! Büyük olasılıkla Türkiye’nin AB üyeliği uğruna “planın içeriğine” gözlerini kapatmış olmasaydı… Hem Rum hem Türk tarafları AB’ye girerken Türkiye’de kısa sürede “müktesebatı” tamamlayarak AB’ye duhul eyleyecek, dolayısıyla tüm “unsurlar” AB üyeleri olarak ve AB’nin otokontrolüne gireceklerinden sorun kalmayacaktı!
DOĞRU VEYA YANLIŞ: 2004’te yaşadığımız ve “zannettiğimiz” gerçek buydu! Nitekim Kuzey’de Annan Planı’na TC’lilerin oyları ile evet çıktıydı! “Evet” dedirten de Erdoğan’lı kadroydu!
Buna karşın çok enteresan değil midir? Türkiye onca barışçı çabalarına karşın AB kapıları yüzüne daha sıkı kapatıldı! Üyelik yolu “vetolarla” iyicene tıkansın diye de Güney Rum Yönetimi’ni “hayır” demesine karşılık AB’ye üye yaptılardı! Bu nasıl bir siyasi hesaptı ve bu hesabın ana babası kimdi hâlâ anlayamadığımı söylemeliyim…

**********
Bundan bir yıl önceydi! (Günlerden 26 ve 27 Aralık günleriydi…)

Yıl 2013. Günlerden 26 ve 27 Aralık günleri. Haberlere bakıyorum. Ooo! Sanki bir yıl sonra o günleri yaşıyorum! Nitekim:
Döviz yine fırladıydı!
Müzakereci Osman Ertuğ müzakereleri başlatacak yazım çalışmalarını yapmaya koyulduydu !
Yorgancıoğlu Meclis’teki konuşmasında artık ve kesinlikle “geçici istihdamı olmayacak” diyordu!
Hrisostomos “bizi dünya tanıyor Türkiye tanımasa da olur” açıklamasını yapıyordu!
Bakırcı “Türkiye’den gelecek su doğru kullanılmalıdır nasihatinde bulunuyordu!”
Asgari ücret bin 415 TL’den bin 560 TL’ye çıkartılıyordu.
Hür-İş ile Türk-İş, TC ile KKTC arasında imzalanan Ekonomik ve Mali Protokolün İşçi Haklarını geriye götürdüğü açıklamasını yapıyorlardı.
Talat 2013’te korkunç bir yıkım yaşandı diyor ve ekliyordu: “55 kuruşa elektrik üretip 45 kuruşa satış yapılmaz…” Yine Talat “TC karşıtı bazı eylemlere anlam veremediğini” söylüyordu…
Yorgancıoğlu 2013’te ülkeye tek kuruşluk yatırım yapılmadığını söylüyor ve 366 “geçici” konusunda yaygara kopartılıp siyasi istismar konusu yapılmamasını, çözümün anahtarı yapılacak kamu sınavındadır diyordu…
DP Genel Sekreteri Şonya, UBP’nin istihdamların yasallığı iddiasının kılıfına uydurulmuş laf olduğunu, hükümetin bu nedenle bozulmayacağını açıklıyordu…
TL’nin düşüşü KKTC’yi fena etkiliyordu!
Bir gece kulübüne yine baskın yapılıyordu!
İŞTE BİR YIL ÖNCE İKİ GÜNE SIĞAN OLAYLARDI BUNLAR: Bakın bakalım ne değişti memlekette? Ol alem üç aşağı beş yukarı ayni minval devam etmiyor mu? Var mı bir büyük düşünce? Dolayısıyla bir büyük icraat?
Üstelik şubatta başlayan “müzakereler” de kesildi! Döviz denilen “çarkı felek” kelleler uçurmaya devam ediyor! Sendikalar artık hükümete ince değil, kalın ayar veriyorlar! Yorgancıoğlu konuşmaya devam ediyor! TC’yi hedef alan konuşmalar yavaştan Meclis Kürsüsüne taşındı! Su konusu dillere pelesenk! Gece kulüpleri yine basılıyor!.. Öf be! İnsan bu memlekette çatlar!

**********
Kısaca takıldıklarım: (İşte 2014’ün muhasebesi!)

“2013 çok kötü yıldı” diyorduk. Ve ekliyorduk: “Bazı yıllar deler de geçer!” Fakat 2014 beterin beteri oldu! Demek ki 2013’te başlayan dağılma 2014’te şahikasına ulaştı. “Yüksel ki yerin bu yer değildir” dercesine…
MESELA: KKTC’nin değişmeyen alın yazısı olmalı 2013 de yine popülizmle partizanlık vardı… 300’ü aşkın “geçici” rastlantı değil bunun somut ispatıydı.
Plan programlar rafa kaldırıldıydı! “İşçi hakları” kulpu takılarak “TC’nin özelleştirilmesini istediği Devlet sektörleri” koskoca 2014 yılının üç yüz altmış beş günü devletin kamburuna yığılmış borçları ile kalakaldıydı!
Belediyeler çatır çatır batarken bile iki tanesini bir araya getirip bir “bütün” yapamadılardı. Ta ki canları yakana kadar! Yine de ortada bir plan sistem yok, daha dün Lefkoşa Belediyesi Lefkoşalıların canına okuma pahasına zam üzerine zam bastı! Tutun ki “Yeni yıllık hediye!” Bunlara karşın:
İŞTE HAKLARI HAKÇASINA VERİLECEK 2014 YILININ BAZI POLİTİKACILARI: Mesela İlk kez bir kadın milletvekilimiz, tüm teamülleri kırarak geçici Başbakanlıktan Meclis Başkanlığına fırladı. Şimdilerde Cumhurbaşkanı adayı. Tutun ki Sibel Siber bu performansı ile yılın politikacısı olmalı… Çalışmalarını takdirle izlediğim genç bakanlarımızdandı Dışişleri Bakanı Özdil Nami. KKTC’nin dış dünyaya kapalı kapılarını kırıp kendini AB’lere attı, “İşte Kuzey Kıbrıs budur” dedi ama henüz işin başında…
Sağlık Bakanı Ahmet Gülle elinden geleni yapmak istedi. Bazen başardı da. En azından bu samimi ve inandırıcı çabası bile takdir edilmeye değerdi…
Gürpınar. Zannedersem tek gün bile boş durmadı. Her gün bir “yeni açıklama” ile çıktı toplumun karşısına. KKTC’de yapabileceğini yapmaya çalıştı…
Zeren Mungan: Devlete “hazinedar” olmak kolay iş değildi. Her şeye karşın 2014’ü kazasız belâsız atlattı, üstelik güven vermeye, “istersek başarırız” imajını yaratmaya çalıştı…
(Önümüzdeki hafta bazı politikacılarımızı anlatmaya devam edeceğim… Değil mi ki bir yeni yıla gireceğiz! Usuldendir, eskinin muhasebesi yapılır…)