Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasetin arızalı yollarında kendi kendimizi telef ediyoruz!

Ahmet Okan gibi  “politika dışı”  konuları yazmayı çok isterdim.  İnsanları, hayatı,  kentleri,  tarihi didiklemeyi…  Kısaca  insanların sadece siyasetten, ekonomiden dolayısıyla para kazanmak uğruna sürekli koşuşturmaktan ibaret olmadıklarını anlatmak isterdim…  Nasıl yaşıyorduk,  şimdilerde nasıl yaşıyoruz?   Nereden nereye geldiğimizi söylemek isterdim… 
Bilir misiniz?   En bunalımlı günlerimizde bile  “pul,  kibrit kutusu  koleksiyonları”  yapardık… Çocuktuk,   harçlığımız bile yoktu cebimizde… Zarfların üzerinden pulları itina ile söker,  biriktirir,  ayni puldan fazla olanları arkadaşlarla değiş tokuş yapardık… Birbirimize hikâye kitapları,  romanlar  verirdik.  Hayat hep  “bende olanla sende olmayan, sende olanla bende olmayanların paylaşımı,  sosyalleştirilmesi” ile  geçerdi…  Neredeyse   “imece usulü”  ile yaşardık…
Var mı şimdi koleksiyon yapan?  Var mı öylesi sosyalleşme?  Hele “paylaşım?”
Haa,  ne vardır?  Mesela Sivil Toplum örgütleri?  Galiba sayıları iki bini geçmektedir!  “Aynı meslek grupları ile ayni amaca yönelik onlarca ayrı gayrı STÖ vardır. Her biri ayrı telden çalmakta ayrı makamdan okumaktadır! Paylaşım yok!  İşbirliği yok! Toplumun vazgeçilmez değerleri etrafında birleşmek yok! Ayrılık gayrılık var!  Kavga var,  haset var,  kişisel çıkarlar etrafında kumpaslar var! Dahası  tüm faaliyetlerin odağına konan “para” var! Dolayısıyla kaparozlama var!
ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN BİR SORUMLUSU DA TÜRK TARAFIDIR!  Dönüp dolanıp  yine geldik siyasi soruna… Çözümsüzlük devam ettiği  sürece, “kader” olmayı sürdürecektir!
“Eskiler yeniler,”  “yaşlılar gençler…” Gelin hafızamızı birlikte yoklayalım. 1954’lerden beridir  hatta öncesinde,  tek bir Rum’un,  örgütünün,  siyasi partisinin,  kilisesinin, liderinin,  “Kıbrıs Türk halkının da bu adada en az bizim kadar siyasi eşitlik ilkelerinde yaşama hakkı vardır” dediğini yahut açıklama yaptığını  işittiniz mi?
Her hangi bir Rum’un Türk halkı saflarına katılarak  Türk halkına reva görülen baskıları kınadığına “neden ikinci sınıf insanlar muamelesi yapıyorsunuz”  diye sorguladığına tanık oldunuz mu? 
Hadi biraz daha dobra yazalım:  Rum halkından Türk halkının mücadelesine gönül veren bir İhsan Ali çıktı mı?  
Mesela  var mı Güney’de  “çözüm istemeyen taraf Rum tarafıdır”  diyen bir babayiğit?  
AB parlamentosunda Türklerin iki sandalyesini kadük  eden biziz diyen tek bir Rum’un sesini işittiniz mi?
Mesela Sertoğlu’nun onca heyecanlı koşuşturmasıyla meydan okumasına  karşın ne oldu şu Rum bağnazlığına toslayan KOP sorunu? 
Şu andaki müzakerelerin seyrine bakıp  da  “Anastasidiadis  cırlaklık yaptı, çözüm umutlarının canına okudu”  diyen bir Rum’un sesi geldi mi kulağınıza? 
YA TÜRK’ÜN SESİ İLE TAVRI?  Biliyorum ki   “çözüm istemeyen taraf Eroğlu’dur”  korosu şarkısını söylemeye devam etmektedir dolayısıyla bugüne hiç dokunmuyorum!           Fakat hatırlatıyorum: Yarım asırdır Dr.  Küçük’ten Denktaş’a kadar   “karalara” batırılıp çıkarılmayan,  “barışçı çözüm istemiyorlar” suçlamalarında mahkûm edilmeyen kaç Türk lideri  bu ülkenin başından beridir etkin ve yetkin olan muhalefeti ile örgütlerinden yakasını kurtarabildi ki? 
Güney’i siyasetin mesire yeri haline getiren bazı insanlarımız değiller midir Rum tarafı ile ikili işbirliğinde onlara  hak verirken Türk tarafını karalayan!..  Kalenin içindekiler birbirleriyle dövüşürlerken Rum tarafı neden  “çözüm”  için acele etsin. Hele de kendinden yana paydaşları ile yandaşları o kaledeyken…           **********       Kuzey kendisine yapılan ihanetin intikamını alıyor!
Bir gün kentlerdeki çarpık yapılaşmalardan kaynaklanan sel felâketlerine düçar olacağımızı söyleyen de vardı yazan da! 
Bir gün eğer ta İngiliz döneminden kalma dere yataklarını,  kapak ve köprülerini yeniden gözden geçirip temizlemez, bakımlarını yapmazsanız sellerin sularında sürükleneceksiniz diyen de vardı yazan da!
Bir gün narenciye bahçelerini eğer böyle horlarsanız, kurutacaksınız diyen de vardı yazan da! 
Bir gün eğer memleketin “ekimini” sadece kuraklık primleri gibi kısır  tedbirle geçiştirmeye çalışırsanız  bu ülkenin çiftçiliğini de öldüreceksiniz hayvancılığını da diyerek yazan da  vardı söyleyen de!
Bir gün,  eğer karma ziraata dönülmezse  bu ülkede  tarım sektörü mahvolacaktır diyen de vardı yazan da!
Bir gün  “eğer gerekli tedbirler alınmazsa sağlık ve eğitim servisleri  dert olacaklardır   diyenler de vardı yazanlar da!
Bir gün bu ülkede çarpık yapılaşma sonucunda yollar ve trafik sorunları yaratılacaktır diyen de vardı yazan da!
KISACA BUGÜNÜ GÖRENLER ÇOKTU: “Göremeyenlere” meram anlatamadılar!  Çünkü bu memleketin en az   şu  “müşavirler  sorunu”  kadar bir başka büyük sorunu da “kimselerin kimseleri  dinlemediği” sorunudur! Hem de  “müşavirlerine”  karşın!  Aslında  “makam sahiplerinin” buna  ihtiyaçları hiç olmadı çünkü  o makamlarda sadece  bir sonraki seçime yönelik “siyaset”  yapıldı!
Kısaca: KKTC’ye çok ihanet ettik!  Şimdi intikamını alıyor!  Yolları geçit vermiyor!  Yağmurları seller olup önüne ne gelirse sürükleyip boğuyor!  Narenciye viziliyor! Hayvancılık can çekişiyor!  Sistemler çöküyor! Trafik kazaları artıyor!  Plansız imar iskân olayları,  çevre pislikleri   alnı şakkımıza  “damgalarını”  vuruyor! Belediyeler battı ayakta kalanlar da batıyor!
KKTC  “yeniden dirilişi” çağırıyor!  Bunun için de iki çare söz konusu oluyor:  Bir,  ya tümden batacağız, sonra yeniden  var olacağız… İki,  yahut mevcudu restore ederek bundan sonrası düzenleri oluşturacağız…        **********       Kısaca takıldığım: (Koalisyon hükümetleri artık yürümüyorlar!)
Başından beridir iki karpuzu bir koltuk altına sıkıştıramadık. Hoş,  artık bir tanesini de sıkıştıramıyoruz!  Çünkü “halkın yönetim erkine güveni”  kalmadı deniyor ya…  Asıl sorun   o Yönetim erkinin de kendine olan güvensizlik sorunudur!  “İki  başlı” oluşu bir yana,  daha dün üç milletvekilini kaybetti!  İcraat adına hâlâ insanları  “sevindirecek”  devletin itibarını yüceltecek  “büyük olayı” da yaratamadı!   “Talihsizlikler” ise selleri,  hayvan hastalıkları,  yurttaşların borçları, trafik kazaları,  sendikaların eylemleriyle falan devam ediyorlar… Ve hükümet yeni yıla, yığıldıkça ağırlaşan çözülmemiş sorunlarla giriyor!  Ki hemen sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri var,  hükümet program ve planlarını ne kadar etkiler bilmem ama her halde  “icraatlara olumlu yansımaz!”
  BU HÜKÜMET BİZE ŞUNU ANLATTI:  Koalisyon hükümetlerinin KKTC’ye yararı olamaz! Oysa bugüne gelene kadar şunu düşünüyorduk:  “Koalisyon hükümetleri tek parti iktidarına karşın daha avantajlıdırlar. Çünkü birbirlerini denetlerlerken partizanlıkla istihdamlar usulsüzlüklerden kaçınırlar.    İcraatlarda da ortak çıkarlardan kaynaklı  “büyüklük”  yaratırlar… “ 
Öyle olmadığını gördük.  Aksine  “ne kadar yanlış ve usulsüzlük varsa onları  paylaştılar!” Mesela:
DAÜ AÇIK ARA EN GÜZEL ÖRNEĞİDİR:  Tüm kavga Rektör Öztoprak’ı yemek üzerine başlatıldı! Başarıldı da! Şimdi yeni yasa yapacaklar yeni Rektör seçecekler! Kim yapacak bu seçimi?  İşte zurnanın son deliği burada zırt diyecek!  Çünkü bu aşamada artık DP’li S.Denktaş   “tek irade ve karar mercii rolünü oynayamayacak bu kez devreye CTP kanadı dolayısıyla Yorgancıoğlu da girecek!  Yani “benim adamım rektör olacak”  çekişmesi başlayacak ve birinden biri yenik düşecek!
Veya  Eroğlu ile Yorgancıoğlu’nu karşı karşıya getiren  Polis Genel Müdürlüğü  ataması sorununda olduğu DAÜ Rektörlüğü de  “yanına konan”  bir başka sorun olacak!
   Görüldüğü gibi  “Koalisyon Hükümetleri” artık yürümüyorlar!  Aynen birbirlerine muhalefet eden iki ayrı siyasi parti gibi davranıyor ve nereye el atsalar ellerinde kalıyor!