Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşte Güney Rum Yönetimi’nin bölgedeki konumu! (KKTC Amerika, AB ve Rusya ile mücadele etmektedir!)

Orta Doğu’nun haddini bilmez şımarık iki devleti vardır. Birisi 1947’lerden beridir Filistin’le uğraşan İsrail, diğeri Osmanlı’dan beridir bitiremediği ve “tarihi” dediği düşmanlığı ile Türklerle uğraşan Güney Rum Yönetimi’dir!
Her iki devlet de tek başlarına birer “hiçtirler!” Buna karşın destek ve yardımları ile kayırmacılıklarını aldıkları ülkelere sığınarak önlerine gelene efelenmektedirler! Nitekim:              İsrail kesip biçip, yakıp yıkarken, GKRY de “kesip biçer, yakıp yıkarım” diyerek lafazanlık yapmaktadır!
İsrail Amerika’nın destek ve askeri teknolojisi ile yardımlarını kullanarak İstanbul kadar bir coğrafyaya sıkışmış Filistin’i bölgeden kovup topraklarını gasbetmek peşinde koşarken, Güney de Kuzey’deki Türk halkına egemen olup zaman içinde eritmeyi hedeflemektedir!
Her iki devlet de BM Güvenlik Konseyi’nin muteberleridirler!
İsrail’i Amerika, Rum’u Rusya kayırmaktadır! Dolayısıyla sorunlar ne zaman BM’ye taşınsa İsrail’den yana çalışan Amerika’nın vetosu ile Güney’den yana çalışan Rusya vetosu devreye girmektedir! Bu nedenle Kıbrıs’taki Türk halkı ile İsrail’in yamacındaki Filistin halkının haklılıkları “kafalarda” kabul görmüş de olsalar da BM Güvenlik Konseyi’nden çıkan kararlar hep İsrail ve Rum Yönetimi’nden yanadırlar!
Tutun ki İsrail Filistin sorununun patlak verdiği 1947’lerle, Rum-Türk sorununun fiilen başladığı 1954’lerden beridir Doğu Akdeniz’deki siyasi konjonktür hiç değişmemiştir. Değişmemesi için de Amerika ile İngiltere, AB ile Rusya “özel çaba sarf etmektedirler!
ÇÜNKÜ: Onca tarihi dostluk ve ilişkilerine karşın Türkiye bir türlü Amerika’nın kucağına oturmasını becerememiştir! Buna karşın İsrail o kucaktan hiç kalkmamıştır!
Keza ABD’de Rum Yunan lobileri ile İsrail lobilerinin ne kadar etkin ve yetkin olduğu ve Amerika için büyük önem taşıdıkları da yadsınamaz gerçektir.
Büyük tröst ve kartellerin de İsrail ve Yunan kökenlilerin elinde olduğu hatta etkin medya kuruluşlarının hepten Yahudiler tarafından yayımlandıkları dikkate alındığında…
Türkiye’den başka desteği olmayan Kıbrıs’taki Türk halkının ne kadar zor durumda olduğunu ve aslında Rum ile değil; Amerika, Rusya, BM, AB ile mücadele ettiğini söylemeye bile gerek yoktur…
SON OLAYLAR BU GERÇEĞİN İSPATIDIR: Tüm geçmişi bir yana koyarak yazalım:
Annan Planı’na “hayır” dediği halde çatır çatır AB’ye üye olarak alınan Rum tarafıdır!
Müzakere masasında artık eski BM Temsilcisi Downer ile şimdilerin EIDE’sinin de kabul ettiğince muzırlık yapan taraf Rum tarafıdır!
Müzakereler devam ederken Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde tek taraflı sondajlara girişen bu nedenle tansiyonu yükseltip KKTC’yi de TC ile ikili anlaşmaya itip sismik araştırma yapmasına sevk eden taraf Rum tarafıdır!
Türkiye’nin sismik araştırma gemisi Barbaros’un KKTC-TC ortak Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde araştırma yapmasını bahane ederek masadan kalkan taraf da Rum tarafıdır.
Dahası Türkiye’ye, “araştırma ve savaş gemilerini de alarak bölgeden çek git ve bir daha gelme” diyerek meydan okuyan, bu arada Mısır ve İsrail’le Rusya’nın da gözetiminde ortak askeri deniz tatbikatı yapan da Rum tarafıdır!
GELİN DE BU ADADA BU RUM’LA ANLAŞIN! Mümkün mü? Arkasında bu kadar hempası varken… Mazlum rolünü oynarken sırtını sıvazlayıp gönlünü almak için dizi dizi dizilmiş yabancı misyon şefleri kapısından eksilmezken… AB üyesi olduğu halde Rusya ile hareket edip BM’lerde büyük destek sahibi olurken, AB’yi kullanır, Amerika’nın yavuklusu İsrail ile içtiği su ayrı gitmezken… Falan…
Bekleyin ki bu Rum tarafı ile “çözüme ulaşasınız!” Galiba daha çok bekleyeceğiz de inşallah Doğu Akdeniz’deki MEB’lerde Türkiye Yunanistan arasında bir dalaşmaya neden olmaz! İşte o zaman Kıbrıs tam bir felâket adası olur!

**********        

Hukuku tepeleyenler sonra dönüp sahip çıkmaya çalışıyorlar! (DAÜ’nün ensesinden kesilen bitmeyen ahkâmlar!)

Ellerinde anayasal yahut hukuki yasalar yokken… Bu nedenle Başbakan hâlâ Polis Genel Müdürü’nü atayamazken… Yardımcısı Serdar Denktaş politik rüştünü ispat etmek iddialarında “benim dediğim olacaktır” inadıyla DAÜ Rektörlüğünü darmaduman ederken… KTHY’den intikal eden 64 çalışanın sorununa aylardır çare bulunamazken… Devlet Hayvancıya olan borcunu ödeyemezken… Devlet mekanizması ne zaman mangos olsa “evet artık bu kamu görevlileri kademelerinde reforma ihtiyaç vardır” deyip geçen yılları yiyen… Ölümlü trafik kazalarını önleyemeyen… Çevre pisliğini yenemeyen… Sendikaların eylemleri karşısında her zaman yenik düşen…
DEVLETİ ALÎ’MİZ: Yıkıp viran eylemeye doyamıyor ki sanki “mevcut sorunlar” yetmezmiş gibi bir de başlara “eski” sorunları sarıyor!  
Nitekim asla sindirememişler, oturmuşlar sen nasıl DAÜ’ye bağlı İlköğretim ve Kolej Bölümleri ile kreşini özele devredersin” diyerek “Meclis Araştırma Komitesi” kurmuşlar. Geçtiğimiz gün o Komite fetvayı şöyle vermiş: “Evet O devrin Rektörü Abdullah Öztoprak ile Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Eşber Serakıncı el ele vermişler ve DAÜ’ye bağlı okulları Doğa Okulları’na peşkeş çekmişler! Mağusa halkı ve ilgili çevreler hâlâ bu eğitim kurumuna yapılan ihaneti unutmamış, galeyan içindeymişler!
Tabii “bıraksınlar biz DAÜ’ü idare ederiz” diyen iki sendikanın hakkını yemeyelim! Bu büyük araştırma sayelerinde gerçekleşmiş!
ŞİMDİ DESEK Kİ: Sizin DAÜ’ye bağlıdır dediğiniz kreş, DAİ ve DAK bölümleri:
Bir: Git gide şimdi adlarını vermeyeceğim kişilerin çiftliği durumuna geldiydi! Eş dost ve partililer bu okullardan nemalanıyorlardı!
İki: Artık gelirler giderleri karşılayamıyor DAÜ’yü de gitgide bir daha altından kalkamayacağı borca harca sokuyorlardı!
Üç: Son aşamada ya DAÜ için kambur haline gelmiş kreş, ilkokul ve kolej bölümlerini lağvedeceklerdi yahut da özele devredileceklerdi!
Dört: Eğitim öğrenim açısından KKTC için büyük kazanım olduğu yönündeki görüşler ağır bastıkta bu bölümleri ilga etmektense “özele devri” yeğ tutulmuş, Türkiye ve dünya’da ses soluk getiren “Doğa Okullarına” kiralanmışlardı…
BİTMEDİ. O dönemlerde Mağusalı bir grup iş insanı devreye girmiş, “bize verin biz idame ettirelim” demişlerdi ama etleri bir kazanda kaynamayan, sermayeleri kısıtlı bu insanlarımız sadece “lafları” ile ortalarda kalmışlardı!
BU OKULU YAKINDAN İZLEYENLERDENİM. Ve iddia ediyorum: İyi ki bizim iş insanlarımız becerip de sahiplik koymadılardı! Yoksa ne olacaktı bilir misiniz? “Senin partin benim partim, senin adamın benim adamım” diyerek peşin peşin bu okulları önce siyasi eğilimlerine göre paylaşacaklardı.
Ardından gelip giden iktidarların çiftlikleri yapacaklardı! Ve üç yılda canına okuyup ne kadar çalışanı ile öğrencisi varsa hepsini de mağdur ederek devlete kanayan bir yeni sorun hediye edeceklerdi!
Hadi itiraf edelim: Vallahi de billahi de böyle olmayacak mıydı?             

**********

Kısaca takıldığım: (Araştırma Komitesi’nin saptaması!)

DAÜ’ye bağlı öğretim kurumlarının devredilmesini araştırmak için kurulan komitenin adı bakın neydi? “DAÜ-SEN, DAÜ BİR SEN; Doğu Akdeniz İlkokulu, Doğu Akdeniz Koleji ve Kreşin İşletmesinin Özel Hukuk Tüzel Kişisine Devrinin Araştırılması Hakkında Meclis Araştırma Komitesi!”
Bu araştırmanın en sonunda ne deniyor bilir misiniz? “DAÜ Kıbrıs Türk halkının en değerli kurumlarındandır. Bilinmelidir ki kimsenin kişisel hesapları kurumun ve halkın gücünün üzerinde değildir.”
BU LAFA ÇOK GÜLDÜM! Şu “Bilinmelidir ki kimsenin kişisel hesapları” lafına! Hatırıma Serdar Denktaş geldi de! Hani şu Rektör olayı! Ve söylendim: “Allah bizi DAÜ üzerinden bir daha böyle güldürmesin, üniversiteye yazık oluyor!”