Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ulusal sorunu yorumlama hakkı! (Nereye kadar nasıl?)

Kıbrıs siyasi sorununa hangi açıdan hangi objektifle bakarsanız öyle görürsünüz.  Mesela Türk tarafının haklılığı  açısından bakarsanız Türk tarafı haklıdır dersiniz.  Yok,  Rum tarafının hakkından yola çıkarsanız   bu kez Rumlar da “haklıdırlar”  yargısına varırsanız!
Bunlar kişisel yargılardır.   “Ajitasyon”  durumuna gelmeden,  para ile satın alınıp kullanılmadan,  haklılığı ve hukuku  çiğnemeden,  uluslar arası anlaşmaları hiçe saymadan  “beyan”  haline getirilirlerse  “kişi hak ve özgürlükleri”  olarak değerlendirilirler… Tersi oldukta  (ki o terslikleri yukarıda yazdık)  “ihanet”  olarak algılanırlar! 
ULUSAL DAVA:  Ne kişiden kişiye değişen değer yargılarında yorumlanır  ne de mahalle dedikodularında harcanır!  “Ben özgürüm,  söylerim” yok!  Senin özgürlüğün çevre pisliğini kınamak,  GMS zamlarını protesto etmek,  CAS çalışanları ile Lefkeliler’in sorunlarına sahip çıkmak,  hükümeti kötü yönetiminden dolayı eleştirmek, eğitim sağlık sorunlarını delip deşmek,  sendikal hakları eylemlerle kullanmaktır ama;  bir etnik halkın  “varoluş savaşımına”  ayni  “kişisel düşünce ve eylemlerle”  saldırmak değildir!
PEKALA  NEDİR  “ULUSAL DAVANIN”  ÖLÇÜTLERİ?   Nerede başlar nerede biter?       Sınırlarını kim çizer nasıl çizer?       Çözüm planlarını kim yapar nasıl yapar?     Siyasi  stratejiyi kim saptar nasıl saptar?      Ulusça uyulması gereken prensip ve kurallarını kim koyar nasıl koyar?           Tüm topluma mal edilen davayı kim hangi yetki ile savunur nasıl savunur?          Bu yetkilerin doğrularla  yanlışlarını kim ayırır,  nasıl ayırır?  
BİZ BU SINAVDAN GEÇTİYDİK:  Üstelik  bu sorulara cevap vermeden  “emriniz olur”  diyerek itaat ettiydik! Çünkü öyle gerekiyordu!
Nereye kadar?  Devlet olana kadar!  Olduktan sonra  “siyasi  iradeyi çok partili demokratik düzenin anayasal ve hukuki normları ile oluşan organlarına havale ettik!”  
BUNA KARŞIN.  Bakın BM’ler özel Temsilcisi Eide ne diyor?  “Doğal gaz meselesi çözülmezse gerilim tırmanacak, daha çok savaş gemisi göreceksiniz…  Hidrokarbonlar adanın tamamına ait zenginliklerdir ve birleşmeden sonra Merkezi hükümetin yetkisinde olacaktır…  Münhasır Ekonomik Bölge karasuları değildir.  Savaş gemileri  de dahil herkes MEB içerisine girebilir…”
Ve bakın KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami ne diyor?  “Masadan kalkan taraf ödüllendirilmemelidir…”  Pekala BM’ler Özel Temsilcisinin,    KKTC Dışişleri Bakanının ve müzakerecilik görevindeki  KKTC  Cumhurbaşkanının hilâfına,  sırf kişisel görüşünüzdür diyerek  ve özgürlüğünüze  sığınarak,  “hayır Rum tarafı haklıdır,  Türkiye derhal  gemilerini Rum’un sahasından çekmelidir,  zaten Türkiye’nin KKTC adına sismik araştırma yapma hakkı da yoktur”  diyerek bayrak açmaya hakkınız var mıdır?  Yerli yersiz  Güney’i aklayıp paklayıp,   “ne yani hem adamların mülklerini  gasp ettik hem de vermeyiz”  diyerek kendinizi siyasi sorunun otoriter söz sahibi  esamesinde lanse edebilir misiniz?  
Bunları neden mi yazdık?  O zaman ben de kişisel düşünceme sığınarak yazayım:  “Çünkü gitgide haddini çok aşan insanların sesleri daha çok işitilmeye başladı!”  Kuzey’deki varoluş direnişimize zarar verdiği inancında olduğumu yazıyorum!          

    **********
Büyük laflara karşın  küçük icraatlar dönemi:  (Değişmeden devam eden müjdeler!)

Bazen bazı şeylere çok şaşarım.  Eh  bu kadarcık şaşma hakkım olsun derim ama bir yandan da canımı sıkarım ki çıkasıca!
Geçtiğimiz hafta KKTC’nin paradan sorumlu  Hazinedarı Zeren Mungan,  koordinatörümüz Bülent Arınç ile görüştüydü.  Birbirlerine Anavatan yavruvatan üzerinden iltifatlar yağdırdılardı. Mesela dediydi ki Arınç, KKTC’de yatırımların artması,  halkın huzur ve güvenlik içinde yaşaması,  Türkiye ile ilişkilerin çok  daha güçlü hale gelmesi için çalışmaktayız… Falan…
Ve cevaben bir konuşma yapan hazinedarımız Mungan şunları söylediydi:  “TC ile KKTC et ve tırnak gibidir!..  Türkiye her anlamda  KKTC’nin yanındadır… Kendi ayaklarımız üzerinde durmak için ilk olarak bütçede çok ciddi tasarruf ve ekonominin geliştirilmesi ile ekonomik dönüşümün sağlanmasına ihtiyaç duyuyoruz…  
Ne kadar güzel!  Bırakın TC’nin parasal yardımlarının talep edilmesini,  ayaklarımızın bile üzerinde duracak planlar programların müjdeleri veriliyor!  Hem de  “tasarruftan”  söz  ederek!  Ekonomik dönüşüm vaadinde bulunularak!
Öte yandan bakıyoruz devletin sadece Hayvancıya 36 milyon eski para ile 36 triyon vereceği yani borcu varmış!
Sadece Girne’deki  Kaza Mahkemesinin çok acil 5 istihdama ihtiyacı varmış!
TC’de 1.15 satılan alınan süt KKTC’de 1.13’lerde seyrediyormuş!
İstihdamlar dondurulacak denirken sadece Mağusa Belediyesi 40 yeni istihdam birden yapıyormuş!
Yüz Yetmiş  CAS çalışanı  evlerine ekmek götüremez durumdaymış!
Kırk beşin  üzerinde öğretmen kadrosu boşmuş!
Öte yandan   2013-2015 TC-KKTC Ekonomik ve Mali Protokolü, uygulanamazken bir yenisinin müjdesi veriliyor ve sanki her bir şeyler tıkırında gidiyormuşcasına 2015 ile  2018 yıllarını kapsayacak   bir yeni protokolün imzalanacağından söz ediliyormuş!
Hatta bakın ne deniyormuş:  TC ile ilişkiler, yapılan programlarla yürütülüyormuş?
ALLAH ALLAH: Sen aklıma mukayyet ol!  Ya bu KKTC dediğiniz ismi var cismi yok devlet  “yolunda ve tıkırındadır”  yahut günde bin defa söylediklerince “battı balık yan gitmektedir!”
AYNEN VE TIPA TIP KIBRIS SİYASİ SORUNU GİBİ:  Nitekim,  tüm çözüm isteklerine karşın uzaklaşan çözüme nazire  ekonomiye bakıyoruz.  O da tüm söylem ve  arzulara karşın ayakları üzerinde duracağına  “battık” feryatlarında  boğuluyor!
Zaten devlet, bütçesinin yüzde seksenini  her ay çek olarak çıkartıp dağıtıyorsa  yatırımlarla teşviklere ne kalır ki? Kaldı ki karar veremedik:    “Devletçiliğe mi devam edeceğiz yoksa özelleştirmelere mi geçeceğiz?  Yoksa karma ekonomiye mi ağırlaşacağız?
Ekonomist değiliz ama bu yazdıklarımızı 1970’lerden beridir yazıyoruz!  Bu nedenle biliyoruz hâlâ ve  tekrar tekrar ısıtılıp gündeme getirildiklerini!”  Ne diyelim?  Laflamaya devam!
     **********      

Kısaca takıldığım:  (Girne dedikleri kadersiz belde!)
Dün Havadis gazetesi  Girne’yi manşet yaptı ve hayıflandı:  “Yazık oluyor!”  Üzüntülerimi beyan ediyorum,  evet yazık oldu!        Çünkü  1974’den hemen sonra vakta ki Girne Türk’ün eline geçti,  alınyazısı da  şöyle yaftalandı:  “Haydi Allah kolaylık versin.  Girin bir başından çıkın öte yanından!  Ne dağını bırakın ne kıyılarını!  Ne zeytin ağaçlarına aldırın ne ormanlarına!  Sürün dozerleri  Beşparmaklara yollar açın,  keyfinize uygun villalar yapın!  İnin sahiline başlayın nerede boş toprak varsa üzerine otel dikmeye.  Nereye kadar giderse.  Ki bu gidişle Batı’da Koruçam’a dayandı dayanacak Doğu’da ise zaten Esentepe’ye çoktan dayandı!
Oysa 1974’den önce Rum’un elinde fırsat vardı.  Yapmadı! Aksine Girne’yi dantela gibi örülmüş doğası ile bakir bir tatil  kasabası olarak korudu yerine Maraş’ı turistik kent yaptı!  (Girne’de kalaydı  zaman içinde Rum da ırzına girecekti mutlaka!)
Barış Harekâtından sonra Girne’yi  “Gazetelerdeki Köşemizden” çok ayazlattıydık!  Göz göre Beşparmak dağlarında dozerle yollar açılıyor öbek öbek villalar yapılıyor,  zeytinlikler sökülüp yerlerine apartmanlar oteller dikliyordu!  Lefkoşa dükalığının “luna parkı”  olduydu!  Rantın en büyüğü de Girne’de oluştuydu!
Şimdi fark edildi ki dehşetli bir çarpık yapılaşma ile o güzelim koy rezil rüsva edilmiş! Gerçekte Kuzey’in iskâna açılan her yanı öyle! Buna karşılık Artık Girne  tıka basa doldu, doydu diyorlar! 
Bir önerimiz vardır:  İşte Karpaz: Emirnamelerle kapatıldı, turizmden saklandı! Rum’un malı peşkeş çekildi Türk’ün malı bloke edildi! Girne nasılsa bitti!   Haydin sefere!  Açın Sancak’ı  şerifi  mehteran önde siz arkada saldırın Karpaz’a.  Genç kız kadar bakir mi bakir!  Ne bir hoyrat el  değdi ne de ırzına geçildi!  Tam size göre! Haydi  rast gele!