Gazetelerdeki “köşecilere” de günah! Aylarca yan gel yat, parmağını bile oynatma, “medyaya” haber kısırlığı yaşatırken Köşecilere “bugün ne yazsam” dedirt; sonra bir gün Allah’tan vahiy gelmiş gibi fırla yerinden, başla peş peşine kararlar alıp uygulamaya! Ve bu kez de “acaba hangisini yazsam” dedirt!
Bakın aylardır yaprağın bile kımıldamadığı devletimizde “içte” ve “dışta” bir güne neleri sığdırdılar?
İÇ CEPHEDE YAŞANANLAR: Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş bir değil, tam iki Bakan’ı görevden aldı yerlerine yeni Bakanlar atadı! Heyecanı o kadar büyüktü ki “kendisini kendinden başka kimsenin değiştirmeye muktedir” olamayacağına bile aldırmayarak, “ben bile değişebilirim” dedi! Tabi bize de şaşkınlıkla “Allah Allah bu nasıl iş” demek kaldı! Tabi Serdar Denktaş bir süre önce de Arabacıoğlu’nun istifasını kabul etmek zorunda kaldıydı!
ÖTE YANDAN: Eroğlu, Özersay’ı yanına çağırdı, hizmetlerinden dolayı teşekkürlerini iletti, sonra da “artık DAÜ’deki görevine dönebilirsin” diyerek hangi yolun yolcusu olması gerektiğini de özellikle belirtti ki Özersay bu iyiliği ile nasihatinden dolayı kendisine minnet duysun!
DIŞ CEPHEYE GELİNCE: Vakta ki Türkiye bu kez işi başından sıkı tutarak Rum’un 9. Parselde hidrokarbon aramasına sert çıkıp savaş gemilerini bölgeye yolladı… Ve de Anastasiadis’li Rum tarafı “goncolos” görmüş korkularında spazma tutulup acı acı feryat etmeye başladı… Ve ardından “aha ben de görüşmelerden çekiliyorum” diyerek o her zamanki şımarık çocuk davranışı ile sahneyi viran harap eyledi… İşte o zaman hem Yunanistan hem de AB Rihter ölçeği ile 6 nokta 2 şiddetinde depremle sarsıldı, bereket versin ki can ve mal kaybı olmadı!
Nitekim hemen ardından ayni Rum tarafının hükümet sözcüsü bu kez tornistan ederek “masadan kaçmadık sadece ara verdik” diyerek zevahiri kurtarmaya çalıştı çünkü kim ki masadan kaçar, “vay korkak, vay hizipçi, vay oyun bozan” olur! Ki 1974’lerden beridir sırf taraflar bu tatsız pozisyona düşmemek için kurulan müzakere masalarından kaçamadıklarından, müzakereler devam etmektedir!
DAHA BİTMEDİ! Ne zaman ki Rum Türkiye’nin savaş gemilerini burnunun dibinde görüp korkusundan çığlık çığlığa bağırmaya başladı, anası Yunanistan “Türkiye’ye nota verdi!” Türkiye ne yapsındı? Bir yandan IŞİD öte yandan bazı kentlerdeki Kürk göstericilerle başı dertte ya, Lâ havle velâ kuvveti” çekip Yunan büyük elçisini çağırdı “ne oluyorsunuz” diye soru sual eyledi…
ÖTE YANDAN: Kırk yılı aşkın süredir adaya gelirken kendini barışçı çözümü sağlayacak İsa’nın havarileri gibi gören BM’ler Genel Sekreterlerinin Kıbrıs özel Temsilcilerinden en yenisi olan Eide baktı ki hava bulutlu, ha yağdı ha yağacak, üstelik fırtına da çıkacak, büyük olasılıkla, “neden gelip başımı bu belaya sardım” diyerek korkusunu şöyle seslendirdi: “Adadaki mevcut durum kabul edilemez! Kıbrıs’taki vaziyeti umumiye tehlikeli! (Oysa hiç de değil, Adam ne Rum’u tanıyor ne Türk’ü dolayısıyla bir Çangar çıkacakmış gibi korkuyor işte!) Ha “masaya nasıl dönecekler onu da bilmiyormuş.” (Hiç merak etmesin bölge yanarken ateşler ortasında gülistanlık gibi ferah ve rahat Kıbrıs’ın tadını çıkarsın, inanmazsa BM’ler askerlerine sorsun, yıllardır onlar bu adadadırlar, hiçbir mok olmayacağını kendisine anlatırlar!)
VESSELAMI KELAM: Şarkı “bir ihtimal daha var” dedikten sonra “o da ölmek mi dersin” diye sorar! Kıbrıs sorununda şu anda iki ihtimal vardır fakat içinde ne savaş vardır ne ölmek!
1.İhtimal: Ne Türkiye yalnızdır ne Yunanistan! Ne Rum tarafı yalnızdır ne Türk tarafı! Yani yok öyle “ben yaparım ederim, olur!” Kaldı ki adadaki iki halk ne örümcek kafalı IŞİD’çilerdirler ne de onca savaşlardan sonra yeniden savaşa tutuşacak kadar budaladırlar! Dolayısıyla son bunalım savaşı değil, ilgili ülkelerin ve BM’lerin de devreye girmesi ile uzlaşı yollarını açacak hatta müzakereler yeniden başlayacaktır.
2. İhtimal: Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ile oynayan Rum bir gün anlayacaktır ki gazını AB’ye sevk etmek durumunda kaldığında Türkiye’den başka alternatifi yoktur! Bu da uzlaşıyı gerektirecektir! Zaten Rum bölgeye yayıldıkça Türkiye ile iyi ilişkilere girme zorunluluğu da iyice dayatıyor… Demek ki ikinci ihtimal da uzlaşıdır… Öyleyse “işimize bakarken” yola devam diyelim!
**********
NEDİR BU “DEĞİŞTİRMELERLE SALLAMALAR?” (SERDAR DENKTAŞ NEREYE KOŞUYOR?)
Lefkoşa Dükalığında eğleşmezseniz mümkünü yok Mağusa Muhtarlığı’nda olagelen haberlerin esbab’ı mucibesini anlayamazsanız? Nitekim bir ara Mağusa’dan, haberlerin esas “muhataplarına” ulaşmak için “telefon trafiğini” deneyim dedimdi. Bırakın en alt kademedeki ilgili memura ulaşmayı, telefonlara cevap verenini bile bulamadımdı ki Bakanlarla yahut müsteşarlarla yarenlik edeyimdi! Dolayısıyla Serdar Denktaş’ın son tasarruflarını refikim Hüseyin Ekmekçi’nin dünkü Köşesinden alıntılar yaparak değerlendirmek durumundayım.
Nitekim Ekmekçi S.Denktaş’a telefonda iki Bakan’ı neden değiştirdiğini soruyor. Denktaş “parti içinde değişimin ağır bastığını, kendisinin dışında tüm bakanların değiştiğini söylüyor.” Ve Ekmekçi kendi yorumunu ekliyor: “Denktaş buna “görev değişimi” diyor ve tam üç kez bunu tekrarlıyor! Denktaş’a göre parti içerisindeki hassas dengeler bunu gerektiriyor!”
Hüseyin Ekmekçi ardından Ahmet Kaşif’i arıyor: “Kaşif haberi Barselona’da tatilde iken uzun kulaktan işittiğini, bu konuda S. Denktaş’ın kendisini haberdar etmediğini söylüyor. Ekmekçi’ye göre Kaşif gergin! Ancak bu değişimi daha önce Serdar Denktaş’la görüşmüşler. Değişimden haberi olduğunu ama kendisinin de görevden alınacağını bilmediğini söylüyor..” Ve ilahi…
DURUMA BAKALIM. Peşin peşin yazalım: Serdar Denktaş “Kaşifli” olması gereken UG üzerinden fantastik politika gösterisi yapıyor!
Ancak “parti içinde görev değişimine gerek vardı” derken bu “fantaziyanın” üstünü çiziyor, “kendinin olmayan Kaşif’li UG’yi de aidiyetinde göstererek, DP-UG güç birliğini kendi emrindeki “tek parti” esamesine düşürüyor!”
Bildiğim Ahmet Kaşif bunu sineye çekmez! Çünkü DP UG’ye değil, UG DP’ye güç verdi! Eğer UBP İrsen Küçük tarafından darmaduman edilmesiydi bugün DP büyük olasılıkla muhalefet partisi görevini yapacaktı!
ÖTE YANDAN: Neden bu değişim? Mesela Taçoy’la Berova’yı da göreve alıp “Bakanlık” mertebesi hahşetmek için mi?
“Senin süren doldu, sıradaki gelsin” mi?
Yoksa futbolda milli takım karşılaşmalarında sırf milli olsunlar diye son anda oyuna sokulan futbolcular gibi yolcu Abbas gidecek hükümette, son mertebe olan bakanlıktan emekliye ayrılma şansı vermek için mi?
YOK: Tüm bunlar yanlış fakat hükümetin karinesini daha bir sağlamlaştırmak içinse bu değişimler öncekilerle de başarılabilinirdi…
KISACA: Eğer bu operasyonlarla Serdar Denktaş tek başına UG’ye de egemen olarak “büyük partinin” başı olmayı hedeflememişse o zaman “nereye koştuğunu” soracağız? Ne var ki bunu da henüz bilmiyoruz! Bildiğimiz “yavaş fakat doğru yolda koşanların, süratli fakat yanlış yolda koşanlardan çok daha fazla ve doğru yol kat ettikleridir…”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ÖZERSAY’IN GÖREVİNE SON VERİLİRKEN…)
Eroğlu, Özersay’ı görevden uzaklaştırmasının nedeni ortada ve tabi biliniyor! Çünkü bir süredir zaten tartışılıyordu. Hem “müzakerecilik” hem de “Cumhurbaşkanlığı adaylığı” bazı çevrelerde uygun görülmüyordu. Dolayısıyla ve her halde bu nedenle olacak Eroğlu da UBP camiasının da sesine kulak vererek Özersay’ın görevini sonlandırdı.
Ancak şimdi ortaya şöyle bir durum çıkıyor: Önümüzdeki aylarda Eroğlu adaylığını açıklarsa, Özersay’ın görevine son vermesi nedeniyle bir teamül haline getirdiği için, kendisi de Müzakerecilik görevinden istifa edecek mi? Bekleyeceğiz ve göreceğiz!
Özersay’a gelince: Kendisini kutlamak gerekir. Olayı soğukkanlılıkla karşıladı. Feveran etmedi! İleri geri konuşmadı! Centilmence “müzakerecilik görevimde elimden geleni yaptım” dedi. “Bu noktadan sonra da artık ileriye bakmak durumunda olduğunu” söyledi…
Bu bir politik olgunluktur ve gerçekten gitgide kavgacı bir toplum haline geldiğimiz böylesi ortamlarda takdir edilmesi gereken davranıştır…
































