Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DEVLET ÇALIŞMIYOR! (BUNA KARŞILIK EKSİLMEYEN CEVVALİYET VE HARARETİ İLE “DEDİKODU CEPHESİ” ÇALIŞIYOR!)

Bilgisayarı  sürekli dürter  ardı ardına yeni yüklemeler yaparsanız  “ambale”  olur!  İnsanlar da olur,  devlet de olur!  Kısaca kapasitesinin üzerinde çalışan canlı cansız ne varsa Kıbrıslıca ifadesiyle  “mangos”  olur!
İşte bu ülkede   hemen her kademede  “ambale”  olmaya hasret kaldık!  Yeter ki  “kapasitesinin üzerinde çok çalışma ve yüklenmelerden dolaylı”  densin!
OYSA HEYHATTT!  Ne yar ne yer kaldı.  Gönlüm gitti ah’ü zâr kaldı!..  Ne az biraz daha vergi  koparmak için vergi dairesi denetçileri çalışır ne Sayıştay çalışır dillere pelesenk olmuş yolsuzlukları temize havale etmek için…
Kamu görevlileri için hiç dert değil!  “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım”  dediler,  deyiş o deyiş! Kırk yıldır uyanamadılar!

Devlet sektörleri  zaten  “battılar!  Hem  “neden battınız”  diye sormak ayıp olduğundan sorgulanmıyorlar hem de  “devlet bizi mağdur duruma soktu”  diye ağlıyorlar!  O  zaman “gelin sizi yeniden yapılandıralım” dendi miydi  de  “hayır diyorlar. Biz böyle ağlaya sızlaya yolumuza devam edeceğiz,  dokunmayın keyfimize!”   
VESSELAMI KELAM:  Bu ülkede çalışmaktan ne helak olan var ne  harap  olan!  Fakat bu ülkede makas kadar  keskin,  zıpkın gibi sivri, kurşun kadar ağır ve vicdanları sızlatacak kadar yaygın  “dedikodu dilleri”  de var,  “vıdı vıdı” fısıltılar da  var!  Memleket her gün bu  “vıdı vıdılarla”  uyanır,  sabahtan akşama kadar dedikodularla çalkalanır ve güneş  batarken  “yorgunluktan kurumuş diller” yeni bir güne başlamak için inlerine çekilirler! 
KONULAR HİÇ DEĞİŞMEZ:   “Dolandırıcılık,  sahtekârlık,  rüşvet,  makam uğruna artık memleketin Anayasası haline getirilmiş  “alavere dalevereli”  taktikler!  Ve devlet kademelerinde tüm bunların organizatörlüğünü  yapan     “özel timler!”
Ki  bugüne kadar hiçbir sorun KKTC’nin gök kubbesinde olanca şaibe ve alavereli olayları ile patlamadan önce;  “aman patlatıp çatlatıp döküntüleri ile memleketi leş etmeyelim” diye ne düşünülmüş  ne tedbir alınmıştır!  Dolayısıyla hiç birisinin  çözümü için de harekete geçilmemiştir.  Ta ki   “pis kokuları”  çıktığı için   yetkili ve sorumluları  da  kıpırdanıp  çıksın deliklerinden!  
Fakattt!  “Dedikodu mekanizması”  hiç beklemez.  Onun görevidir ve şükürler olsun memlekette tek çalışan mekanizma  “dedikodu” dur!  
TÜM BUNLARA KARŞILIK BAKIN MEMLEKETİN HÜKÜMETİ NE YAPMIYOR?   “Ne yapıyor”  demem gerektiğini  biliyorum.  Eee yapacak ki  “sayıp  dökesiniz!”
Nitekim geçtiğimiz hafta  Eğitim Bakanı Arabacıoğlu istifa ederken  “işte bu nedenlerden dolayı  istifa ettim” açıklamasına,   Başbakan Yorgancıoğlu’nun da katıldığına tanık  olduğumda hayretten büyük dilimi de yutuyordum. 
Çünkü söz konusu olan  “devletin  çalışmaktan ambale” olması değildi.  Tam aksine  “çalışılmadığı”  için var olan sorunlardı.  Mesela “Sistemsizlik,  keyfilik,  yetki paylaşımlarında karmaşa,  denetimsizlik,  zamanında çıkartılması yahut değiştirilmesi gereken yasaların çıkartılmaması.  Sendikaların yarattığı kaos…”
PEKALA AMA NEDEN:  Mesela bugüne kadar hükümetin Başbakanı neden hâlâ polis genel Müdürünü atayamadığını neden bu konuda Pervin Gürler ve Eroğlu ile takıştığını açıkladı mı?  Fakat “dedikodular vıdı vıdılar açıklıyorlar!”  Bu mudur CTP şeffaflığı!
NEDEN?  Nedir  Sn.  Başbakan Yorgancıoğlu’nun DAÜ Rektörü ile alıp  veremediği?  Neden Senato Öztoprak’ın Rektörlüğüne büyük çoğunlukla onay vermesine  karşılık Başbakan, “DAÜ  her şeyden önce bir Vakıf Kuruluşudur,  dolayısıyla devletindir,  kararlar da bize ait olacaktır”  yollarında açıklamalar yapmakta,   Rektörün önüne barikat çekmektedir?           DAÜ’de demokratik teamüllerin,  kuralların çalıştırılmamasından mı?  Allah Allah, bu nasıl bir demokrasidir ki kendi öğretim görevlileri Rektörlerine  güven duyuyor bu nedenle Rektörlüğünü onaylıyor,  demek ki çalışmalarından ve yönetim anlayışından memnunlar,  fakat Başbakan “hayır” diyor! Nedenini  de  “Rektör’ün demokrat olmadığına bağlıyor,   “otoriter olduğu için laf dinlemediğini”  söylüyor! Ha!  Yoksa kendini mi dinlemiyor! 
Pekala  nedir o DAÜ ile ilgili  dillere pelesenk dedikodular?  Gerçekten varsa bir takım olumsuz iddialar bu ülkenin Sayıştay’ı da vardır Mali polisi de ihdas edildi o  da vardır.  Harekete geçirtilir akla kara anlaşılır! Bu da yapılmıyorken,  bir bakıyorsunuz  insanların hayatı ve mesleki kariyerleri  “dedikodulara” yediriliyor?
MESELA: Nedir Ercan’da CAS çalışanlarına olanlar?  Erhürman diyor ki  “KTHY’de çalışanların İntibak ve Kıdem ilerlemelerinde uğradıkları haksızlığın düzeltilmesi için  Meclis’te bekletilen  “Özelleştirme Yasası Değişiklik Önerisini  siyasi  ve Sol’un meselesi olarak görüyoruz!..”
Bunu söyleyen Erhürman,  Başbakan’la ayni partinin milletvekili…  Başbakan ise dünya alem biliyor o Özelleştirmeyi ilga edecek ama  Sn. Akça’nın tepkisinden çekiniyor işte böyle sürüncemede bırakmakla yetiniyor! Fakat  buna karşılık da “dedikodular”  devam ediyor…   Kısaca  devlet   dedikodular denizinde dalgalara bata çıka ve de sahipsiz,  yoluna devam etmiyor,  olduğu yerde sallanıp  duruyor!
     **********
SİYASET DÜNYAMIZ DÖNMEYE DEVAM EDİYOR:  (DÖN BABA DÖNELİM HACILARA GİDELİM!)
     

Ne demiştik.  Kıbrıs sorunu  yeniden ivme kazandı. Aslında bu hareketlilik    sorunla ilgili tarafların   topu birbirlerine atmalarından kaynaklanıyor.  Yoksa ortada somut her hangi bir ilerleme olmuyor.         Mesela Erdoğan da  geçen haftaki görüşmesinde  Ban Ki-moon’dan Kıbrıs sorununa ivme kazandırmasını istedi…  Hatta New York’ta Rum Dışişleri Bakanı  Kasulidis  önce kendisini tanımayan daha sonra tanıştırılan TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile  konuşma olanağı bulurken en azından Kıbrıs konusunda üç beş laf etme fırsatı buldu! 
ABD’nin Kıbrıs’taki Büyükelçisi de her halde laf ola beri gele olmalı,   “Çözümün anahtarı dedi her iki liderin elindedir.”  Büyük Laf!
Tabi arada Anastasiadis de Ban Ki-moon’la görüştü, bizim için malum olan  “beklentilerini”  aktardı…  Yakında ABD Dışişleri Bakanı Kerry  de yeniden Kıbrıs’a geliyormuş…
Ne dersiniz?  BM’de olagelen ve  son bir haftaya sıkışan bu haberler çözümün habercileri  olabilirler mi? 
GENE GELDİK ZURNANIN SON DELİĞİNE:  Eroğlu New York’ta Ban’la görüşmesinde  beklendiği gibi  “zirve toplantısı”  teklifinde bulundu.  Gerçekleşir mi bilmiyoruz.  Ancak koşullar kıvama gelmeden böylesi bir zirve toplantısı gerçekleşir  ve başarısızlıkla sonuçlanırsa bu hem tarafların moralini bozar hem de taraflar arasında yeni  politik sürtüşmelere neden olur…
ÇÜNKÜ: Zirve Toplantıları  her şey pişirilip kortarıldıktan sonra yapılır.  Oysa Eroğlu’nun bu konuda sıkıntısı,  “biz bir türlü uzlaşamıyoruz,  öyleyse  tüm tarafların liderleri   bir araya gelerek sorunu masaya yatırsınlar”   politikasına dayanmaktadır.  Ki  çok açık seçiktir ki Rum ve Yunan ikilisi böyle bir toplantıda karşılarında Davutoğlu yahut Çobanoğlu var diye önerilerinden vaz geçecek değillerdir.   
Gelelim  “al-ver olayına:  Aslında Eroğlu’nun ayakları yere basan önerisidir.  Çözüm  “iki bölge” esasında olacaksa  “toprak pazarlığı”  da olacaktır. Kim ne alacak kim ne verecek?   Anastasiadis’e göre  “verecek” tarafın  Türk tarafı olduğu da açık gerçektir…   Çünkü  adam 1974’ü  hâlâ  bir  “işgal”  olayı olarak görmektedir.  Kuzey’i  de  “mülkünün Türkiye tarafından gasp  edildiği dolayısıyla kurtarılması gereken bir  işgal bölgesi olarak nitelendirmektedir. ”  Oysa 1974,   Kuzey’i   hedef almış bir askeri işgal hareketi değil,  Türk halkının can mal güvenliğini korumaya yönelik bir hareketti.  Üstelik istense bile  “işgal hareketi”  olamazdı çünkü ada zaten Yunanistan  Cuntası ile Rum askerleri tarafından işgal edilmişti! İşgal  edilen bir yer daha sonra nasıl işgal edilebilirdi ki? 
Fakat Anastasiadis ısrarla, “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarını hem çiğneyen hem yıkan 23 Aralık Kanlı Noeli ile başlayan Türk halkına yönelik saldırıları görmezden gelirken,    1974 Barış Harekâtını kaçınılmaz yapan Makarios’a yönelik askeri darbeyi dolayısıyla Türk halkını tehdit eden ve Enosis’i çağıran rejim değişikliğini de asla konuşmak istememektedir! 
Bunları görüp konuşmadan hatta  Türk’e yönelik o korkunç Rum saldırılarının nedenlerini   neşterleyip bağırsaklarını ortaya dökmeden, bu adada olası bir çözümde buluşmak mümkün olmayacaktır!