Demek ki Anastasiadis’in müzakereleri bloke etmesinin asıl nedeni Eroğlu’nun tutumu değildi. Zaten ne Türk ne de Rum tarafı için “ben masadan kalkıyorum bir daha oturmam” demek de mümkün değildi!
Anastasiadis müzakerelerin başından beridir olmadık istekleri ile kafa kol çekiyordu. Baktı ki Eroğlu’nun ensesi kalın, bu defa da dosyalarını fırlatıp böyle müzakere olmaz deyip masadan kaçma numarasını çektiydi. Tabi Türk Rum tarafları bir yana, bu şovları ne BM’ler ne de AB yuttuydu!
Pekala neydi Anastasiadis’in derdi? Üç beklentisi vardı: BM’lerin Kıbrıs’a atadığı yeni Temsilcisinin adaya gelmesi… Erdoğan’ın Kuzey’e resmi ziyareti… Ve ardından Davutoğlu’nun ziyaretinin gerçekleşmesi…
Her üçü de oldu bitti ve Anastasiadis Eide’nin hazırladığı ortak açıklamanın altına Eroğlu ile birlikte imzasını atarak müzakerelere devam dedi! Tabi siyasi çevreler buna sanki öncekilerde bir uzlaşıya varılmış gibi “yeni aşamaya geçildi” diyorlar!” Allah kabul etsin!
EİDE NE DİYOR: Müzakereciler hem yemek yediler hem açıklamalarda bulundular. Ancak baş rolde hem çalıp hem söylediği için Eide vardı! Şimdi Eide’nin açıklamalarına bakalım: Taraflar bugüne kadar büyük iş yaptılar… Müzakerelerde birinci ve ikinci aşamalar bitti üçüncüye geçildi… Şimdi “kazan kazan” süreci ile müzakerelere kalındığı yerden devam edilecektir… Liderler ayda iki kez görüşecekler… Gerçek anlamda müzakereler işte şimdi başlıyor! (Buna can’ı gönülden doğrudur diyoruz çünkü artık masada Kuzey ile Güney arasında adanın hem yönetsellik hem de toprak konusunda nasıl paylaşılacağının pazarlıkları yapılacaktır!) Eide bir de tavsiyede bulunuyor ve diyor ki “iki ayrı ekonomi eğer tek ekonomiye dönüşürse her iki taraf da bundan büyük kazanım elde edecekler üstelik asla kayıpları olmayacaktır…” (Bu da son zamanlarda TC, KKTC, Rum Tarafı ve Yunanistan iş insanlarının hem bir “tahkim kurulu” oluşturmalarına yönelik çabalarından hem de Güven Yaratıcı Önlemlerden kaynaklanan fikir olmalıdır!) Liderler gelecek hafta New York’ta Ban Ki-moon’la bir araya geleceklerdir… Liderler Şubat ayında yaptıkları ortak açıklamanın sonuca varması için güçlü bir isteği yansıtmaktadırlar… Sonucun kolay olduğunu söyleyemem. Ancak sonucun ne olması gerektiği konusunda ortak vizyon vardır… Ben (Eide) sadece müzakerelerin devamına ve çözüme yardımcı oluyorum.
DURUM VAZİYETLER BUNLAR: Eroğlu ise temkinli davranıyor, “referandumun yolunu açacak gayret içindeyiz” diyor…
Anastasiadis cephesi: Biz bu değerlendirmeleri yaparken henüz Rum siyasi partileri ile medyasının üçüncü aşamaya geçilen yemekli müzakerelerdeki “havayla” ilgili raporlarını göremediydik. Onları da gördükten sonra ya “gideceğimiz köyün minareleri gözüküyor” diyeceğiz yahut “aynı hamam aynı tas, sadece BM’lerin Kıbrıs özel temsilcisi değişti” diyeceğiz!
ÇÖZÜM HÂLÂ ÇOK UZAKLARDADIR: Çözüme varabilmek hâlâ mümkün görünmüyor. Bunun pek çok nedeni vardır. Fakat asıl önemli nedenlerden birisi “Müzakerelere şubat ayında başlanırken tarafların saptadığı başlığın altıdır. Hatırlayalım:
Tek egemenlik, tek uluslararası temsiliyet, tek yurttaşlık. (Ancak) “Kuzey ve Güney kendi içlerinde kendi siyasi irade ve yönetimlerine sahip olacaklar hatta birbirlerinin işlerine karışmayacaklar…”
Rum tarafının kabul etmediği budur! Korkusu da Erdoğan’ın resmi ziyaretinde söylediğidir: “İki devlete dayalı çözüm…” Anastasiadis bunu kabul etmiyor. Türk tarafı ise “iki kurucu devlette” ısrar ediyor, olmazsa olmaz diyor… Biz de “bakalım ne olacak” diyoruz!
**********
ÇÖZEMEDİĞİMİZ TRAFİK SORUNU (TRAFİK KAZALARI AĞIRLAŞTIRILMIŞ CEZAİ MÜEYYİDELERLE ÖNLENEMEZ!)
Peş peşine trafik kazaları oluyor. Yaralananlar ölenler “ah vahlar” arasında toplumsal bir “yasla” yürek sızısı haline geliyorlar. Küçük bir toplumuz. Böylesi trafik kazaları ile aramızdan göçüp giden insanlarımıza çok üzüldüğümüz bir yana kahroluyoruz çünkü her ölen insanımızla bir ailenin “çoğalması ve gelişimi” de kayıplar hanemize kazınıyor.
Dahası şu felâket de yaşanıyor. Bir sürücünün neden olduğu kaza bir başka sürücünün yahut insanın da hayatına mal olabiliyor. Sicili ne kadar temiz olurlarsa olsun, trafikte kaza yapıp ölümlere neden olan insan adeta cinayet suçlusu durumuna düşüyor! Bu korkunç bir tecellidir! Allah kimseyi böylesi durumlara düşürmesin. İnsan ölmeden vicdan sızısından bin defa ölür, yaşarken alnı şakkında hep bu “cani” damgasını taşır!
Demek istiyoruz ki Trafik Kazalarında şu veya bu nedenle insanların ölümlerine neden olan insanlar için sonrası hayatları cehennem azabı olmalıdır!
YİNE EĞİTİM DİYORUZ: Geçen gün yine iki genç Girne-Değirmenlik Anayolunda çarpıştılar. Birisi 23 diğeri 28 yaşında. Durumları ağır! Her ikisine de Allah acısın.
Hemen akabinde baktık ki trafik kazalarında yakınlarını kaybeden bazı yaslı insanlarla “Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Avcı” Meclis Başkanı Siber’i ziyaret ettiler.
Siber “Küllenmeyen bir acınız olduğunu biliyorum, sizleri anlıyorum” dedikten sonra şunları söyledi: “Trafik Kültürünü eğitim yaratır… Eğitim, denetim ve caydırıcı cezaların hep birlikte uygulanmasıyla Kuzey Avrupa ülkelerinde olduğu gibi trafik kazaları ortalamaları düşebilecektir…”
Mehmet Avcı ise şikâyet ediyor: “Mahkeme kararları vicdanları rahatlatmıyor. İstemeden ölümlü kazaya yol açanlar için ceza yasasındaki düzenleme değiştirilmelidir. 7 yıl hapis cezası öngörülmesi doğru değildir. Bunun tartışılması gerekir.” Kısaca cezalar artırılsın ki caydırıcı olsun diyor!
Avcı’nın eski “tutkusudur!” Nitekim yıllar önce de bu ısrarı karşısında “neredeyse idam cezası isteyecek” diye kendisine serzenişte bulunuyordum. Çünkü Trafik kazalarını önlemenin çaresi sürekli artan cezalarla birlikte sürekli artan parasal bedeller ödenmesi değildir!
Öyle olsaydı yedi yıllık değil, bir yıllık hapis cezası da caydırıcı olurdu, ödenen ağır trafik cezası paraları da caydırıcı olurdu! Olmuyor ama! İdam kararı çıkartsanız da olmuyor! Çünkü hiçbir sürücü “şimdi ben bir trafik kazası yapıp bir iki kişiyi öteki dünyaya yolcu edeceğim” düşüncesi ile yola çıkmaz! Bir yerden bir yere ulaşmak gibi çok basit bir düşünceyle çıkar. En kabadayısından “sağ salim ulaşayım” diyebilir… Demek ki bir sürücü trafik kazasına neden olurken ortada “kasıt” yoktur. Ya ne vardır? Nedenleri türlü çeşitlidir. Bunların bazıları yollardaki alt yapı yetersizliklerinden, kimileri de sürücü yanlışlarından kaynaklanmaktadır.
CEZALAR ARTIRILSIN MI? “Mesela ben yollara çıkmaktan artık korkuyorum. Gitgide araba kullanmak benim için bir fobi haline geldi! Hele akşamları katiyen! Bu nedenle Lefkoşa trafiğine girmeyeyim diye Lefkoşa’ya da gitmiyorum. Mağusa neredeyse beter olacak!..”
YUKARIDAANLATTIKLARIM: İşte pek çok sürücü için trafik konusundaki ortak şikâyetle ortak “görüş” budur. Çünkü yol yapımları ile trafik güzergâhları artan arabalarla orantılı şekilde gerçekleşmediler! Yani önce arabalar çoğaldı, sonra yollar yapılmaya başlandı! Trafik kuralları ile düzenlemelere ise kazaların artması nedeniyle bunlardan sonra başlandı! Bakın, her tarafta “trafik keşmekeşi vardır ve bunların büyük çoğunluğu yolların yetersizliği ile trafiği güvenli şekilde akıtacak trafik tedbirlerinin alınmamasındandır.
SÜRÜCÜLERE GELİNCE: Her zaman yazarım. Eğer beyin makineye hükmetmesini beceremezse onun kurbanı olur. Araba ayağınızın altındaki “fren ve benzin pedalı ile elinizdeki dümenden ibarettir.” O koca makineye bunlarla egemen olursunuz. Bu da “akıl ile düşünceyi” buluşturan “fonksiyonel beyni” gerektirir. Bunu kazanmak ise “eğitimle olur!” Ama nasıl eğitim? İçine “insan sevgi ve saygısının konduğu, dolayısıyla insanın insanı korumasını beyinlere enjekte ettiği bir eğitim…” Oysa bizde insanlar birbirlerini sevmedikleri gibi hep kavgalıdırlar!
































