Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÖZERSAY’IN KATHIMERINI’YE AÇIKLAMALARI (İKİ KURUCU DEVLETE DAYALI ÇÖZÜM)

Annan Planı tartışmalarının gemi azıya aldığı 2004 yılı arifesinde arkadaşım Özer Raif’le Kanal T’de her hafta “Bizden Size” adlı bir program yapıyorduk. Programa siyasi sorunla başlar sonra sosyo ekonomik sorunlara gelirdik…
Tabii biz “statükocu” olduğumuzdan Annan planının çarpıklıklarına veryansın ederdik! Bunlardan bir tanesi de başta Annan ve AB olmak üzere “state” kelimesini Kıbrıs Türk halkına “devlet” olarak yutturmaya çalışanlarla süren cebelleşmelerimizdi. Çünkü “to constituent states”i Türk halkına “iki kurucu devlet olarak” yutturdulardı! Olabilirdi ama değildi! Çünkü Rum tarafının “istediği” bugün de istediğince “Kendinin temsil ettiği Kıbrıs Cumhuriyetine bağlı bir Türk eyaleti” oluşturmaktı! (Bu görüşe yanlış diyen yığınla siyaset bilimcisi olduğunu biliyoruz. Buna karşın “yanlışımızın arkasına duruyoruz!)
Ansızın neden bu olayı hatırladık? Geçtiğimiz günlerde Güney’de haftalık yayınlanan Kathimerini Gazetesi’nin sorularını cevaplayan müzakereci Kudret Özersay ilk kez Türk tarafının çözüm tezini açık ve net ortaya koyan cevaplar verirken bir soruya, “Annan Planı’nda şu terimlerle karşılaşıyoruz dediydi: “Turkısh Cyprıot State” ve “Greek Cyprıot State.” (Özersay her iki tanımı da “iki kurucu devlet” olarak işaretliyor. Dolayısıyla hedeflenen Federal sistem de “iki kurucu devletten” oluşacaktı diyor.)
Fakat Rum “state” kelimesini ısrarla “eyalet” olarak tanımlıyor, kendini de devlet esamesine oturtuyordu. Zaten Annan Planı’na hayır demesinin bir nedeni “tüm Kıbrıs’ın tanınmış devleti olması fonksiyonunu” kaybedeceği içindi!
O dönemlerde bu “Kurucu Devletler” kısaca şöyle tanımlanıyorlardı: “Her bir kurucu devlet özdeş yetkilere ve işlevlere sahip olacak ve yetkilerini Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası sınırları ve kendi bölgesi içinde kullanacaktır…”
ÖZERSAY’A DÖNÜYORUM. Gazete soruyor: “Sizin liderliğinizin aksine Kıbrıs Rum tarafı “kurucu devletçik” veya kurucu (oluşturucu) eyalet terimini tercih ediyor…
Özersay’ın verdiği cevabı aktarmadan önce dikkatinizi çekeyim. Görüldüğü gibi bizim “kurucu devlet” dediğimize Rum tarafı “devletçik” yahut “oluşturucu” derken, Rum liderliğinin de “eyalet” terimini tercih ettiğini bir kez daha vurguluyor! Ki Annan planı tartışmaları sürerken rahmetlik Denktaş bunun farkına varmış ve “Kuzey bir eyalet değildir” demişti.
Özersay’ın cevabı şu oluyor: “Kıbrıs Rum tarafının o terimi kullanmaya hakkı yoktur. (Eyalet.) Bu noktada açık olmak istiyorum. Rum tarafı açısından bağlayıcı olan ortak açıklamada ‘iki kurucu devletten’ söz ediliyor. “Two Equal constituent states.” Ortak açıklama bu terimi kullanıyor. Bu nedenle Kıbrıslı Rumlar ‘eyaletten’ Kıbrıslı Türk tarafı da mevcut müzakere prosedüründe “iki ayrı bağımsız devletten” söz edemez. Devam eden müzakerelerin bizi iki eyalet veya üniter bir devlet kurulmasına götürmesi söz konusu değildir. İki bağımsız devlet kurmamız da söz konusu değildir. Tabi müzakereler çökerse ve yeni bir döneme girersek o zaman farklı şeyleri konuşabilecek durumda olacağız… Bugün odak noktası Ortak Açıklama olan bir prosedürde Türk tarafının müzakereciliğini yapıyorum. Ortak açıklamada da “oluşturucu eyaletlerden” değil, “iki eşit kurucu devletten” söz ediliyor…. Kıbrıs Türklerinin en büyük kaygısı ise şudur: “Kendi sorunları hakkında kendileri karar vermek ve kendi bölgelerini kendileri yönetmek istiyorlar…”
ŞİMDİ SORALIM. Özersay’ın Erdoğan’ın Lefkoşa’ya resmi ziyareti sırasında da söylediğince iki ayrı devlete dayalı federal çözüm sistemi ile federal kanatların kendi içlerinde kendi iradeleri ile kendilerini yönetme haklarının olacağı Türk tezini tüm siyasi partilerimizle sivil toplum örgütlerimiz destekliyorlar mı? Sanmıyoruz! Bu nedenle “çözüm olasılığından” korkuyoruz!          

***********     
BÜYÜK SORUN EĞİTİMDİR

“Köşemizin” büyük bölümünü “siyasi soruna” yediriyoruz ama buna zorunluyuz. Çünkü eski ifadeyle “bekamız” söz konusudur.
En az siyasi sorun kadar “bekamızla” ilgili bir öteki sorunumuz ise “eğitim öğretimdir ve dün okullar yine sancılı yine kavgalı ve yine eksik yeni ders yılına başladılardı! Artık rutin hale geldi. Okullar açılmadan “eğitimde sorunlar çözüm bulmazlar!” HER YIL: İlle de öğretmen eksikliği ile başlanır, bazı okulların onarımları da tamamlanmamış olur! Tutun ki toplum olarak bu ağır aksak işlere alıştırıldık! Tabii bağıra çağıra da olsa sonunda bazı sorunlar çözümlenir ama açtıkları yaralar hep kanar!
FAKAT ASIL SORUN ŞUDUR: “Eğitim öğrenim” parantezi içine aldığımız “okul + öğretmen + öğrenci + veli + okul aile birliği” altıgeniyle ifade ettiğimiz “işlevsel unsurların sorunları” kesintisiz bir süreçte hiç bitmez! Bu da hani şu “bekamızı” dediğimiz “geleceklerimizi” en çok tehdit eden sorunlardan birisi olmaktadır! Çünkü yarının KKTC’si iyi veya kötü bugün yetiştirdiğimiz bu öğrencilerle “var olacak.” Bunu bilmeyen yoktur ama biz temcit pilavı gibi tekrarlıyoruz? Çünkü “eğitim öğrenimin bu asli unsurlarını” aynen “sağlıkta” olduğu gibi “koordineli” bir sistem haline getiremedik.
Eğitimin bu birbirinden kopuk gibi görünmesine karşın aslında bir bütün olan “unsurlarını” bir araya getiremedik! Öğretmen bir yanda öğrenci öte yanda! Ebeveyn bir yanda okul öte yanda! Hatta okulun müdürüyle idarecileri bile bir başka yanda oldular! Ve ortaya rutine binmiş şöyle bir süreç çıkardılar:
Veli sabah çocuğunu kapıdan okula bırakıyor paydosta alıyor! Öğretmen sabah okula geliyor paydosta ayrılıyor! Fakat bu tekdüze gidiş gelişlerin okul dersliklerindeki “öğrenciler ve o öğrencilerin ebeveynlerine” nasıl yansıdığının soru suali edilemiyor. Dolayısıyla cevabı verilemeyen birbirlerinden kopuk yığınla sorun içinde yalnız ve ilgisiz kalmış “öğrencilerin” nasıl yetiştirildikleri konusunda fikir sahibi olunamıyor!
KOPUKLUK VE İLGİSİZLİKTEN SÖZ EDİYORUZ: Artık sorun o kadar büyüdü ki bazı okullar yeni kayıtlar yaparlarken seçici olmakta, öğrencileri kategorilere ayırmaktadırlar! “İyi öğrenci” “istenmeyen öğrenci!” yahut “bizden öğrenci,” “bizden olmayan öğrenci!”
Sonuçta ne olacak? Geleceklerde de birbirlerinden ayrıştırıldıkları için “bizler” ve “onlar” ayırımlarının sürüp giden sorunları olmayacak mı!
KALDI Kİ: Asıl sorun sık sık tekrar ettiğimiz gibi şudur: Artık “okul-aile birlikleri ile okulların” kesinlikle bilinçli ve koordineli çalışmalarından olumlu şekilde yararlanacak bir “öğrenci gelişimine” ihtiyaç vardır. Çünkü aile ile okul birbirlerinden kopuk oldukça, öğretmenle öğrenci de birbirlerinden kopuk ve ilgisiz olacaklardır!
Dolayısıyla eğitimde ilgili tüm unsurları ne yapıp eyleyip “bütünün dağınık parçaları oluştan” kurtarıp, “bütünün kendisi yapmalıyız.”

**********       
KISACA TAKILDIĞIMIZ: (TATAR AĞASI BİLE OLAMADIK!)

Türkiye’de de durumlar bizden çok farklı değil. Yumurta kapıya dayanmadan insanlar şu veya bu nedenle ölüp kırılmadan tedbir almazlar. “Yavrusu” da anasının tıpkısı!
Bu trafik sorunlarında da böyledir, iş kazalarında da böyledir, gıda denetim ve imalatında da böyledir. Hatta az geriye gidersek: yıllarca pisliğin içinde boğulurken en nihayet “utanmış” olacağız, bu kez devreye STÖ’leri girdi de memleket az biraz temizlenip tertip yüzü gördü!
Geçtiğimiz günlerde peş peşine iş kazaları yaşandı ölümler oldu. Neyse ki tam da TC’deki inşaat işçilerinin asansör kazasında ölmelerine denk geldi ki baktık medya dört koldan bombardımana geçmiş! “İyi” dedik, “peşini bırakmamak gerekir. Çünkü olacak iş değil, Türk Sen Başkanı Bıçaklı diyor ki 8 ayda 172 kişi yaralandı 4 kişi hayatını kaybetti. Küçücük coğrafyada olmaması gereken felâkettir bu!
TÜRKİYE’Yİ TAKİP EDİN. TC’deki olayları izleyenler bileceklerdir. Son zamanlarda “insan odaklı” tedbirler alınırken kanunlar da en sertinden çıkmaya başladı. Mesela geçen gün bir mahkeme bir süre önce feribottan denize uçan bir otomobilde ölen dört kişinin ailelerine 1 milyon 400 bin TL. tazminat ödenmesi kararını verdi…
Öte yandan gıda denetimleri sıklaştırılırken mamul gıdalarda şeker ve tuz oranları ya hepten kaldırıldı yahut oranları düşürüldü… İş kazalarına yönelik kanunlar da sürekli çıkmaktadır.

Bize bakıyorum: Tatar ağası kadar olmadık hiç olmazsa taklit ederek arkadan gelelim!
Nedir bu üzerimize çöken atalet? Ne cevvaliyet kaldı ne basiret! Tıkandı kulaklar işitmezler, kapandı gözler görmezler!.. Çoktan sabah oldu, silkinsenize yahuu!