İkiye bölündük: Hâlâ “Çözüm olacaktır” umudunu taşıyanlar; “hayır asla çözüm olmaz” diyenler…
İkiye bölündük: “KKTC asla yıkılamaz ebedidir” diyenler, “hayır bal gibi de yıkılır yerine yeni bir statü konur” diyenler!
İkiye bölündük: “Kıbrıs siyasi sorununu çözerse Amerika çözer diyenler; “hayır bu sorun Türk’ü Rum’u ile Kıbrıslılarındır çözerlerse Kıbrıslılar çözer diyenler!
İkiye bölündük: “Nasıl ki vakti zamanında Annan Planı’nı kabul edip kabul ettiren Erdoğan Kuzey’i büyük bir siyasi ve ekonomik rizikoya soktuysa şimdi de benzer planları kabul ederek hata yapabilir” diyenlerle; “hayır artık Erdoğan da Rum’un ne olduğunu anlamıştır mandepleye basmaz” diyenler!
İkiye bölündük: “Eroğlu çözüm istemediği için müzakerelerde ayak sürümekte, öneri üreteceği yerde hep Anastasiadis’in önerilerine karşı çıkmaktadır” diyenler; “hayır asıl kabul edilemez önerileri ile müzakereleri dinamitleyen Anastasiadis’tir diyenler!”
İkiye Bölündük: “Türk ve Rum halkları asırlarca bu adada kardeş kardeş yaşadılardı yine Birleşik Kıbrıs’ta yaşayabilir” diyenler; “hayır Türklerle Rumlar asla kardeş kardeş yaşamadılardı bundan sonra da yaşayabileceklerine asla ve kata ihtimal yoktur” diyenler!
İkiye bölündük: Bu adada tek güvencimiz Türkiye’dir bu nedenle garantörlüğü devam etmelidir diyenler; “hayır olası çözümde AB üyesi olacağımızdan buna gerek yoktur diyenler!”
İkiye bölündük: “Tek egemenliğe dayalı Kıbrıs federal sistemi” en iyi çözümdür “ diyenler; “Hayır en iyi çözüm Kuzey’in kendi içinde egemen olacağı konfederal sistemdir” diyenler!
İkiye bölündük: “Rum’un mülkü ve nüfus çoğunluğu dikkate alınarak Kuzey’deki toprakları iade edilmelidir” diyenler; “hayır tek çakıl taşı bile vermeyiz” diyenler!
İkiye bölündük: “TC kökenliler olası çözümde geri gönderilmelidirler” diyenler; “hayır artık onlar bizim yurttaşlarımızdırlar asla geri gönderilemezler” diyenler!
İkiye bölündük: “Maraş barışı pekiştirecek iyi niyet tutumunda hemen Rum sahiplerine iade edilmelidir” diyenler; “hayır Maraş, toprak konusu pazarlığı gündeme geldiğinde görüşülür” diyenler!
İkiye bölündük: Talat olsaydı müzakereler ivme kazanır en azından kesintiye uğramazdı diyenler; “hayır o kadar basiretli olsaydı Hristofyas’la çözüm için masada görüştükleri dönemde başarırdı fakat başaramadı” diyenler!
İkiye bölündük: “Çözüm olursa Türklükle Rumluğun artık bir kıymet’i harbiyesi olmayacak çünkü tümden AB’li olmakla ayni zamanda bir refah ve istikrar adası da olacağız, niye kavga edelim” diyenler; “Hayır AB’ye girmekle kimseler milliyetleri ile dinlerinden soyunmazlar ol alem yine devam eder” diyenler!
İkiye bölündük: Türkiye askeri ile çekip gitmeli ki çözüm yolları açılsın diyenler; “hayır bu askere daha çok ihtiyacımız vardır” diyenler…
KISACA: Sadece “Kıbrıs siyasi sorununa” yönelik ve eksiği ile olagelen “bölünmeleri” aktardım. Bir o kadarını da siz ekleyebilirsiniz.
Şimdi soruyorum: “Siz sadece siyasi sorunla ilgili bu “bölünmeleri” ki bin bir türlüsü ile kaimdirler; demokrasinin zenginliği olarak mı yorumlarsınız?
Siyasi partilerin “Sol” ve “Sağ” tutumlarının bu şekilde tezahür etmesi gerektiğini çünkü “misyonlarının rüştünü” başka türlü ispat edemeyeceklerini mi düşünürsünüz?
Öyleyse “ikiye bölünme” yetmez! Daha çok, daha çok bölünmeli ki daha çok demokrasi ile daha çok “demokrat” olunsun! Sol ve Sağ kulvarlarda koşarken, kim daha çok bölün bölün bölünürse altın madalya da onun olsun!
**********
“İNSANİ GELİŞİM OLAYI:” (KKTC OLAYIN NERESİNDEDİR?)
“Benim için eğitim çok önemlidir” derken “hangimiz için önemli değildir” dediğinizi duyuyorum! Fakat bir yandan da şunu biliyorum:
Eğitime önem vermek önemini kabul etmek, bizatihi “eğitim öğrenim” olayına katılmak demek olmuyor! Teşbihte hata da olsa “mesela” diyoruz, “televizyondaki dizileri ağlayarak gülerek izlersiniz ama ne o dizi kahramanlarından olursunuz ne de öylesi olayları yaşayarak o hayatlara katılırsınız.” “Eğitim öğrenimi de eğer bir televizyon dizisi esamesine düşürülmüş “oku da adam ol” düşüncesine çakılı seyirlik “olay” gibi dışından izlerlerseniz, ezeli ebedi dışında kalırsınız!
Türkiye şu sıralarda bunun farkına vardı. Zaten varmasa da kafasına balyoz gibi inen ve adına “insani gelişmişlik” denilen dünya ülkeleri kıyaslaması endekslerinden zorla anlayacaktı!
Nedir bu “İnsani Gelişme Endeksi?” BM tarafından hazırlanıyor. Mesela bu endekse göre Türkiye iki yıldır 187 ülke arasında 69. sırada yer almaktadır. Deniyor ki ekonomisini dünyanın ilk 10’larına sokmak istiyorsa işte bu “İnsan gelişimine” çok önem vermesi gerekir.
Şimdi bazı verileri, okuduğum bazı kaynaklardan ve internetten aktarıyorum. (Benim için de bu “İnsani Gelişim olayı ve önemi” bir yeni öğrenim oluyor)
UNDP’ye göre insani gelişme için üç ana başlık seçilmiş:
BİR: Uzun ve sağlıklı bir yaşam.
İKİ : Bilgiye erişim.
ÜÇ: İnsana yakışır bir yaşam standardı.
Çok kısaca: 1. sırada Norveç’in, 5. sırada Amerika’nın, 50 sırada Uruguay’ın, 68. Sırada Kosta Rika’nın olduğu ülkeler sıralamasında Türkiye İnsani Gelişim Endeksinde 69. sırada yer almaktadır! Yani ekonomide şöyle yaptık böyle yükseldik lafazanlıklarına karşın “insanların hayatları ile başarıları ve de tabi eğitim düzeyleri dökülüyor!”
Bazı yazar ve uzmanlara göre de asıl büyük fark Eğitimde görülüyor. Mesela Türkiye’de nüfusun yüzde 49’u ortaokul mezunu bile değil!
Öte yandan her zaman rakiplerimiz olarak gördüğümüz Yunanistan 29. sırada yer alırken Kıbrıs Rum kesimi ise 31. sırada yer alıyor…
GELELİM BİZE: Tanınmamış devlet olduğumuz için böylesi UNDP gibi dünyasal anketlerin endekslerine giremiyoruz. Buna karşılık el yordamıyla da olsa biliyoruz ki şu anda 11 kayıtlı üniversiteye sahibiz. Bazıları dünyada ad yapmış, sıralamalara girmiş. Mesela DAÜ. Fakat bazıları da iki üç odadan ibaret, bakkal dükkânı esamesinde, gençlerin paralarını söğüşlemek için oluşturulmuşlar!
OKULLAR AÇILIYOR: Olay bu değildir ama! Okullar bir hafta sonra açılıyorlar. Bizde “okul, öğrenci, öğretmen, veli” tümden “tekil” unsurlar olarak ayrı ayrı ele alınırlar! Oysa işte önümüzde UNDP’nin dünyasal endeksi. Girin İnternete sayfalar dolusu bilgi rakamlarla kıyaslamalarla başınızı döndürür! Bir yandan da üzülürsünüz? Bizim yerimiz nerede diye!
ÇÜNKÜ: Hâlâ beceremedik! Eğitim Öğrenimi “öğrenci, okul, öğretmen, veli” bağlamlarında bir “bütün” yahut “çoğul” yapamadık! Birbirlerinden kopuk insanlar ayni zamanda birbirlerinden farklı “çıkarlar” peşinde koşarlarken, birbirlerine ne yardımcı olabiliyorlar ne yararlı!
Bu nedenle kendi anketlerimizden şu ilginç sonuç çıkıyor: “Eğitim düzeyi ile işsizlik aynı oranda yükseliyor!”
Bir başka çarpıcı gerçek ise şu: “İşveren düşük ücretle daha uzun süre çalışacak işçi veya personel tercih ediyor!”
Bir ötesi gerçek de şu: Eğitim özellikle üniversiteler düzeyinde artarken seviniyoruz ama bir yandan da “üniversiteli işsizlerimizin sürekli artarak neredeyse yüzde ellileri bulmasına fena halde üzülüyoruz. Çünkü bu “insani gelişimin kalitesini” düşürürken aynı zamanda toplumsal bir travma da yaratmaktadır. Kısaca KKTC, “işsiz gençleri nedeniyle hastadır!”
İşte İşsizlik oranları: Üniversite mezunları yüzde 41 oranında işsizdirler! Lise mezunları yüzde 31, Ortaokul mezunları yüzde 20, ilkokul mezunları yüzde 7 oranında işsizdirler. (Bu rakamlar KKTC İş Bulma Merkezi verilerinden alındı.)
Eğer bir ülkenin okullaşmasına karşın bu kadar işsizi varsa gelecekler için çok iyimser olmak mümkün mü?
(Köşemizde bize ayrılan sayfadaki yerimizi “uzun yazıların okunamadığını bildiğimiz halde, uzun yazılarımızla adeta işgal ediyoruz! Bugün de öyle oldu! Dolayısıyla “insani gelişimimizin” ne olduğunu bilmediğimizi, bunun da “toplumsal gelişimi” olumsuz etkilediğini bir başka yazımıza bırakarak şöyle diyelim.)
Okullar açılıyor. Bir heyecan bir seferberlik yaratılmasını bekliyorsunuz. Oysa ne görüyorsunuz? “Falan okulun filan dersliği hâlâ boyanmamış! Öğretmen ataması tamamlanmamış” falan. Bakanlıkla sendikalar bunlar için kavga ediyorlar… “Nasıl bir eğitim” için değil!
































