Dün dokuz saatlik resmi ziyaretle KKTC’ye gelen Erdoğan’ın açıklama ve mesajlarını yarın daha detaylı değerlendirmeye çalışacağız. Ancak ilk algımızı şöyle ifade edelim: Ziyaret günü yeni Başbakan Davutoğlu da ilk Bakanlar Kurulu toplantısını yapıyordu. Öte yandan Adli Yılın açılışı vardı. Tüm bunlar Erdoğan’ın KKTC ziyareti etkisini azaltan unsurlar oldu!
Zaman var “Anavatan-Yavruvatan” kelimelerini yan yana işitmediydik. KKTC’ye gelmeden önce İstanbul’da hava alanında konuşan Erdoğan bu iki kelimeyi yan yana koyarak ilk mesajını oradan verdi… Erdoğan Annan planı nedeniyle uğradığı hüsranı bir kez daha açığa vurarak Rumların hayır demesi nedeniyle Kıbrıs sorununun asıl mağdurunun Türk halkı olduğunu bir kez daha tekrarladı.
Rum tarafının beklediği mesajları vermezken gelecek yıl denizin altından suyun KKTC akacağı müjdesini verdi. Barışı hatırlattı, Güney’in bunu değerlendirmesini temenni etti.
KKTC’nin hukuk devleti oluş yönünde hızla ilerlediğini vurguladı… Kısaca olağan dışılığı olmayan bir ziyaretti. Diyelim ve şimdi bir başka önemli konuya geçelim: Şu Doğu Akdeniz’deki gaz rezervleri.
**********
DOĞU AKDENİZ’DEKİ GAZ REZERVLERİ KIBRIS SİYASİ SORUNUNU ÇÖZECEK ORTAK ÇIKARLAR OLABİLİR Mİ?
Her gün türlü çeşitli yönleri ile Kıbrıs siyasal sorununu didikliyoruz ama doğruya doğru çözüm olacağına inanmıyoruz! Bu savımızı da Eroğlu’lu Türk tarafının muzırlığına değil, Anastasiadis’li Rum liderliğinin talep ettiği ödünlerin hem insafsızca hem de arsızca olmasına dayandırıyoruz. Nitekim bugüne kadar bir tekini “en azından orta yolu buluruz” umudunda bile kabul etmek mümkün olmadı!
Pekala Güney’in hiç mi haklı yanları yoktur? Olmaz mı? Eğer sen “federalizmle” yola çıkarsan tabi ki “çoğunluk azınlık” esasını kabul ederek başlayacaksın müzakerelere! Müzakereler başladıktan sonra “konfederalizm” dersen sahneyi viran eylersin! Nitekim öyle oldu!
Dahası Güney’e öyle fırsatlar verildi ki “hem Kuzey’deki mülkünün yeniden iadesi tartışmalarını başlattı hem de en az yüz bin kişinin yeniden Kuzey’e dönmesi kapılarının açılmasını talep etti! Yani iki ayrı bölge ile iki ayrı devleti baypas edecek tüm siyasi argümanları masaya yığdı.
Bir gün bunların olacağı belliydi: 2004’de Annan Planı’na “hayır” dediği halde Güney’i AB’ye üye olarak almak AB’nin resmen Türkiye’ye karşı bir “sivil darbesi” olduydu! Ki Türkiye İsrail’le onca dalaşmasına karşın böylesi bir siyasi “şamarı” yemediydi!
Dolayısı ile olayı bugün de çok iyi değerlendirmek gerekir: “Güney’in yanında yer alan Brüksel bir yandan Türkiye’ye karşın Kuzey’e ambargo uygularken, öte yandan ayni Türkiye’yi “işgalci” muamelesinde değerlendirip Rum tarafına ödün vermesini zorlayacak politika cambazlıkları yapmaktadır!
HİÇ Mİ UZLAŞMA ORTAMI YOKTUR? Vardır! “Rum’un gazının borularla Türkiye üzerinden nakledilmesi!” Azıcık aralayalım.
Artık yalın gerçektir: Doğu Akdeniz iştahları kabartan gaz rezervlerine sahiptir. İnternetten derlediğimce Kıbrıs’ın Doğusunda Lübnan’dan başlayarak Batı Şeria, İsrail, Gazze güzergâhlarındaki parsellenmiş denizlerde İsrail’in, Güney K.Y.’nin, Gazze’nin gaz yatakları vardır. Sayıları altının üzerinde olan “gaz alanlarından” çoğu İsrail yataklarıdır. Türkiye ile kavgalı olduğundan nakli Mısır üzerinden yapmak zorundadır. Fakat TC’deki üç şirket de bu gazı Türkiye üzerinden nakletmek için uğraşmaktadırlar…
Türkiye, Doğu Akdeniz’de gaz yatakları bulunalı beridir çok önemli bir konum kazanmıştır. Çünkü borularla AB’ye sevk edilecek Rum ve İsrail gazının en uygun nakli Türkiye üzerinden yapılabilir.
İŞTE BU OLAY MÜZAKERELERİN HAVASINI YUMUŞATIR: Doğu Akdeniz odaklı gaz rezervleri, Türkiye, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile AB’yi ilk defa ayni ortak çıkarlarda bu kadar yakınlaştırıcı bir ortam yaratmıştır!
İlk defa birbirlerine muhtaç olduklarının bilincine varmışlardır!
İlk defa bölgede büyük öneme sahip olduklarına ellemişlerdir!
İlk defa işbirliği yapmaları gerektiğini bu kadar iyi anlamışlardır!
İlk defa ekonomik çıkarlarda buluşmanın kaçınılmazlığını bu kadar yakından görmüşlerdir.
İlk defa İsrail ile Güney Rum Yönetimi Türkiye’ye ne kadar muhtaç olduklarını anlamışlardır.
İlk defa Türkiye’nin çıkarları, İsrail ve Güney Rum Yönetimi ile bu kadar yakından çakışmıştır…
ANCAK TÜM BU SÖYLEDİKLERİMİZ İZAFİDİR: Bölgede birbirlerine muhtaç bu ülkeler yazık ki hâlâ kavgalıdırlar! O kadar ki Türkiye İsrail gazı için “Bu şartlarda İsrail’e boru hattı çekersek oradan gaz değil, masum yavruların, Annelerin kanı akar” diyecek kadar katıdır!” Rum tarafı ise TC üzerinden sevkiyat yapmaktansa daha pahalı olmasına karşın Mısır üzerinden sevkiyat yapmayı yeğleyeceğini söylemektedir!
Bunlara karşın yine de şunu söyleyebiliriz: Çaresi yoktur, uzlaşıp anlaşacak, anlaşıp işbirliği yapacaklardır. İşte o zaman Kıbrıs siyasi sorunu da büyük olasılıkla çözülecektir.
**********
TALAT’IN ARTI VE EKSİLERİ: (HASSASİYETLEERİ VE İLKELERİ İLE)
Sn. Talat’ı iki yönden anlamaya çalışıyorum.
“Hassasiyetleri” ve “ilkeleri” olan Talat… Dolayısıyla kırılıp üzülen, sevinip gülen, darılıp küsen “insan Talat!”
Mücadele eden, direnen, hedefine varmak için ne kadar arızalı ve netameli olursa olsun yolunu yürüyen ilkeli politikacı Talat!
Ki Cumhurbaşkanlığını dört yıl önce Eroğlu’na devrettiği günün hemen ertesinde, o bildiğimiz “politikacı Talat” kimliği ile bugünlere kadar etkinliği ve ağırlığınca çalışmalarını sürdürdüydü. O kadar ki gün geldi özellikle Kıbrıs siyasi sorunu konusunda Eroğlu’nu bile aşarak demeçler üzerine demeçler ularken, medyada da hemen her gün adı ve sanı ile etkin yetkin yerini alıverdiydi…
Biliyorduk ki tüm bu uğraşlar, çalışmalar, halkın içinde halkla birlikte olmalar, günü geldiğinde yeniden Cumhurbaşkanlığı’na aday olabilecek performansını korumak içindir. Bu yönü ile Talat tutun ki “siyasi yenilgilere” papuç bırakmayan “mücadeleci politikacı profilini” sergilediydi…
Ancak gözden kaçırdıktı: “Talat da insandı ve sarf ettiği efor nispetinde “partisi” olması gereken CTP’den vefa ile ilgi bekleyecekti!
Bunun CTP’ye “baş” olmadan ne kadar zor olduğunu biliyor muydu bilmiyoruz! Fakat günü geldiğinde “sen zaten bizim asli başkanımızsın” deyişlerinde kendisini kucaklayan CTP’nin vefasını görmek istediğini şimdi anlıyoruz!
Heyhattt! Talat da unutmuştu! “Gözden uzak olan gönülden de ırak olur!” Gerçekte Talat Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybedeli beridir “yalnız politikacı” rolünü oynuyordu! Veya öyle algılanmayı yeğliyordu! Belki de şunu düşünüyordu: “Seçim günü geldiğinde kendisine koşacaklar tek adayımız diye omuzladıktan sonra seçim sathı mailine sokacaklardı… O zaman “güçlü aday oluşunun” büyük avantajıyla seçime katılacaktı…
Pööö! “Atlar tepişir çimenler ezilir!” CTP o eski CTP değil ki! “Kögef” çıkışlı kuşak eskidikçe dağılırken, arkadan gelen “gençler” çoktan köşe başlarını tuttu! “Yeniden yeniye” devam ediyor. UBP kaç kere yaşadı bu sancılı doğumları!. Şimdi sıra CTP’de!
Ha, Talat mı? Keşke bu kadar kırılgan olmasaydı. Çünkü bu çok insancıl duygular, politika arenasında “politikacının zaafları” olarak algılanır!
Öte Yandan: CTP Talat’ı yeniden aday gösterebilir. Ne var ki “bardak kırıldı!” Kabul etmiş olsa bile seçim kampanyası boyunca bekleyip de göremediği ilgi ve vefanın yarattığı “boşlukla eziklik” Talat’la birlikte yürüyecektir…
































