1993 yılında emekli Başbakan, Zonguldak Milletvekili Bülent Ecevit’le röportaj yapan Mehmet Arif Demirer sorar: “1974 yılındaki askeri harekât ile Kıbrıs’a barış olmasa bile ateşkesi getirdiniz… Bu olayı kısaca anlatır mısınız?”
Ecevit: (özetle) “…Barış Harekâtı ile adaya getirdiğimiz gerçek anlamda bir barıştı…” “…Öncesinde Türklere karşı soykırım ölçülerine varan saldırılar veya Rumların kendi aralarında ciddi çatışmalar vardı….” “…Barış Harekâtı’nın üzerinden 18 yıl geçti. Ne Rumlarla Türkler arasında bir çatışma oldu ne de Rumların kendi aralarında bir çatışma oldu. Uzun süreden beri ilk defa kesintisiz bir Barış oldu Kıbrıs’ta…”
Demirer: “Neden Barış Harekâtı’ndan başka bir alternatif kalmamıştı?”
Ecevit: “Bir kere Rumların adadaki Türkleri yok etme planları bulunduğu kesindi. Bunu öngören Akritas Planı’nı Türkler değil, Rumlar açıklamışlardı. Hiçbir zaman da inkâr edilmedi. Amaç Türkleri ya soykırımdan geçirip yok etmek veya adadan ayrılmaya zorlamaktı. Zaten adadaki Türk nüfusun büyük bir kesimi baskılar saldırılar karşısında adadan ayrılmak zorunda kalmışlardı. Başta İngiltere ve Avustralya olmak üzere kısmen Amerika’ya veya başka ülkelere gitmek zorunda kalmışlardı. Bugün İngiltere’de çok geniş bir Kıbrıslı Türk toplumu vardır…”
RUMLAR DEĞİŞTİLER Mİ? Ecevit o kendine özgü yalın anlatımı ile Barış Harekâtının kaçınılmazlığını böyle ortaya koyuyordu.
Dün de yazdık, öncesi dönemlerde de yazdık: “Barış Harekâtı olmasa, Ecevit Kıbrıs’a askeri çıkarmayı göze almasa, sorunu politik yollardan çözmek istese, bugün Kıbrıs’ta en iyimser olasılıkla “büyük oranda bir Yunan-Rum egemenliği” söz konusu olacaktı. Bu egemenliğin idari ve ekonomik yönden Türk halkını mağdur edeceği aşikârken, dayanamayanların yeniden göç yollarına düşecekleri de bir gerçekti.
Kısaca eğer Barış Harekâtı olmasaydı Kıbrıs Türk halkı bugün Kuzey’deki güvenliği ile kendi egemenliğine asla ulaşamazken, devlet de olamayacaktı.
O HALDE: Bu gerçeği anlamak istemeyenlerin kesinkes cevap vermeleri gerekir: “Dün Türk düşmanı olan, tüm adayı egemenliğine geçirmek isteyen Rum bugün ne kadar yanlış yaptığının ikrarında nedamet getirip, “gelin barışçı çözümü sağlayalım” diyecek kadar değişti mi?
İşte Yunan cuntası ile Rum askerlerinin 15 Temmuz 1974’te Makarios’a yaptıkları darbenin 40. yılını da görüyor ve bitmeyen müzakerelerle 41. yıla giriyoruz. Söyler misiniz? Rum değişti mi?
Aramızdaki bir kesim, Güney’de Kuzey’de bazı Rum dostları ile barışçı çözüm için çalışıyor, ikili ilişkilerle o dostlarını motive edip Türklerle Rumların kardeş kardeş yaşayabilecekleri inancını çakıyorlar. Dolayısıyla zaman zaman ödün vermiyor diye Eroğlu’na çatıyor, KKTC devletine inananları faşistlikle suçluyorlar! Keza TMT’ye de EOKA gibi faşist örgüt diyor Devleti ilan ettiği için Denktaş’ı her vesile ile karaladıktan sonra, Birleşik Kıbrıs’a inandıklarını söylüyorlar…
Fakat bize şunu da söylemek zorundadırlar: 1974’den sonra Rumlar değişti mi değişmedi mi? Bu soruya, Rumların devam eden Müzakerelerin seyrine, GYÖ’lere yaklaşımlarına, Türk halkına verecekleri hakların neler olduğuna kadar bircik bircik cevap vermelidirler ki “anladıklarını biz de anlayalım!”
**********
BAKANLAR KURULU “PARANIN” SESİNİ DUYURDU!
Bakanlar Kurulu bir toplandı, görüştü, pir görüştü. Gökten nurlar yağdı! Yangın helikopteri mi istersiniz yılda bir defaya indirilse de tarım kesimine doğrudan gelir desteği mi? Engelliler için daha çok istihdam çağrısı da cabası.
Ben bu “yangın helikopterine” karşıydım. Şu kadar personeli şu kadar giderleri ile yılın büyük bölümünde atıl durumda kalacak, buna karşılık Devlet bütçesinden ayrılan paraları da her ay harıl harıl sömürmeye devam edecek…
Oysa, “Allah göstermesin eğer bir yangın çıkacak olsa Mersin’den kalkacak helikopter yarım saatte KKTC’ye ulaşır” diyorlardı…
Bu tepkimi “kahvehanede” seslendirirken yurttaşın biri başımı yaracak taşını şöyle attı: “Onlarca kızağa çekilmiş Müşavirler ordusu oturdukları yerde her ay hem de en yüksek baremden dünya kadar ve beleşinden maaş çekerlerken bir helikopterin giderleri mi battı sana!”
“Pardon” dedim! Vallahi doğru! Bütün söylediklerimi geri aldım, yerlerden göklere kadar haklısın! “Bu memlekette yarab bir hiç uğruna ne paralar gidiyor! Varsın gitsin bir de yangın helikopterine!” Üstelik bakarsınız arada şeklini şemailini dizayn ederler, kış mevsimlerinde bizim ekabiri de gezdirirler!
NEYDİ ÖTEKİ KARARLAR? Engellilerin istihdamı… Özel sektör’ün bu konuda tutuk kaldığı bir gerçek! Bunu söylemek bile abes çünkü sağlıklı insanlar karşısında bile tutuk kalıyorlar!
Bakanlar kurulu işsiz oldukları sürece engellilere yaptığı parasal yardımları, özel sektörde istihdamları halinde de yüzde otuz nispetinde devam ettireceği kararını aldı. Tabi anlamadık: Özel sektör Engelli yurttaşları asgari ücretin altında mı çalıştırmak istemektedir ki devlet de bu durumda yüzde 30 oranındaki parasal katkısı ile açığı sübvanse etmeye çalışmaktadır?
Oysa, bir yandan da akıl şöyle diyor: “Engellilerin giderleri özel bakım ve araç gereç gereksinmeleri nedeniyle sağlıklı insanlara göre daha fazladır. Bu nedenle devlet parasal katkıda bulunmaya devam etme kararı almıştır.” İkincisini doğru kabul ediyoruz diyelim…
Öte yandan Ulaştırma Bakanı Kaşif cephesinden de iyi haberler var. Yakında Ercan’da yeni pist yapım çalışmaları başlayacak. Trafikle ilgili karar da alındı. Artık işe gitme ve paydos saatlerinde, Kamyonlar tırlar trafiğe çıkamayacaklar… Bu kararın yorumunu yapalım mı? “Trafik sorunu ancak böylesi köklü tedbirlerle çözülür…”
Öte yandan Geçitkale Havaalanı’nın yeniden devreye sokulması çalışmaları var. Ve yılan hikayesine dönen Bilgi Teknoloji Haberleşme Kurumu…” Diyor ki Kaşif “Çalışmalarda sona gelindi.”
Dikkat: Farkındaysanız tüm bu alınan kararların başında ve sonunda “para” var. Hatırlayın Başbakan Yorgancıoğlu Türkiye’ye uçup Erdoğan’la “parasızlığı” konuştuydu ya… İşte sonucu! İstenen kopartılmış olacak ki “icraatlar” ses soluk getiriyorlar!” Gidi para!
**********
FİKRİMİN İNCE GÜLÜ: MEMUR VE EMEKLİLER NASIL YAŞARLAR?
Banka çok! Giderler birine mesela şu veya nedenle ve beş yıl vade ile 50 bin lira çekerler. Refah dolu günler başlar, derken:
Hayat devam eder, para gider! Giden tabii ki dönmez geri! Aradan iki yıl geçer, canlara tak eder, allak bullak bir surat, eğik omuzlar, nasılsa sulandırılan gözlerle dayanılır banka müdürünün makamına. Durumlar anlatılır, ah vahlar arasında bir beş yıllık kredi için yeniden anlaşmaya varılır. Elli bin çekilir, kalan otuz binlik kredi borcu kapatılır, elde kalır yirmi bin!
Hayat devam eder, para biter! Ve bir yıl sonra ayni artistik hareketler, mimikler, pandomimlerle girilir banka kapısından! dertler sorunlar anlatılır, “ah o hastalık, o ilaç paraları, çocuğun okul masrafı, arabanın taksiti, kahrolası pahalılık!” Ahlar vahlar çekilirken üç yıl vadeli otuz beş bin lira kredi çekilir, içinden on beş bini eski kredi borcuna yatar hesap kapanır, elde kalır yirmi bin…
Hayat devam eder, para gider biter: Ve ömürler böyle geçer! Oysa ne diyorsunuz siz? “Memleketi hükümet yönetir!” Ne alaka! Bankalar yönetir, bankalar…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























