Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

1974 BARIŞ HAREKÂTI’NA GİDEN YOLU RUM-YUNAN İKİLİSİ AÇTIYDI

  Barış Harekâtı, 1968’de başlayan  toplumlar arası çözüm müzakerelerini de dikkate almayarak adadaki Türkleri “yok sayan”  Rum  EOKA B ile   Yunan cuntası subaylarının bir darbe ile Makarios’u alaşağı ederek ENOSİS’i  gerçekleştirmek istemelerinden kaynaklandı. 
Yıl 1974,   günlerden 15 Temmuz pazartesi…   Yunanlı subayların komuta ettiği EOKA B güçleri Makarios’un sarayını top ateşine tutarlar… Makarios’a bağlı polis birlikleri ile karakolları, tankları da harekete geçirerek  zapt ederler…  Makarios’u destekleyen AKEL ve EDEK partisi yanlıları kıyımdan geçirilir  ve bu darbe sırasında 2 binin üzerinde Rum öldürülür… Makarios İngiliz üslerinden helikopterle kaçırılır,  Nikos Samson gibi bir sokak insanı  Yunan cuntası tarafından  Cumhurbaşkanı ilan edilir…
Aynı gün:  Ecevit Afyon gezisini yarıda keser,  Ankara’ya dönüp önce  Güvenlik Kurulu’nu ardından  Bakanlar Kurulu’nu toplayarak gelişmeleri müzakere eder. 
Ertesi gün Yunan cuntası   seferberlik ilan ederken Ecevit  yoğun temaslarda bulunur.
17 Temmuz Çarşamba:  Makarios BM’lere çağrıda bulunur,  Yunan cuntasını kınamasını talep eder. Ayni gün Ecevit Garantör Ülke İngiltere’ye hareket  eder…
18 Temmuz Perşembe:   20 Temmuz akşamına kadar sürecek yoğun bir diplomasi trafiği başlar,  Dışişleri Bakanı Turan Güneş ABD Dışişleri  Bakanı Kissinger’in temsilcisi Sisco ve İngiltere Dışişleri Bakanı Gallaghan ile görüşür. 
19 Temmuz Cuma:  Türk donanması ve çıkarma gemileri sabah 11.30 da Mersin limanından ayrılırlar… Sisko Ankara’ya gelir, sabahlara kadar görüşmeler yapar… Türk ordusu alarma geçer,  çıkarma hazırlıklarına başlanır… Yunanistan Trakya sınırındaki yerleşim yerlerini boşatır…
VE 20 Temmuz Cumartesi:   Uçaklar sabah saat 5’de kalkar…  Ecevit  6.10’da TRT’den çıkartmanın başladığı haberini verir…  08.30’da ilk Türk askeri ayağını Yavuz Çıkarma Plajına basar…  NATO, BM’ler hemen toplanır, ancak karar alamazlar… Sisco çıkarmayı durduramadığı için başarısız,  Ankara’dan  ayrılır…  (Bu kronolojik sıralamayı Rahmetlik  Mehmet Ali Birand’ın  “30 Sıcak Gün”  adlı kitabından yararlanarak yazdım.)
TÜRKİYE’NİN ADAYA MÜDAHALE EDECEĞİNİ SON ANA KADAR BEKLEMİYORDUK. 1974’teki Ecevit damgalı  ve adını yine bizzat Ecevit’in koyduğu  “Barış Harekâtı”nı hiç beklemiyorduk!  Hele Amerika ve NATO müdahalesine rağmen Türkiye gibi henüz  “çıkarma gemilerini”  bile tamamlamamış,  Erenköy çarpışmaları sırasında İnönü askeri  müdahalede bulunmak istediği için dönemin ABD Başkanı Jhonson tarafından gönderilen bir mektupla zılgıt yemişlikte;  Türkiye’nin  Makarios’a yapılan darbe nedeniyle adaya çıkarma yapacağına,  Denktaş da başta olmak üzere zannedersem büyük oranda Türk halkı ihtimal vermiyordu…
Ne var ki oldu!  Pakala Barış  Harekâtı olmasaydı neler olacaktı!
Bu soruya cevap vermeden önce 1967 ile  1974 aralığında Türklerle Rumların sosyo ekonomik ve askeri yönden durumlarını gözden geçirmek için bir başka sayfa açalım:  
     **********     

NİÇİN RUMLARLA KARDEŞ KARDEŞ YAŞIYORDUK?
Önce asırlarca,  “bu adada Türklerle Rumlar kardeş kardeş yaşadılar”  derken  o   kardeşliğin 1963  Kanlı Noel Hareketi ile Makarios’lu Rumlar tarafından bir günde nasıl berhava edildiğini  hatırlayın! Ve gelin o kardeşliğin neler pahasına yaşandığının ispatını mesela 1967’de Geçitkale olaylarından sonra 1974’e  kadar sürecek  Türk Rum ilişkilerinde yeniden seyredin: 
Öncesi olayları dürtmüyoruz.  Rum saldırıları nedeniyle 103 karma köyümüzü terk ederek göç  yollarına düştüğümüzü,  evlerimizin barklarımızın yakıldıklarını,   yollardan  bellerden kaçırılarak Rumlar  tarafından öldürüldüğümüzü falan anlatacak değiliz. 
Fakat  şunu söyleyeceğiz:  1963’ten sonra bizi Rum milis güçleri  ile Rum polisleri ve adadaki  Yunan askerleri ile sarıp  soluk almamıza izin vermeyen Rum’lar bir yandan da Maraş’ı  turistik kent  olarak yaratıyorlardı.  O  turistik otellerinin inşaatlarında günü geldiğinde yine öldürecekleri Türk işçileri  çalıştırıyorlardı! 
Türk bölgelerindeki beş on ticaret  insanımız yine Rum’un mallarını alıp Türk’e  satıyor, karşılığında komisyon alıyordu.  Yani iş insanlarımız  Rum tüccarların komisyonculuğunu yapıyorlardı!
Rum’un patates tarlalarında, portakal bahçelerinde  yine Türk işçilerimiz çalışıyordu.  O kadar ki  Kaleburnu köyünden bile kadınlı erkekli işçilerimiz  her sabah  otobüslerle Omorfo’ya  narenciye bahçelerine   taşınıyorlardı! 
Kırtasiyeden beyaz eşyaya,  elektronik aletlerden kumaşlara varıncaya kadar her türlü ihtiyaç emtiası Rumlardan satın alınıyordu! 
Lefkoşalının gezi yeri Lidra caddesi, Mağusalının Develimanı yolu,  Leymosonlunun Makkenziydi!
Mağusa limanında çalışan  işçi postaları gemi acentalarının Rum patronlar tarafından kapatılmasından dolayı  “yükleme boşaltma işlerinde”    yükte hafif pahada ağır  olanlara  Rum postalarını gönderirlerken,  pis ve yorucu işlerle yevmiyesi  az olanlara da  Türk postalarını gönderiyorlardı!
EĞER BUNLARA KARDEŞ KARDEŞ YAŞIYORDUK DİYORSANIZ EVET YAŞIYORDUK!  Çünkü Türk halkı parmağını bile oynatacak takatta değildi!  Öylesi biçareliğe düşmüş  bir etnik azınlığı kesip doğramak yerine boğazına basıp  sıktıkça sıkarken,  öte yandan sömürebildiklerince de her bir şeylerini sömürmek çok daha evlaydı!
Rumlar Türk halkını 1963’den 1974’lere  kadar  horladı,  vurdu, kaçırdı,  öldürdü,  işçisi yaptı sömürdü,   komisyoncusu yaptı Türk çarşılarına hayır yüzü göstermedi…  Kısaca  Rum Türk’ü  “bende”si yaptı!
PEKALA SORALIM.    Eğer Barış Harekâtı gerçekleşmese, Türk halkı Kuzey’de kendi sınırlarının güvenliği içinde kendi egemenliğine sahiplik koymuş  olmasaydı ne olacaktı?
Cevap:   Yukarıda anlattık!   “Rumlarla kardeş kardeş yaşamaya devam edecektik!”  Tıpkı Batı Trakya’daki Türkler gibi!  Bulgaristan’daki Türkler gibi!  Kırım’daki Türkler gibi!.. 
Son sözümüz:  “İyi ki artık Rumlarla kardeş kardeş yaşamıyoruz!”           

    **********
KISACA TAKILDIĞIMIZ:  9’LAR CTP’DEN İHRAÇ EDİLİRLER Mİ?   

          Bu  “9” rakamını hatırladınız değil mi?  Hikmeti ile şanı kendinden menkul bir harftir ki  ilk tanışıklığımız Atatürk’ün hayatındaki mucizevi yeridir.   Mesela 9.  Ordu Komutanı idi.  Yahut 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıydı. 
Sonra bizim 9’lar var!   UBP’den kopup DP’yi kurdulardı. 
Şimdilerde ise CTP’den ihracı istenen 9 CTP’li başka deyişle topun ağzına konup  atılmaya hazır 9 ağır top vardır.  İhraç  edilirler mi  dersiniz? 
Suçları  şu: Mağusa’da yerel seçimlerde Oktay Kayalp’ın aleyhine kampanya yürüttükleri dolayısıyla seçimi kaybetmesinde büyük oranda etkili olmaları.  Kimler?  Başta Soyer ve Sonay Adem’le öteki yedi kafadar.   
İnsafla yazayım:   CTP oluştu oluşalı  Ferdi Soyer bu partinin bayraktarı,  fedakâr bir neferi,  inatçı bir savaşçısı olarak çalıştı.  Kendilerine komünist dedikleri dönemlerde onlar mücadelelerinden tırnak kadar ödün vermeden hem de Paşalara askere karşın Rahmetlik Naci Talat’la omuz omuza savaştı…  Rahmetlik Özker Özgür’ü taşıdı sırtında…  Günü geldi Mehmet Ali Talat’a omuz verdi…  CTP ile özdeşleşti ki hakkı olan  Bakanlığa da ulaştı Başbakanlığa da.   Oktay Kayalp’lar Mağusalı Soyerlerin  teşvik ve destekleri ile Belediye Başkanı oldular.. 
Nitekim soralım:  Tam yirmi yıl Kayalp’i Mağusa’da  belediye başkanı olarak her seçimden kim ve kimler muzaffer çıkardıydı? 
Ve Sonay Adem:  Bildim bileli  “halktır!”  İki kuruşu üç kuruş yapamadı, yapmadı!  Hep bir CTP askeri olarak çalıştı.  Çalışma Bakanlığını da hasbelkader aldı.  Tutun ki CTP’nin elleri en temiz neferlerindendir o.
Hakçasına söylüyorum:  “CTP’de ihraç  edecek insan mı bulamadınız?”  Büyük vefasızlık!