Müzakereleri, “ağlayıp yakınma ile karşılıklı suçlamalar serüveni,” müzakere masasını da “kör duvar” yaptılar! Ne dediydik zaten? “Türklerle Rumlar anlaşmamak için anlaştılar!” Aslında laf Araplarla İsrail için söylendiydi.
Kadere bakın ama! Ortadoğu yanarken, savaş değil, resmen katliam olurken; Kıbrıs adası bir, Filistin iki! Her iki ülke de 1950’lerden beridir ayni kader çizgisinde “çözümsüzlüğü” oynuyorlar! Akmazsa damlar çünkü her zaman “ya maazallah bir Suriye, bir ırak olsaydık nice olurdu hallerimiz” deyip teselli buluyoruz!
Ne var ki “dışımızdakiler” bizim gibi düşünmüyorlar! Kaldı ki “içimizdeki” bir kesim de! Özellikle de şimdilerde! Rum’un gazı ile yatıp “işte Kıbrıs’ta çözümü sağlayacak fırsat” diye kalkıyorlar! Gülüp geçiyoruz çünkü “gazın petrolün cenneti” dediğiniz, işte Irak! Yıllardır cehennem ateşlerinde yanıyor!
LAFIN KISASI: Bir süredir ilgiyle izliyorum: Güney’de, “Avrupa’da Türkiye: Değişimin Kaçılmazlığı” başlıklı Türk, Rum ve Finlandiya’nın katıldığı toplantılar yapılıyor. Sonuncusuyla ilgili haberi birlikte okuyalım.
“Güney Kıbrıs Hilton Oteli’nde yapılan sunuma Kıbrıslı Türk ve Rum Politikacılar, Akademisyenler, STÖ başkanları, yanında İsveç ve Finlandiya Büyükelçileri de katıldılar. Organizasyon PRIO Kıbrıs Merkezi tarafından yapıldı.”
NİÇİN BÖYLESİ TOPLANTIYA GEREKSİNİM DUYULDU: Kısaca Türkiye’yi AB ye üye almıyorlar ama “gitgide bir Enerji Merkezi” olduğunu kabul ediyorlar… Tabi anladınız! Doğu Akdeniz’de Rum’un gazı var bu gaz 2015 yılında çıkartılmaya başlanacak.
Bu gazın AB’ye nakli için Türkiye’den başka şansı yok!
Öyle de olunca adada çözüm olmalıdır ki “gaz nakli” konusunda maraza çıkmasın!
Ve şimdilerde hep birlikte işte bu çözümü sağlamak için seferber oldular! Bir yandan Türkiye’nin ne kadar önemli bir “enerji üssü” haline geldiğinin döktürmesini yapıyorlar, öte yandan Türk ve Rum taraflarına sorunu çözme telkininde bulunuyorlar!
ANLAYACAĞINIZ BU KEZ KERVANA “TÜCCARLAR VE ŞİRKETLER DE KATILDI!” Onlar da tıpkı öteki kesimler gibi “barışçı çözüm istiyorlar!” Ancak “Türkiye’nin halen AB’ye üye olması için uygun konumda olmadığının da altını çiziyorlar!”
Yani: Hem gazın TC üzerinden geçmesini istiyorlar, hem Kıbrıs’ta Barışçı çözüm istiyorlar hem de gazın Türkiye üzerinden AB’ye geçeceğini bile bile, “henüz AB üyesi olamaz” diyorlar!”
Öte yandan: 3. Toplantıda söz alan Rum temsilciler Türkiye’nin “AB Ek Protokolünü, (Ankara Anlaşmasını) uygulamamasına ateş püskürürlerken, AB’den Rum gemi ve uçaklarına “limanlarını” açması için TC’ye baskı yapmasını istediler…
Gelelim son söze: Elbet barışçı girişimler olacak. Çözüm için elden gelenler yapılacak, varsa eğer katkıda bulunulacak. Ancak:
Bir: Belli olmuştur ki Anastasiadis Doğu Akdeniz’deki gazın sondajına başlanana dek müzakereleri savsaklamaya devam edecektir!
İki: Sondajdan sonra Türkiye’nin siyasi tutumunu da göz önüne alarak kendi isteklerini içeren çözüm stratejisini masaya koyacaktır!
ÜÇ: Kısaca önümüzdeki müzakereler “Gaz nakli ile Türkiye” mihraklı yeni bir stratejide ele alınacaktır, çözüm pazarlıkları da bunun üzerinde yapılacaktır!
Telaşa gerek yok ama! Daha vakit çok! O günlere kadar kim öle kim kala!
**********
NE İSTİYORSUNUZ DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ’NDEN?
1974’ten sonra ilk kez Kuzey’deki kendi yurdunda kendi egemenlik ve özgürlüğüne sahip çıkan Kıbrıs Türk halkı şunu ispat ettiydi: “Eğer kendisine fırsat verilirse büyük işler başaracak basiret ve güce sahiptir.”
Bunun ispatını hayal bile edilemeyen dünya çapında bir yüksek öğretim müessesesini “yoktan var etmekle” verdiydi: Kısaca “Doğu Akdeniz Üniversitesini yarattıydı.”
1979’daki o kuruluş günlerinin tanığıyım. Her ikisi de rahmetlik olmuş Okan Camgöz ile Onay Demirciler sadece Kıbrıs Türk halkına değil, bugün dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerle çoktan “uluslar arası” kimlik kazanmış ve çoktan dünya Üniversitelerinin başarıları sıralamalarında dikkat çekecek yerlere gelen DAÜ’yü, kan tere batarak kurmuşlardı… Rum’un bıraktığı hangar görünümlü bir “Didakta”dan devasa bir kampüs oluşmuştu. Ki Kıbrıs Türk halkının, Mağusalının “medarı iftiharı” diyoruz…
PEKALA NEDİR DAÜ’DEKİ KAYNAŞMALARLA KAVGALAR? Yıllar içinde bir dantela gibi işlenerek iftihar edilecek kampüs haline gelen DAÜ neden hemen her devrede hırpalanıp, siyasilerle sendikaların üzerinden popülizmin dik alâsını yaptıkları bir kampus haline getirildi? Neden DAÜ her dönem gelip giden siyasi iktidarların özel çiftlikleri gibi kullanılmak istendi? Neden her devrede “Rektörler,” Siyasiler tarafından kıyılarak yendi? Ve neden DAÜ en başarılı olduğu dönemlerde bünyesindeki bir değil üç tane sendika sayesinde batırılma noktalarına getirildi? Niçin DAÜ üzerinden hesaplaşmalar hiç bitmedi? Ve şimdilerde de DAÜ Rektörlüğünden hâlâ ne istiyorlar?
Herkeslerin ve de gazeteci refiklerimizin bu sorulara cevaplar verirken oluşturdukları şu klasik tespiti biz de tekrarlayacağız: “Siyasiler DAÜ’nün üzerinden ellerini çekmedikleri, Sendikalar Suat hocanın üniversitenin kapısından içeri adımlarını atamazken, kampüste at oynatmaktan vazgeçmedikleri sürece, “DAÜ bir dünya üniversitesi de olsa “huzur” yüzü görmeyecektir!
Şu anda 16 bin öğrenci beklenen, dünyanın her yanından her yıl biraz daha büyük ilgi ve tercihte DAÜ’ye akan binlerce öğrenci ile gelişip büyüyen kampusu, göğüslerini şişirip gururla, “işte bir avuç KKTC insanı ile devletinin yarattığı dünyasal eser” diyerek onore edeceklerine; hemen her yıl onlarca olay çıkartarak, tıpkı Kıbrıs Türk hava yolları, “ETİ,” “Koop. Sanayi Sektörleri,” “Elektrik Kurumu,” “Telekomünikasyonu” falan nasıl haşat etmişlerse DAÜ’nün de öylesine canına okumak için uğraşıyorlar!
NEDEN: Çünkü gelip giden siyasi iktidarlar başından beridir “biz emredeceğiz siz yapacaksınız” tutumundan hiç vazgeçmediler! “Falanı filanı işe alın” emrinden de vazgeçmediler! Ama kapasite ve mali olanaklar yeterli değilmiş! Yahut işe alınanlar işe yaramazmış! Hiç umurlarında olmadı! Artı “onayları dışında ne işten durdurmalar istediler ne de şayet kendi çıkarları ile uyuşmamışsa DAÜ’nün çıkarını gözeten kararların alınmasına fırsat verdiler!
İşte DAÜ üzerinden politika yapan siyasilerle, “bıraksınlar DAÜ’yü biz yönetelim” diyen Sendikaların bu dünyasal üniversitedeki tutumları!
OYSA: Neler çekmişti Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Eşber Serakıncı! Mesela Özkan Korun. Ve öncelerdeki görevliler. Mesela Serakıncı Rektör Öztoprak’la DAÜ’de çalışan ve öteden beri bütçeyi zorlayan 200 kişiyi durdurmayı, öğretim kademelerinde gerekli tedbirleri alıp başarısız bazı öğretim görevlilerinin işine son vermeyi başaramamış olsalardı ve de DAÜ’yü uçurumun kenarından çekip almasalardı; şimdi arkasından bir zamanların KTHY’leri gibisinden ağıtlar yakılıp suçlular aranacaktı!
Buna karşılık mesela sendikalar DAÜ’yü kurtaran o büyük operasyon nedeniyle halâ VYK ile DAÜ Rektörlüğü’nü mahkemelerde süründürüyor üstelik “mahkûm ettirdik” diyerek de ne “büyük iş başardıklarının” lafazanlıklarını yapıyorlar!
Ki bir tek DAÜ ile LAÜ’de vardılar! Ötesi dokuz üniversitede yokturlar çünkü onlar özel üniversitelerdir! Yağma mı var! Kısaca Devlet nerede “sendikalar orada!” Orada da sormak gerek! Bugüne kadar neyi pişirip neyi kortardılar?
Siyasilere gelince: Eğer memleketin yüksek öğrenimine hizmet etmek istiyorlarsa özellikle DAÜ’den ellerini çeksinler! O bünyede Yönetim kurulları da vardır akıllı bilgili Prof.’lar, Doçentler, Doktorlar da vardır! Eğer bu insanlar kendi iradeleri ile kendi Rektörlerini seçemeyecek, kendi iradeleri ile seçim tarihini belirleyemeyeceklerse; çekiverin demokrasinin kuyruğunu!
NOT: Bitmedi: DAÜ ile ilgili yazmamız gerekenler var, tarzımız değil ama “yarın devam edeceğiz” diyoruz…
































