Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Postacı, makas bileyicisi, sütçü ve adaylar

Postacı her gün sokaklardaydı.

Kapıya gelir dayanır, posta kutusu varsa zarfları oraya atar, yoksa kapının altına bırakır, bazen de kapıyı çalar elden verirdi.
Eğer elden verilirse, az biraz da postacı ile sohbet edilirdi.
Postacı tanıdıktı.

Sütçü erkenden gelir, her kapıya ne kadar süt bırakacağını ezberden bilir, sütleri ya kapıya bırakılmış bir kaba kor, ya da kendisini karşılayan ev sahibine elden verirdi.
Elden verirse sütçü ile biraz da muhabbet edilirdi.
Sütçü tanıdıktı.

Sucu da her gün sokaklardaydı.
Su tenekelerine doldurulan sular bir el arabasına konur, suyu eksilen evlere gidilerek, sular teslim edilirdi.
Bir yol, iki yol, üç yol.
Sucu her evde az biraz soluklanır, o sırada muhabbet edilirdi.
Ondan bundan.
Sucu tanıdıktı.

Sonra şişeci çalardı kapıları.
Zaten o gelmezden önce şişeler istiflenir kapı önüne konurdu.
Şişeci gelince, şişeleri alır, parasını verirdi.
İster istemez şişeci herkesin tanıdığı olurdu.
Postacı gibi ve diğerleri gibi.

Şişeci gider, makas bileyicisi gelirdi.
Kimin bilenecek bir şeyi varsaydı dışarı çıkar makasını bıçağını bilerdi.
Ahali ile bileyici artık birbirlerini tanıdıklarından, yol ortasında muhabbet kurulurdu.

Masıracı da öyle.
El arabasında iğne, iplik, ması(u)ra, yüksük, fermuar gibi şeyler satan masıracı hemen her evin insanlarını adı ile bilir ve artık o insanlarla tanıdık hale gelirdi.
Masıracı ile kadınların muhabbetine doyum olmazdı.

Dondurmacının kim olduğu da bilinirdi, salepçinin de.
Karpuzcu da tanıdıktı, hellimci de.
Sadece kentin içindeki esnaf değil, kimi köylerden gelen satıcılar da bilinirdi.
Köylerden kasabalardan gelip hellim, yağ, yumurta, palaz, tavuk satanların kimler olduğu bilinirdi.
Gidecekler ve gene geleceklerdi.
Kimisi köyün durumu hakkında sohbete dalar, kimisi yaptığı ürünlerin meziyetini anlata anlata bitiremezdi.

Kapılar durmadan açılır kapanırdı.
Mevlana kapısı gibi.
Kim olursa olsun herkese.

Geçenlerde kapı çalındı.
Pencereden baktık.
Panjur aralığından.
Çünkü kapının eskisi gibi ne açık kaldığı ne de çalındığı vardı.
Ama çalınma korkusu var!
Kapı zili çalınca, kapıdan değil, pencereden baktık haliyle.
Kimdi gelenler?
Böyle ansızın?
Meğer, seçime giren bir partinin adayları.

Nezaket gösterdik tabii.
Ama ne şişeci, ne postacı, ne makas bileyicisi ne de sucu ile olan muhabbet vardı.
Zaten kapı da dört senede bir çalınmış oluyordu…

Buralı olup olmadıklarını anlamadık!
Zaten onlar da ne bizi tanıyorlardı, ne yan evdekileri, ne üst kattakileri.
Sanki ay’dan gelmişlerdi.
Yollarını kaybetmiş gibiydiler…

Biz de yeni bir yerleşim yerindeydik.
Çevremizi tanımıyorduk pek.
Sadece yan evdeki köpekle ahbaplığımız vardı.
Kendilerine yardımcı olamadık!