Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BARIŞÇI ÇÖZÜM İÇİN (RUM TARAFININ İSTEDİKLERİNİ VERELİM Mİ?)

“Köşemi” sürekli okuyanlar veya şöyle bir göz atanlar bileceklerdir. “Siyasi sorunu, sorunla ilgili müzakereleri cıcığını çıkartana kadar güncellemeye çalışırım.” Bunu da hem barışçı çözüme inandığım için hem de Kuzey’deki Türk halkının haklarını ortaya koymak için yapmaya çalışırım.
Ve işte o “haklar” söz konusu oldukta kendi içimizde ne kadar ayrı gayrı görüşlerin kamplara ayrılan insanları haline geldiğimizi görüp şaşkınlığa düşerim. Hele de “Rum’un hakkını” Türk halkının haklarının üzerinde savunan görüşler söz konusu olduğunda!
Bu nedenle olacak en azından nereden nasıl bugünlere geldiğimizi anlatabilmek için sürekli “geçmişe dönüş” yaparım.
ÇÜNKÜ: “Dünü” bugünün aklı mantığı ve de koşulları içinde değerlendirirseniz yanılgıya düşersiniz! Nitekim düşmektedirler! Mesela “Türklerle Rumlar kardeş kardeş yaşarlarken” diye başlayan masalımsı söylemler sonunda düşe kalka, müthiş bir tarihi ve sosyal yanılgı ile “1974 Barış Harekâtını bile mahkûm edecek” düşünce iflasına vardığında; bilin ki artık bu adada Türklerin değil, gasp edilen Rumların haklarıdır konuşulup savunulan! Üstelik her türlü örgütsel eylemlerle!          
BUNA KARŞILIK: Müzakerelerde nelerin olageldiğini görmemek için gözler kapanmakta, işitmemek için kulaklara tıkaçlar sokulmaktadır! Artı Rum’dan yana tavırlar konmakta, “barışa” hizmet diyerek Rum’un isteklerine, “neden Türk tarafının olumlu cevap vermediğinin” eleştirileri yapılmakta ve doğal sonucu olarak masadaki Türk tarafının eli zayıflatılmaktadır. Neden? Hep kafalardaki şu “hülya” yüzünden! Başlıkları da şunlardır:  
“Neden bu adada Türklerle Rumlar birlikte yaşamasınlar?”  
Neden bu adayı birlikte paylaşamasınlar?  
Neden Maraş iade edilmesin, karşılığında Mağusa Limanı iki halkın birlikte kullanımına yeniden açılmasın?  
Neden Türkler ve Rumlar mülklerine geri dönüş yapmasın?  
Neden ada askersizleştirilmesin? Dolayısıyla Türkiye askeri ile beraber Kuzey’den çekilmesin?  
Neden Rumlar ve Türkler oylarını “ortak listeli seçimlerle” sandığa yansıtmasın?
BEN DE DİYORUM: “Neden olmasın?” Fakat tango iki kişi ile oynanır. Yetmez eğer birisi iyi oyuncu değil, sürekli ötekinin ayağına basarsa o tango bir para etmez çekiverin kuyruğunu! Kaldı ki bu Rum Türk’ün ayağına mayağına değil, canını çıkartmak için boğazına basıyor! Buna karşın aradan elli yıl geçti, sırf “barışçı çözüm” uğruna hâlâ Rum’dan medet umuluyor! Belki insafa gelir de Barışçı çözüm sağlanır diye!
Oysa Annan Planı’nı altın tepsi içinde sundulardı, “ben fazlasını isterim” deyip onu bile ret ettiydi! Şimdi müzakere masası kurdular bu kez işte o “fazlaları” istiyor!
ÇOK SORDUK GENE SORALIM: Rum’un istediklerini verip karşılığında barışçı çözümü alalım mı? Tam sırasıdır çünkü müzakerelerin sonunda görüşülmesi prensibine varıldığı halde, şimdilerde Anastasiadis “alacaklarını” erken almak için sürekli “haritayı görüşelim” diyor! Ne var bu haritada bakalım ve soralım:
Peşin peşin Güzelyurt var. Verelim mi?

Maraş zaten bizim değil ama Maraş var. Verelim mi?
Güzelyurt verilmişken hadi araya Yeşilırmak’ı da sıkıştırın diyecek. Verelim mi?
Adamların Güney’de toprakları nanay! Kuzey Meserya’dan bir gomma istiyor. Verelim mi?
Apostolos Andreas ölümüne kutsallarıdır, Dipkarpaz’ı da istiyor. Verelim mi?
En az yüz bin Rum’un Kuzey’e dönmesini istiyor. Dönsünler mi? Bazıları mülklerini de isteyecekler. Verelim mi?…
Eğer diyorsanız ki “barış ve çözüm olacaksa anasını sattığımının verin gitsin!” Eee muvafıktır verelim!
“Türkiyelilerle Türk askeri de çekip gidecek mi?” Buna da bir “elbette” çektik mi ada üzerindeki büyük bir “tehlike” kalkacağı için işte size iki halkı bu adada birleştirecek “üç özgürlükler!” Serbest dolaşım hakkı, serbest ikamet hakkı ve serbest mülk edinme hakkı…
Böyle bir çözüm mü istiyorsunuz?         
**********     
KURAKLIK HEM TC’Yİ HEM KKTC’Yİ VURDU (HAZIR OLUN KATMERLİ PAHALILIĞA!)   
  
“Anavatanla Yavruvatan etle tırnak gibidir” derlerdi, inanmazdım. Oysa doğru. Nitekim verilen istatistiki bilgilere göre Anavatan Türkiye demir çelik üretimi nedeniyle dünyadaki ülkeler içinde açık ara en çok hurda ithal eden ülke imiş!
E hatırlayın! Yavruvatan Kuzey Kıbrıs’ın en büyük ihracat kalemi de hurda demirler değil midir?
Buna ithalatta ve ihracatta Anavatan’la Yavruvatan’ın kesişen kader birliği demez misiniz? Tek fark birisi hurda ithalat şampiyonu, öteki hurda ihracat!
LAFLAMA BİR YANA: KKTC’yi berbat bir yaz bekliyor! Türkiye’den gelen haberler iyi değil! İklim değişikliklerine bağlı olduğu söylenen feleğini şaşırmış “havalar” Allah’ın insanlara bahşettiği ne kadar nimet varsa hepsini de vurdu!
Ne dallarında doğru dürüst meyve bıraktı ağaçların ne de tarlalarda ekili ürün! Bize ne demeyin! Daha şimdiden önümüzdeki günlerde Türkiye’yi nasıl büyük bir pahalılığın beklediği haberleri veriliyor! Meyve sebze fiyatları artarken, tabi ki ötesi yan sorunlarını da beraberinde yansıtacak…
“Dolayısıyla bize ne” diyemiyoruz! Tutun ki KKTC 1972’den beridir hiç bu kadar büyük kuraklık yaşamadı. Zaten köylünün, çiftçinin, hayvancının daha şimdiden canhıraş feryatları arşı alâya yükseliyor!
Öte yandan çaresiz bir hükümet sinekten yağ çıkarırım umudunda “kuraklık tazminatlarını” bile “tohumluk arpa ile” verme teklifinde bulunuyor!
Asıl daha büyük felaket ise Türkiye’den yansıyacak paha! Mesela müjdeler veriyorlar: “Baklagiller de son yağmur ve dolulardan zarar gördü bu ürün hem daha az hem de pahalı olacak…”
Bu da şu anlama gelmekte: Hazırlanın fasulyeyi, baklayı, böğrülceyi, mercimeği zaten pahalıydılar daha pahalıya almaya!

YANİ: Kuraklıktan dolayı hem KKTC’den hem de TC’den kaynaklı “pahanın pahası” da bizi vuracak! Üstelik ufukta “açıktan ve avantadan” para da gözükmüyor! Türkiye dünyada en büyük yolcu kapasitesine sahip havaalanı ile üçüncü boğaz köprüsünü inşa ederken, en büyük ihracatı “hurda” olan KKTC’nin malul durumuna ağlar mı güler mi bilmeyiz ama bir gerçek de şudur:
TC’YE BİLE YARANAMADIK! Derler ki adadaki Rumlar da Türkler de kendilerini dünyanın odağı sanırlarmış! Öyle de oldu muydu “vermesini” değil, hep “almayı” beklerler! Güney o açıkgözlüğü nedeniyle çoktan ayvayı yedi, ekonomisi haşat oldu! Tanrıya şükürler olsun, bizim zaten yoktu ki haşat olsun!
Buna karşın sürekli para pompalayan Ankara’ya “teşekkür” etmek yerine “defol git diyenlerimiz” de var, “paranı istemeyiz” diyenlerimiz de var!
FAKAT: Devlet kademelerinde politikalar farklıdır. Mesela TC diyor ki “mali ve ekonomik protokolü uygulayacaksın.” Bizimkiler hâlâ ayak sürüyorlar!
Mersin gümrüğünü aşmak için kalite ve ambalaja dikkat edeceksiniz diyor. Hâlâ denetimsiz şartsız, sere serpe geçmek için iltimas bekliyoruz!
Diyor ki benim elçimle, müftümle, camimle, cemaatimle, külliyemle uğraşma. Biz vur abalıya devam ediyoruz!
KISACA: Ankara’ya bile “politika” yapmasını beceremeyip sürekli sürtüşen bir halk işte! Tüm “evlerimizle nüfusumuzla” İstanbul’da “geri dönüşüm” nedeniyle yıkılan bir mahalle kadar bile değilken, TC’ye bile kendimizi anlatamadık! Bir de demezler mi Rum’la bu adayı pek alâ da paylaşırız! Nanik!        
**********          
TAKILDIĞIMDIR!

Tenekeci Memed’in oğlu Kaderli, hem çalışkandı hem şanslı!
Allah vergisi iki büyük talihi kullandı, çalıştı çabaladı, zaten şansı da vardı, milletvekili seçildi!
Dolayısıyla Kaderli üç büyük özelliğe sahip oldu: Hem çalışkandı hem şanslıydı hem de milletvekiliydi!
Hiç sektirtmedi. Yine çalıştı, zaten şansı hep vardı, milletvekilliği de cabasıydı, dört yılda köşe dönmedi köşe oldu!
Şimdi doğruya doğru: “Sorar mısınız Allah’ın çok sevgili böylesi Kaderli milletvekili kuluna “mal varlığını?” Çok ayıp!