Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

EROĞLU’NUN KUŞKULARI (RUM TARAFININ TAKTİKLERİ CAN SIKIYOR!)

Dün yazdıktı ama henüz BM’ler tarafından yapılan açıklamayı işitmediydik.  İşittiğimiz zaman da 30 dakikalık  Ban Ki-moon’la Eroğlu görüşmesinde  Ban’ın hem Anastasiadis’i hem de Eroğlu’nu teşvik ettiğini öğrendik!
Demek ki  Genel Sekreter Eroğlu’nu  12 saatlik uçak yolculuğundan sonra  “bunu”  söylemek için New York’a çağırmış.  Sırf BM’lerin dolayısıyle ayni zamanda kişisel olarak Ban Ki-moon’un    sorunu  çok yakından izlediğini ve  çözüm konusunda ne  kadar kararlı olduklarını söylemek için!  Zaten Eroğlu da yaptığı açıklamada sık sık  “çözüme varız”  demektedir. Son açıklamaları da bu mealdeydi ama bazı ayrıntılar vardı onlara bir göz atalım.
EROĞLU ÖNCELİKLE  ŞU KAYGILARINI ORTAYA KOYUYOR: (New York’ta Türk Evi’nde gazetecilerin sorunlarını cevaplarken.)    “Kapsamlı çözüm bulunması konusunda on yıl önce cesaretle iradesini ortaya koyabilen bir halkın artık daha fazla ikinci sınıf muamele görmesi adil değildir…” 
  “Müzakerelerin uzaması umutları azaltırken,  daha önce uzlaşıya varılan konuların yok sayılması    ve  “her şeye yeniden başlanması da  zaman kaybı olacaktır.”
“Masada Türk tarafının ille de taviz vermesi gereken taraf olduğu anlayışının  bulunması tedirgin edici bir durumdur.”
“Sadece Türk tarafı verecek Rum tarafı alacak anlayışı içerisinde müzakerelerin devam ettirileceği sanılıyorsa o zaman anlaşmaya varmanın zorluğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır!”
“Kıbrıs davası Türkiye’nin vazgeçilmez davasıdır ve ilişkiler devam etmektedir.      Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması karşısında nasıl alternatiflerin gündeme geleceğini şu anda müzakere masasında olduğumuz için düşünmek yanlış olacaktır.”
BİLİNENLERİ NEDEN TEKRAR ETTİK? Tüm bu açıklamalar zaten medyada yer aldıydı, herkesler biliyordu…
Fakat şeytan her zaman ayrıntıda gizlidir.  Eğer bu tekrarı yapmamış olsaydık  “müzakerelerin tüm çözüm umutlarına karşın hiç de öyle olmadığının ispatını çakamazdık.   Ki biz zaten öteden beridir Türk tarafının değil,  Anastasiadis’li  Rum tarafının  açıklama ve söylemelerini kovalarız.  Buna Eroğlu’nun da en tazesinden şu yukarıdaki açıklama ve kuşkularını koydunuz mu henüz yolun başında olduğumuzu ve çözümün hiç de çantada keklik olmadığını anlarsınız…       **********  

GELELİM HRİSOSTOMOS’A:   (AYİNE YÖNELİK PROTESTOSU DEVAM EDİYOR!)       Önce dikkatinizi çekeyim.  Son zamanlarda Rumlar  her vesile ile Kuzey’e daha fazla uğramaya, daha çok etkinlik yapmaya ve  toprakları ile evlerine daha çok alıcı gözle bakmaya başladılar! Ve tabi  “daha çok bizim Kuzey”  demeye! 
Son Ayikserono kilisesi ayininde de gördük bunu.  Nitekim iddia ediyoruz:  Binlerce Rum  Mağusa’ya   “barış ve çözüme katkı için gelip ayin yapmadılar!”   “Benim kilisem,  benim evim,  benim toprağım ve benim bitmeyen hasretim”  demek için geldiler! Bunu anlamak için gelin Hrisostomos’un son açıklamasına bakın: 
Önce  “bizimkilerin”  aksine  Başpiskopos Mağusa’daki ayinin bir Türk propagandası olduğunu ve bunun  iki halk arasında  “ilerleme”  olarak kabul edilemeyeceğini söyleyerek olayı protesto ederken şu teklifte bulundu:
“Kuzey’de  bulunan tüm dini mekanlar restore edilerek ayinlere açılmalıdır. Türkler ancak tüm dini mekânlarımızı kullanmamıza izin verirlerse ben de onlara teşekkür eder ve ancak o zaman tutumlarının olumlu olduğunu söylerim…”
Ve 2. Hrisostomos birlikte yemek bile yedikleri Din İşleri Başkanı Talip Atalay’a şu mesajı gönderiyor:  “Gelsin Güney’deki camileri gezelim bir tane restore edilmemiş cami bulursa Başpiskoposluk olarak restoresini biz üstleneceğiz!”  (Hemen belirteyim.  Hrisostomos Kuzey’deki kiliselerin feci durumlarından yakınmakta yerden göğe kadar haklıdır ve bu olay utancımız olmalıdır.          Ancak: Hrisostomos’un bilmediği bir şey daha vardır.  Camilerimizi bile restore edemiyoruz,  para yok!  Bu da Güney’in bize uygulattırmaya devam ettiği baskı ve ambargoların sonucudur ki kendilerinin ayıbı olmalıdır!) 
ANCAK:  olayın esprisi bu  “yakınmayı”  aşar.  Rum tarafının hedefi her fırsatı değerlendirip yeniden Kuzey’e döneceği kapıları açmaktır.  Bu  hedef “ayin” bahanesi ile kiliseler de olur müzakereler sonucunda 160 bin kişinin dönmesi için dayatmalar da olur,  Güzelyurt’un yanı sıra Karpaz’ın da kendilerine verilmesi isteğindeki ısrarlarda  olur.
Amaç  Kuzey’i  delmek olduğunda Annan planındaki  gibi tüm olanaklar seferber edilecektir…   “Hayır sen yanlış düşünüyorsun,  iki halkın yakınlaşmasını istemiyorsun”  diyorsanız denemesi  bedavadır diyemeyeceğim!  Çünkü bir defa Rum bu amacını gerçekleştirirse   “gitti elden kuzey de özgürlüklerle egemenlikler de”  diyerek  parmaklarını ilk ısıracak olanlar  saflıkları nedeniyle  Rum’un bu oyununa gelecek olanlardır!                          **********     

HÜKÜMETİN BAŞI AĞRIYOR:  (İSTİHDAMLAR ÇEŞİTLİ BAHANELERLE DEVAM EDİYOR)
Genel seçimler öncesinde de yazıyorduk.  CTP’nin tabanından gelen bir   genç kuşak vardı ki  hem  “yıllanmış CTP kodamanlarını”  zorlayacaklardı hem  kendilerine partinin üst kademelerinde yer arayacaklardı.
Öyle de oldu.   Fakat bir şey daha oldu.  Ferdi Soyer’i saf dışına itenler  “idare edilebilir”  düşüncesi ile  Yorgancıoğlu’nu başbakanlığa kadar taşıdılar ki alın size CTP’de  bir  “eskiler-yeniler”  sorunu daha! 
Nitekim geçtiğimiz günlerde CTP Milletvekili Asım Akansoy  şu mahut  “CTP raporunun”  bizzat Başbakan tarafından uygulamaya sokulmamasını eleştirirken  Başbakan’ı da şöyle tanımladı:  “Özkan bey top atma,  sorumluluktan kaçma oyunu oynadığına göre konuşma zamanı geldi demektir…”
Ve Akansoy  LAÜ,  DAÜ’nün hükümet kurma çalışmalarında    DP’ye bırakılmasından yakınıyor bunu da Yorgancıoğlu’nun Kurultay hesabı nedeniyle yaptığına yoruyordu…
Bugüne kadar  siyasi partiler bünyelerindeki çalkantılarla ilgilenmedim.  Nasıl olur,  neden olur,  partililer neden birbirleriyle kıyasıya dövüşür bilmiyorum.  Beni hep iktidarda olan partilerin  “memleketi yönetme kabiliyetleri ile kabiliyetsizlikleri ilgilendirdi.  Nitekim Geçmişte Soyer ve hükümetine,
  şimdilerde Yorgancıoğlu ve hükümetine de  bu perspektiften bakıyorum.  Ancak anlıyorum ki sadece  “ormanla ilgilenmek yetmez!  Teker teker ağaçları da dikkate almazsanız  gün gele ormana zarar verecek olan asalaklarla virüsleri  göremezsiniz! 
Siyasi iktidarlar içindeki hiziplerin devlete zarar vereceğini görmek  gibi!    Nitekim veriyor!  Bunu da muhalefetin ayazlatmasına bile gerek kalmadan mesela CTP’li Akansoy ayazlatarak  “Raporun uygulamaya sokulmasının başbakan tarafından engellendiğini”  iddia ediyor ki bildiğimizce o rapor  “temiz toplum için hukukun üstünlüğünü savunuyor,   popülizmi ve geçici istihdamları da ortadan kaldırma iddiası taşıyordu.” 
Nitekim deniyordu ki  artık istihdamlar kesinlikle sınavla yapılacaktır.    Oysa hükümetin CTP kanadı güç kazanmak için bahaneler uydurup mesela “geçici”  statüsünde  hemşireler istihdam etti!   Son söylentilere göre 12 kişinin daha kaşla göz arasında istihdam edildiği söyleniyor!  
Ve anlıyoruz ki  bu geçici istihdamlar orman yangınları için oluşturacak  “mevsimlik”  dedikleri  125 kişilik ekip nedeniyle de  devam edecektir…
SORUN NEDİR PEKİ.  İstihdamlar değildir elbet!  Gerekiyorsa tabi ki olacak.  Sınavla olacak,  geçici olacak!  Sorun şudur ama:  “UBP iktidarda ise hep UBP’li olacak,  CTP iktidarda ise hep CTP’li!  Koalisyon hükümetlerinde de  bir o partiden olacak bir ötekinden!
Sorun,  işte bu partizanlıktır ki  “kim daha çok uygularsa  seçimleri de o kazanır!”  Kısaca eğer bu  teamül haline getirilmiş   “öyle geldi böyle gider” olayı yıkılmazsa,  Devletin başında kim olursa olsun her zaman töhmet ve şaibe altında da olacaktır!