Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR GÜN UMUTLU ERTESİ GÜN KÖTÜMSER! (MÜZAKERELERİ BİR TÜRLÜ GELECEKLERE YANSITAMIYORLAR)

Memleketin kaderini elinde tutanların zamana zemine göre değil, geleceklere ve istikrara yönelik “konuşup açıklamalar” yapmalarını beklersiniz… Esintilerle sürekli yön değiştiren “Rüzgâr gülleri” gibi dönüp durmalarını değil,  milletin hangi yöne gitmesi gerektiğini işaret etmesini gözlersiniz…
Şikâyet eden değil şikâyet dinleyen… Sorun çıkartan değil sorun çözen.. Ah vah eden değil, ah vah edenlerin dertlerine çare arayan yöneticileri istersiniz.
Ve de dönüp  “bizi yönetenlere” bakarsınız ki pööö! Bir vur bin ah dinle! Neredeyse başlarını sinei milletin göğsüne koyup hüngür hüngür ağlayacaklar! Saymadık ne sıkıntıları kalacak ne üstesinden gelemedikleri sorunları! Ve dönüp bizzat kendi kendilerini halka şikâyet edecekler!
Son günlerde yine kendinden menkul  bu “tuhaflık” politikacıların yarattıkları politika karmaşasının içine sokuldu! Başı da “Kıbrıs siyasi sorununu gündemde canlı tutacağız” derken her gün bir başka türlü açıklama ve dillendirmelerle kafa karıştıran yetkili ve sorumlular çekiyorlar!
Eroğlu, Özdil Nami, Özersay, Talat, Hükümet, siyasi partiler gibileri…       MESELA: Bir gün “müzakerelerde ilerlemeler olduğunun” müjdelerini veriyorlar bir başka gün  “bazı sorunlar yaşandığının!”  Bir gün neredeyse “referandum kapının arkasındadır” lafları ile umut pompalıyorlar, ertesi gün asık suratlarla “henüz ilerleme sağlanamadığını”  açıklıyorlar! Bir gün Amerika’nın himmetinden söz ediyorlar, ertesi gün kalleşliğini hatırlatıyorlar! Bir gün Maraş iade ediliyor yorumları yapıyorlar, ertesi gün kapsamlı çözümün parçasıdır diyorlar!
MESELA: Dün gazetelere bakıyoruz. Diyor ki Özdil Nami  “Kıbrıs sorunu çözülmeden istikrar olmaz… Fırsatları kaçırma lüksümüz yoktur!” “Allah Allah” diyoruz. Var mı bu memlekette bu gerçeklerin aksini söyleyen bir yurttaş? Kırk yıldır söylenenler bunlar değiller mi? O zaman beklersiniz ki “Kıbrıs sorunu çözülmeden” demek yerine “çözümü şu şekilde gerçekleşecek” bir Kıbrıs’tan söz edilsin. (Etmesine ediyor da Rum tarafı ile örtüşmüyor, Türk tarafının umudu olarak havada kalıyor! Mesela ortak açıklama konusunda olduğu gibi!)  O zaman da çözüm dediğiniz cim karnında bir nokta oluyor? Dışişleri Bakanı Nami’ye de iyi niyetli sıradan bir Türk yurttaşı gibi çözüm umudu dağıtıcılığı kalıyor!
MESELA: Bir süre önce “Baş müzakereci Cumhurbaşkanı Eroğlu dediydi ya: “Birileri aferin desin diye her hangi bir metnin altına imza atmam!” Hükümetin Başbakanı Yorgancıoğlu bu laftan fena halde gocunmuş soruyor: Kimdir bu birileri, ne istiyorlar, açıklasın!”
Dam başında saksağan vur beline kazmayı! Biz siyasi sorunla ilgili her gün değişen demeç ve dillendirmelerden söz edip yakınıyoruz, memleketin tepe adamlarını bu konuda töhmet altına itiyoruz; bir de bakıyoruz ki Hükümetin başı sıradan yurttaş gibi Cumhurbaşkanından “ne demek istediğini” açıklamasını istiyor!
Yahu eğer devletin tepesinde bile kimin ne söylediği ile kimin söylenenleri anlamadığı, aslını astarını bilmediği bir hiyerarşi söz konu oluyorsa, halk ne yapıp ne eylesin? Merak dolu başını hangi taşa vursun!
MESELA: Sn. Talat iddialı bir siyasetçi. Ama bir gün iyimser bir gün kötümser! Bir gün müzakereler iyi yollarda ertesi gün yokuş aşağı yuvarlanmakta! Öylesi zaman dilimleri içinde bu kadar umutla umutsuzluğun nasıl yaşatabildiğine şaşmaz mısınız?
MESELA: Ötesine hiç ellemek istemiyoruz. Çünkü öylesi bir memlekette yaşıyoruz ki kelli felli okumuş yazmış, tarih bilen insanlar bir halkın karşısına geçip TMT’yi ELAM, AOKA gibi faşist terör örgütleriyle ayni kefeye koyup “faşistti” diyebiliyorlar… STÖ’lerinden ise ayrı gayrı sesler çıkmakta…
BİR DE RUM’A BAKIN: Anastasiadis’e, Hrisostomos’a, Kasulidis’e, siyasi parti liderlerine vesaire. Hedeflerinden bir santim bile şaşmadan hep ayni şarkıyı söylerler! Ha muhalefet iktidar ilişkileri mi?  Birbirlerini tabi ki suçlayıp töhmet altına iterler. Fakat hangi konuda? Müzakerelerde Anastasiadis ekibinin Türk tarafına  yumuşak davrandığı iddiasında! 
Vesselam onca deneyime, geçen yıllara karşın bir türlü ne kendimize bir yol haritası çizebildik ne de dolayısıyla siyasi sorunun çözümüne yönelik halkı da kapsayan bir siyasi irade oluşturabildik… Nitekim gene öyleyiz…
      **********   

  KİŞİSEL PARTİ ÇIKARLARI İLE HESAPLARI HER BİR SORUNUNUN ÖNÜNE KONDU! (ZAMANI MIDIR?)
Fransızlar İkinci Dünya Savaşı başında Almanya tehlikesine karşı sınırda, ünü yedi düvele yayılmış “Majino hattı” diye yer altı tünelleri ile oluşan kilometrelerce uzunlukta barikatlar oluşturmuş,  Alman ordusu ile tanklarının asla aşıp geçemeyeceği betondan müstahkem mevziler inşa etmişti. 
Küçükten babam anlatırdı. “Müstahkem barikatları yapmış sonra da arkasına çekilip vur patlasın çal oynasın, nasılsa Alman orduları bu hattı aşamaz diyerek kendilerini yemeye içmeye, eğlenmeye vermişlerdi! 2. Dünya Savaşı başladı da Alman orduları bir günde o hattı başlarına geçirip Fransa’yı işgal ettiydi!” 
Hiç ilgisi yok ama şu Serdar Denktaş’lı DP’ye baktıkta aklıma hep Majino hattı gelir. UG ile öylesi bir ittifak oluşturdu ki mesela CTP’yi adeta esir aldı! Yetmedi Yorgancıoğlu’nu çıldırtmak pahasına gitti yerel seçimlerde UBP ile işbirliği protokolü yaptı…
Ayakları öylesine sağlam basıyordu ki hem LAÜ hem de Kalkınma Bankası olaylarında Başbakan Yorgancıoğlu’nun  yırtınmalarına karşın “viktori” diyen yine S. Denktaş oldu!
Eee ama galiba gitgide “çok” oldu! Oldu ki ilk vurgunu Güzelyurt’tan kendi üyelerinden yedi! İkincisini de  “UBP”den!
(Ben bu tip hızla gelişip hatta eskiyen olayların Tatar ağası gibi gerisinden geliyorum! Lefkoşa dükalığında yaşamaz ve de Mağusa gibi madyatik olmayan kısır bir ortamda dönbaba olursanız haberleri de olanları da geriden kovalarsınız… Dolayısıyla “herkeslerin bildiğini tekrar etmek, can sıkmaktan başka bir işe yaramaz” diyeyim ve “olanların” erbabı Ekmeçi’ye sığınayım.
Dün, Havadis gazetesinde Hüseyin Ekmekçi olayı yorumlarken şunları vurguluyordu: “Alanlı olayı UBP ittifakının sonu oldu. Serdar Denktaş bir gece ansızın Hüseyin Avkıran Alanlı’nın İskelede Belediye Başkan adayı olduğunu açıkladı. UBP kaynadı ittifak çöktü…” Neden çöktüğünü aşağıda yine devamla aktaracağım da sorayım.
PEKALA BU MEMLEKETTE SORUN SADECE BU MU? İnsanlar çözüm sürecini izler, izlemeleri ve katılımları için telkinlerle sarmalanırlarken… “Yeniden yapılanma” zorunluluğu yıllardır ortada durmasına karşın hâlâ el değmezken…  Ne memleketteki pisliğin ne trafik kazaları ile sürekli artan illegal olayların üstesinden gelinemezken… Siyasi partilerin ister iktidarda ister muhalefette olsunlar, geçekten uğraşacakları sorunlar mıdır bunlar!          Aylardır insanlar işlerini güçlerini bırakmışlar Serdar Denktaş’lı DP’nin serüvenlerini izliyorlar! Memlekette hiç başka dert kalmadı ya yerel seçimler üzerinde oluşturulmuş hesaplar yapılmakta  ya da “iktidarı yıkıp yeni bir hükümet kurma” kumpasları çevrilmekte!
Ekmekçi ile başladım devam edeyim: Diyor ki Hüseyin Ekmekçi “Serdar Denktaş UBP’nin niyetini iyi okudu. Ne dedi? Alanlı kazanırsa 25 milletvekili kalır. UBP- DP’ye ait… O zaman hükümet kurulamaz. Serdar Denktaş’ın bizimle işbirliği niyeti olsa Alanlı’yı aday yapmaz. Yapıyorsa biz de o zaman neden DP’yi yerel seçimlerde sırtımızda taşıyalım?”
Hesabı kitabı iyi yapılmış bir değerlendirme… Pekala Serdar Denktaş mı yapamadı böylesi değerlendirmeyi? Zannedersek öyle! Çünkü kendini halâ “majino hattında”  zannediyor. Pöö, çoktan yıkıldı farkında değil! 
Bir nokta ama: Asıl yıkılıp viran olan KKTC’dir.
Ne bekleyip umuyoruz, neler oluyor! Memleketin kaderini yüklenenler insanların gelecekleri ile oynuyorlar. En büyük sorun zaten kendileri yetkili ve sorumlu siyasi erk sahipleridirler ki “üzerlerinde” şikâyet edeceğimiz bir merci de yoktur!