Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İKİLEMLERDEN KURTULAMAYAN POLİTİKALARIMIZ…

Aslında asıl müzakereler “müzakerecilerin” dışında devam etmektedir! Hem de “esasından” çok daha etkin ve yetkin! Çok daha hiddetli ve şiddetli!
Nitekim müzakerelere taraf olan Türk ve Rum “müzakerecileri” Özersay ile Mavroyannis haftada bir kez kamplarından şöyle bir çıkıp ve de “bugün neyi görüşelim” deyip masada bir araya geliyorlar ya…
Mesela bakın geçen haftaki ilk toplantıda kavga ettilerdi…  Özersay açtıydı ağzını yumduydu gözünü. Bayıldıydım çünkü haklıydı.  Mavroyannis önceki “yakınlaşma kağıtları” ile üzerinde mutabakata varılan konuları yok sayıyor, Özersay’ı da bunu açıkladığı için suçluyordu…         Özersay ise geçmişteki anlaşmaların veya Downer raporu gibi hem yol gösterici hem de müzakerelerin sürat kazanmasına yardımcı belgelerin dikkate alınmamalarını ve  her konuya yeniden başlangıç yapılmasını  sittin sene daha müzakereleri sona erdiremeyeceği savındaydı ve haklıydı… 
Özersay’ın bu yakınması ve Mavroyyannis’e çatması 7 Nisan’da oluyordu…
Ooo! O DA NE! 11 Nisan’da aynı Özersay ne diyordu ama? En uzun, en olumlu ve verimli toplantıyı yaptık… Aynı zamanda “yakınlaşma kağıtları konusunda da uzlaşıya vardık ve orada olduğunun altını çizdik, vesaire!”
ANLATMAK İSTEDİĞİMİZ ŞUDUR: Kamuoyu ile medyada tartışılanlar Müzakere masasından dışa yansıtılanlardır. Mesela ben Özersay’ın ilk açıklamasına baktıkta bu tartışma ve anlaşmazlıkların olabileceğini çok iyi bildiğim halde, “dışarıdaki” bir yurttaş refleksi ile ilk söyleyip yazdığım şu olduydu: “Rum tarafının bu tutumu ile müzakereleri sürdürmek mümkün olmayacaktır…” 
Pekala üç gün sonra aynı Özersay’ın yeni açıklaması karşısında ne düşünmem gerekir? “Maşallah müzakereler sağ selim sürdürülüyor hatta ‘yakınlaşma kâğıtlarının’ bile masaya konabileceği ılık ortamlar yaratılıyor” mu? 
Benzer açıklama ve yorumlar Dışişleri Bakanı Özdil Nami tarafından da yapılıyor. Yani bir iyimser bir kötümser!  Bir olumlu bir olumsuz!
Sn. Eroğlu’nu hiç sormayın. Bir süre önce bir yol haritası çizdiydi. Buna göre Nisan sonuna kadar öneriler sunulacak, mayıs başında yine Ankara ve Atina’ya çapraz ziyaretler yapılacak, Mayıs ortasında Ban Ki-moon ile zirve toplantısı gerçekleştirilecek, Haziran ayında 4’lü zirve toplantısında toprak ve garantiler ele alınacak… Ve müjdeee! Haziran sonunda Kuzey’de ve Güney’de referanduma gidilecek…
NE DİYOR ANASTASİADİS? Geçen hafta Reuters Ajansı’na yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Türk tarafı müzakerelerde ilerleme olduğu havasını yaratıyor.  Oysa tezlerimiz arasında uçurum var. Keşke müzakerelerde ilerleme olsaydı!..
İŞTE:  Bizim taraf işte Rum tarafı! Daha fazla yorum yapmamıza gerek var mı?
     *********     

GİDERKEN VATANINIZ ELDEN, BATAN GEMİNİN MALLARI İÇİN Mİ KAVGA EDECEKSİNİZ? (DP-UG GÜZELYURT SENDROMU!)  

      Ha müzakerelerde Eroğlu ile Anastasiadis “ikilemi” ha DP-UG cephesi “ikilemi!”
Bilirsiniz  referandumda Güzelyurtlu yurttaşlarımız Annan planına evet dedilerdi.  Rum da evet deseydi Güzelyurt’un yeniden sahibi olacaktı. İşte bu Güzelyurt yöresindeki DPUG üyesi 200 yüz yurttaşımız geçtiğimiz hafta sonu DP’nin UBP’den partiye katılan UG’lilere büyük ilgi gösterdiğini, bölgeyi ve kendilerini ihmal ettiğini iddia ederek ve de her taşın altından kalkan Eroğlu’nun DP-UG’yi dıştan idare ettiği suçlamasını getirerek partilerinden istifa ettilerdi!   Pekala buradaki ikilem ne? İzah edelim:    Şimdi hep birlikte ve yetkili yetkisiz ayağa kalktık  “aha çözüm kapının ardında” diyor muyuz? Evettt…
Eroğlu’na göre bu iş Haziranın sonunda bitecek mi? Evettt…
Bunun için önümüzde sadece üç ay mı kaldı? Evettt…
Bu süre içinde toprak konusu hale yola bağlanacak mı? Evettt…
Dünya alemin bildiği gibi Güzelyurt da Rum’a verilecek mi? Evettt…
Hah işte!  Şimdi bir ayağınızı kaldırın. O zaman gitti gider Güzelyurt’a neyin ilgisi ile yatırımı isteniyor? Zaten gidiyor ki bırakın “yatırımla ilgiyi” yeniden göç yollarına düşülürken asıl sorun “kurtarılacakların” taşınması olacak!
EĞER “HAYIR” DİYORSANIZ: Ve bu  çelişkilerle dolu savımızla gelişmelere katılmaz ve de Kıbrıs Türk insanını bağladıkları olasılıklar zincirlerini kırarken, “Güzelyurt bizimdir” diyorsanız, helal olsun size!
Yok eğer yeni toprak düzenlemesinde Rum’a Annan planından beter ödünler verileceği gerçeğinde Güzelyurt’un da gideceğine inanıyorsanız, yöreyi ihmal ediyorlar diye ne DP-UG’ye küsün ne de Eroğlu’na kızın!             Değil mi ama? “Giderken vatan elden batan gemilerin malları için mi kavga edeceksiniz! (Ve not: İstifalar yalan da olsa, üç beş kişinin numarası da olsa Güzelyurt’la ilgili düşüncelerimi değiştirmem. Çünkü Referandumda oradan da “evet” çıkalı beridir sürer yüreğimdeki sızı!)              

  **********    

  EĞİTİMDE HİÇ DEĞİŞMEYEN SÜREÇ (ÖYLE GELDİ BÖYLE GİDER!)

Öyle geldi böyle gider tutsaklığında hiç değişmiyorlar!
Öğretmenler sendikalarının artık klasiklere karışmış sendikal çalışma ve eylemlerinin şekli ile şemaili bir, Eğitim Bakanlarının eğitim öğrenime yönelik yaklaşım ve faaliyetleri iki…
Hiç değişmiyorlar: Ne Eğitim Şuraları ile ne gelip giden hükümetlerin eğitim politikaları ile…  Dolayısıyla hem sendikaların hem Eğitim Bakanlığının geçen yıllar itibarı ile değişmedikleri için antikalaşmış politikaları da elan tıpkısı ile sürüp gitmekte!       Ki şimdilerde de “değişmeyen “eğitimi” değiştirsin diye Arabacıoğlu’nun sırtına vurdular! Arabacıoğlu geçmişte başarılı bir İçişleri Bakanı olduydu.  Çok önemli olmalı, kendisiyle de barışık bir politikacıydı ki bu tutumunu yetki ve sorumluluk alanlarına da yansıyordu.             Ancak bu kez kendi iradesi dışındaki “politikanın” kulpunu tuttu!  Çünkü Eğitim Bakanlığı Bakan törpüler! Nitekim Arabacıoğlu Şura’daki tartışmalı kararları da savdıktan sonra az biraz nefes almış olacak ki kendinden önce yapılanları o da yapmak için yollara düştü.  Ve her yeni Eğitim Bakanı gibi okul müdürleri ile toplantılar düzenlemeye görüşlerini almaya başladı…
BİR İKİLEM DAHA DİYORUZ: Eğitim Şurasında sadece tartışmalı kararlar alınmadıydı. Pek çoğu alınması gereken kararlardı ve eğer uygulama alanına sokulsalar Eğitim öğrenimi yeniden reforme edecek kadar ileri düzeydeydi…
Tabi Sn. Bakan’ın bölge bölge gezip müdürlerle görüşmesinde ve görüşlerden yararlanarak gelecek ders yılında Eğitime yeni ivme kazandırmaya çalışacağı müjdesinde hiç yadırganacak bir şey yoktu. Fakat Bakanlık icraatları içinde öne çıkartılarak, kamuya “işte çalışılıp uğraşılıyor” olarak servis edilen “olay” yıllardır hep ayni tutumda ve şekilde devam ediyordu! Eğitime olan katkısını ise ne gören ne de işiten oluyordu!
OYSA: Eğitim öğrenimi olumsuz etkileyen sorunların altında kalıp asıl canları çıkanlar “müdürlerdir!”  Üstelik canları çıkmaması için sorunları çözmeleri gerektiğini de bilenler yine o “müdürlerdir…”
Şimdi şöyle denecek: “İyi ya işte, Bakan bu müdürlerin ayaklarına gidiyor sorunları dinliyor…” Evet hep öyle oluyor ama sorunlar bir türlü çözülmüyor aksine artıyor. Çünkü okul müdürleri de Daire müdürleri de “yetkisiz ve etkisizdirler!” Kamu görevlileri hem politize olmuşlar hem de Sendikaları ile güç kazanmışlardır.  Fakat bu elde edilen iki büyük demokratik hak ne okullarda eğitim öğrenimi iyileştirmeye yetmiştir ne de kamu dairelerinde o sürgit müzmin nemelazımcılığı ortadan kaldırmıştır…
Yetkisiz ve etkisiz “müdürlere” karşın ise  “sendikalar” tarafından Müdürlük işlev ve yetkilerinin üzerinde “hakları koruma”  inisiyatifinde oluşturulan yetkilerle donatılmış bir “öğretmenlik müessesi oluşturulmuştur!” 
Yanlış anlaşılmaya: Eğer komünist bir ülke değilsek Devlet kademelerinde hiyarerşi de olacaktır, yetki ve sorumluluk dağılımlarında “as üst” de. KKTC de ise bazen kapıcı müdür kadar söz sahibi oluvermekte! Olay da sorun da budur işte!