Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

EĞER RUM TARAFI TÜRK HALKININ “VARLIĞINI” KABUL EDERSE, BU ADADA ÇÖZÜM DE OLUR, BARIŞ DA…

“2015’te çözüm olacak… 2016-18 yıllarında hazırlık dönemi programı uygulanacak… 2019-22 yılları arasında ise çok büyük altyapı yatırımları gerçekleşecek… Sonrasında da iki toplumun ekonomileri büyüme oranları itibarı ile birbirlerine iyicene yakınlaşıp gelirler yönünden hemen hemen eşitlenecek…”

PEMBE TABLO: Dün Havadis’in manşeti kapkara harflerine karşın “sıcacık ve toz pembeydi…”, “Çözümle ekonomi uçacak” derken, umutları da uçuruyordu… Zaten gazeteyi elinize alıp o manşete şöyle bir baktınız mıydı ne kadar karamsar olsanız içiniz ısınır, inkâr edemeyeceğiniz sevinçler duyardınız… Hele de iç sayfalarda haberin bütününü okuyup “manşetin esbab’ı mucibesini” anladığınızda…
Mesela “çözüm sonrası 20 yıllık dönemde sadece turizm sektörü 2 milyar Euro büyüyecek” müjdesine elledikte, kanatlanıp uçmadığınıza şaşardınız…
Çözüm oldukta “müreffeh Kıbrıs” oluşurken, bir yandan da patlayacak ekonomi nedeniyle Türk ve Rum halklarının “para kazanmaktan akıllarını bile kaçıracak” durumlara geleceklerini öğrendikte, o günleri beklemeden siz çıldıracak gibi olurdunuz…
Sözünü edip Köşemize aktardığımız bu pembe bu tablo The Cyprus Peace Dividend Revisited (PRIO) öncülüğünde hazırlanan “raporun” içeriğidir… Geçtiğimiz gün “Ara Bölge”de Türk ve Rum temsilcilerinin katılımı ile bir toplantı yapıldı ve çözümün gerçekleşmesi halinde Kıbrıs’ta ekonominin uzay mekiği gibi nasıl bir ateşleme ile göklere yükseleceğinin bircik bircik rakamsal doneleri ortalara kondu… Fakat eklendi:
YETER Kİ ÇÖZÜM OLSUN: Toptan ve perakende sektörün kazançtan başı dönecek…
İnşaat sektörü, turizm patlayacak…   
Gayri Safi Milli Hasıla fırlayacak…    
Eğitim, sağlık, tüm hizmetler sektörleri yanı sıra ne varsa daha bir gelişecek… Yeter ki çözüm olsun…
İNANIYOR MUSUNUZ? Bu iki toplumlu çalışmaları ve ortaya konan raporu hiç yadırgamadım. Çünkü söz konusu rapor, 1958’lerden beridir devre devre oluşturulan böylesi “fikirler dizilerinden” işitip tanık olduğum bir yeni versiyondur! Ki öteden beri hepsini de besleyen “Çözüm umududur!”
Mesela 1960’lardan sonra kopan arbede nedeniyle Amerikan Elçiliği’nden bir görevli Baf’ı ziyaretinde, “İsterseniz Türk ve Rumlar olarak Kıbrıs’ı bir barış ve kültür adası yapabilirsiniz” diyor ve umutla ekliyordu: “Uluslararası toplantıların merkezi olabilir, Kıbrıs adasını dünya turizminde iddialı hale getirebilirsiniz…”
Bizse koskoca Amerika’nın Elçilik ataşesi konuştu diyerek “makbulat” kabul ettiğimiz bu temennileri sonrası yıllarda her vesile ile sütunumuza taşıyarak “neden olmasın” umutlarında hatırlatıyorduk…
Galiba adı Mr. Parker’dı… Öncelikle “iki halkın kendi içinde anlaşıp barışması gerektiğini vurguluyordu…”
Sonraları iki toplumun barışçı tutumları ile iş birliğinden doğacak büyük Kıbrıs tablosuna biz de çok pembeler serpiştirmiştik… Çünkü ne anamızın karnından Rum’a düşman olarak doğduyduk ne de kötülük timsali insan!
O ZAMAN GERÇEĞE DÖNELİM. İki toplum arasında barışçı çözüme yönelik bu tip etkinlik ve ilişkilerin haberlerine ne zaman ellesem sevinirim. Eğer iki halk Kıbrıs’ı yeniden yaratmak, hiç abartmadan yazıyorum “uçurmak” için bir araya gelecek basiret ve empatiyi gösterebilseler, bu ada, evet şu “Havadis”in manşetine çektiği PRIO’nun Raporu gerçeğinde sadece bölgenin değil, “dünyanın” refah ve huzur adası olurdu…
Ve altını bir daha çiziyorum. Olmuyorsa bunun suçlusu Kıbrıs Türk halkı değildir… Asırlardır Kıbrıs Türk halkını “yok” sayan dolayısıyla tüm adanın sahipliği için mücadele ederken, “Türk’ü ezeli ve ebedi düşmanı” gördüğü için öldüren, süren, yakan, diri diri gömen “şoven Rum” un suçudur!
Ki çoktan bu adada Nurenberg Mahkemesi benzeri mahkeme kurulması, Türk halkına yönelik saldırı ve kıyımları nedeniyle Makarios’undan Yorgacis’ine, Samson’nundan Grivas’ına kadar tüm EOKA’cıları yargılayıp mahkûm etmesi gerekirdi ki yüreklerle vicdanlara bulaşmış kanlar temizlenirken, “barış ve çözüm” dönemleri yeşersindi. Oysa bugün de Rum, “o günlerde akıttığı Türk kanları ile beslenmeye devam etmek istiyor!” Hâlâ ayni düşmanlık, hâlâ aynı ada egemenliği mücadelesi…
KISACA: Rum liderliği ile halkı bu adada Türk halkını en az kendi kadar hak sahibi ve “varlık” olarak kabul ettiği gün, “PRIO’nun raporunda ön görülenler de gerçekleşir, Kıbrıs adası tümden “pembeler” de giyinir…”              
**********     
BATAN BELEDİYELERİN BAŞKANLIK ADAYLARINA METHİYEMİZDİR…
Bir yanda DP-UG’nin UBP ile yerel seçimlerde iş birliği yapma kararı, öte yandan CTP-BG’nin “etik değil olamaz” yırtınması yanı sıra sanki çok meta bir benzetmeymiş gibi “DP-UG’ye ciğerimizi söktürtmeyiz” uyarıları!
Eee ne olacak? Adaylar bile açıklandı, siyasi partiler çoktan yerel seçim yollarına düştüler… İşin aslı CTP’nin “hükümeti dağıtacak gücünün olmaması…” Kaldı ki “yerel seçimler uğruna hükümeti bozmak ve memleketi yeni bir krize sokmak da bu aşamada halka kolay kolay açıklaması yapılabilecek bir olay değil!”
Ha DP-UG çok mu doğru yaptı? Pekala ama ne yapacaktı? Etik değildir dedi diye UBP ile iş birliğine gitmeyip de yerel seçimlerde “UBP ile CTP-BG’nin arasına sıkışıp “yenilgiyi” mi oynasındı?
Kaldı ki artık o “etik” kelimesini tüm siyasi partilerin telaffuz etmeden önce bin defa düşünmeleri gerekir… Çünkü geçtiğimiz seçimlerde “Yüksek Mahkemelik” suç haline geldiğince, hiç birisinin açıklamadığı, bildirmediği “parasal harcamaların” skandalı daha unutulmadı ki “etik” lafına sığınılarak “vicdanlara” hitap edilsin! Kısaca siyasi partiler her şeyden önce kendi “etik” değerlerinin sahibi olacaklardır ki birbirlerinin gözlerinde mertek aramasınlar!
YİNE DE MERAKLISI ÇOK: Mesela biz sandıktı ki Lefkoşa Belediyesine hiçbir siyasi parti aday bulamayacaktı… Hatta Kadri Fellahoğlu “inşallah kaybederim” umudu ile girdiği seçimde tek kalacağı için yeniden Belediye Başkanı olarak göreve devam ederken iki gözü iki çeşme, “yarabbi nedir bana reva gördüğün bu zulüm” diye ağlayacaktı!
Oysa ve maşallah “başkanlığa” talep çok! Mesela Lefkoşa belediye Başkanlığı yanında kral koltuğu gibi kalan KTFF’nu Başkanlığı dururken, “Sertoğlu’nun üstelik KOP mop yahut FIFA UEFA gibi reytingi yüksek makamsal nimetleri tepmesini anlamak mümkün değil!
Ki es kaza seçilse “enkazı ile zibilliklerinin” altında kalacak! Yani para nerede ki Lefkoşa belediyesinde iş yapa!
SEÇMEN SORMALIDIR AMA: Her ne kadar geçtiğimiz günlerde “belediye başkanlıklarına” soyunan adayların, siyasi partilerin falan, artık büyük düşünce ve projelere dayanan vaatlerde bulunmaları gerektiğini yazdıysak da tabii ki şunu da biliyoruz:
Vememişse Mabut neylesin Mahmut! Mesela alın Lefkoşa Belediyesi’ni. Lefkoşa ahalisine göre sadece çöpler toplansa yeter de artar bile, ötesi tüm hizmetlerin, vaatlerin çekiverin kuyruğunu! Yani belediyeler öylesi açmaz ve parasızlığa düştü!
DOLAYISIYLA SEÇMEN SORMALIDIR: Seçmen, “batık belediyelere başkanlık için adaylıklarını koymuş kişilere daha seçime gitmeden şu hususları deklere etmelerini istemelidir:
“Belediyeyi kurtarmak için parayı nereden, nasıl bulacaksın?
Onca borcun harcın altından nasıl kalkacaksın?” Bircik bircik hesabı kitabı istenecek ki sonunda ve her zamanki gibi “halk kaybetmesin!”
Ve ekleyelim: Belediyeler can çekişirlerken kıran kırana adaylık yarışının yaşanmakta olması, memlekete hizmet aşkı ile yanan ne kadar çok vatansever insanımızın olduğunun ispatı mıdır yoksa fantaziya mıdır?
Çünkü bıktık usandık: Bile bile enkaz haline gelmiş belediyelere başkan olanlar, aradan bir ay geçmeden “enkaz devraldık” diye dünyayı velveleye vermektedirler…