Ben de Rum basınının yalancısıyım.
Rum basını diyor ki “müzakereciler arasında başlayan görüşmelerde derin görüş ayrılıkları vardır.”
Şaşırmadım.
Beklenen bir sonuçtu.
İki açıdan;
Birincisi, ortak açıklamada yaşanan kriz, görüşmelerde birçok krizin yaşanacağının habercisiydi.
Öyle ya 2 paragraflık bir metinde anlaşamayanlar 10 bin sayfa üzerinde nasıl anlaşacak?
İkincisi bir yanda Annan Planı’na hayır diyen ve hayır deme nedenlerini Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’nda elde ettiği haklara dayandıran Rum görüşmeci.
Diğer yanda “barışçıl bir imaj” sergilemeye çalışan ama gerçekte Rum tarafını çıldırtacak detay önerileriyle bilinen bir Türk görüşmeci.
Görüşme masasına tamamen zıt önerilerle oturacaklarını tahmin ediyordum.
Varılan ortak mutabakatı daha ilk günden ellerinin tersiyle bir kenara iteceklerini de.
Nitekim öyle oldu.
Peki liderlerin bu durumu değiştirme olanakları ve istekleri var mıdır?
Ayda-yılda bir görüşme temposuyla zor.
Eroğlu’nun açıklamalarından böyle bir niyetini anlamak zor değil.
Anastasiadis henüz renk vermiyor. İç cephedeki sıkıntılarla boğuşuyor.
Bozulan hükümet yapısını tamir etmekle meşgul.
Fakat yine Rum basınına göre Ulusal Konsey’de ettiği bir laf aslında onu da ele veriyor.
Anastasiadis Ulusal Konsey toplantısında ne demiş;
“Hristofyas’ın önerileri görüşme masasında yoktur.”
Bu cümleyi okuduğumda “öyleyse bu görüşmeler yüz yıl sürer” dedim kendi kendime.
Evet abartmasız yüz yıl sürer.
Çünkü Hristofyas ile Talat epeyce mesafe almışlardı.
Bir de “iki liderin uzlaştığı anlaşma referanduma götürülecek” kuralı var ya.
Yani Annan Planı’nda olduğu gibi “hakemlik” olmayacak.
Bu kadar zıt bir şekilde başlayanlar mutabık kalacakları bir anlaşmaya nasıl ulaşacaklar?
Üstelik yakın geçmişte varılan uzlaşmaları da reddederek.
***
Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas onlara yüklediğimiz olağanüstü beklentilerin kurbanı oldular.
Öyle ya hayatlarını barışa adamış iki liderden beklenen en kısa sürede barışa ulaşmalarıydı.
Kendilerine göre çeşitli nedenlerden dolayı bunu yapamadılar.
Pazarlık masasında epeyce yol kat ettiler ama neticeye varamadılar.
Neticeye varamamaları siyaseten onların sonu oldu.
Geride bıraktıkları ise onlarla birlikte yok sayıldı.
Dolayısı ile bu görüşmeler de sil baştan başladı.
Durumun özeti şudur;
Kıbrıslılar Amerika’yı yeniden keşfe koyuluyorlar.
Gemiler inşa edip varlığını duydukları Amerika diye bir kıta için okyanusa yelken açacaklar.
Halbuki Osmanlı’nın 1453’te İstanbul’u fethettiği dönemde Kristof Kolomb 20 yıllık bir çabayla Amerika’yı keşfetmişti.
561 yıl sonra biz Amerika’nın keşfine mi çıkacağız?
Tanrı tüm Kıbrıslılara ve çözümden sonra Kıbrıs’ta kalacak olanlara sabır ve metanet versin…
































