Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Denktaş Kıbrıs Türk halkının ve dünyanın tanıdığı liderdi…

Şevket Süreyya Aydemir “Suyu Arayan Adam” kitabında “liderleri insanlar ve koşullar yaratır” diyordu… Doğrudur. Çünkü “hadi karar verdik biz bir lider yaratacağız deseniz de “iki koşulu” yan yana getirmeniz mümkün değildir…
Nitekim eğer Atatürk’e rütbece kendisinden yukarıda olan Kâzım Karabekir’le Fevzi Çakmak paşalar inançla destek vermeselerdi,  İstiklâl savaşını başlatamaz, başlatsa bile başarıya ulaşamazdı…
Kurmayların desteğine karşın yine de “lider oluş yolundaki bu fırsat yetmezdi ama: Halkın desteği de gerekirdi. İşçisi köylüsü, imamı öğretmeni, çiftçisi sanatkârı ile…  Fakat yine yetmezdi…  Asker Atatürk’ün saflarında savaşanlar için amaç  “vatanı kurtarmaktı.” Oysa Atatürk’e gerekli olan “Çağdaş Devrimlerini” gerçekleştirmekti… Halk omuz omuza savaştığı Paşasını  “Cumhuriyet ile başlayan devrimlerinde de yalnız bırakmadı… Beraber yürüdükleri yolları “hep ileriye” diyerek hep beraber yürüdüler…
DENKTAŞ BİR LİDERDİ. Bugün ölümünün 2. yılında onu bir kez daha rahmetle anacağız… Bir sonra da Rahmetlik Toplum Lideri Dr. Küçük’ü…
Bu iki “liderimiz” yalnız Kıbrıs Türk halkının değil, dünyanın tanıyıp kabul ettiği “ulusal liderlerimiz” oldulardı… Çünkü Kıbrıs Türk halkının tarihi süreci devam ederken,  “halk ile olayların şartları” varoluş savaşımında üst üste gelip çakışmış,  “Doktor ile Denktaş” tarihe kazınan  “liderler” olarak yerlerini almışlardı…
DENKTAŞ LİDER OLMAK İÇİN YOLA ÇIKMADIYDI:  Nitekim Denktaş, “yıllarca yanında yürüdüğü, önderliğine saygı duyduğu Dr. Küçük’ü gitmesi gereken yere, çıkması gereken makama kadar desteklediydi. Günü gelmeden de “yerine” geçmediydi. Doktor’un ne onurunu kırdıydı ne küçülttüydü. Çünkü bizatihi lider Denktaş biliyordu ki ulusal kurtuluş savaşlarında “bir tek lider” olur…
İki lider oldu muydu “tutun ki Ali İhsan gibi birisi gider Makarios’a danışman olurdu!”
Denktaş Küçük’le ayni yolu yürürken, “Kıbrıs Türk halkının davası uğruna”  bu siyasi ikilemin müsebbibi olmadı…
Günü geldiğinde Doktor çekildi, Yerine Denktaş geldi… Ve Kıbrıs Türk halkı ulusal mücadelesinde kesintiye uğramadan, liderlik kavgalarına düşmeden yoluna devam etti.  Devlet olana kadar…
DENKTAŞ’IN EN BÜYÜK ARMAĞANI KKTC’DİR: Denktaş’ı “büyük” yapan sadece Türk halkının adadaki varoluş hakkı için verdiği dünyasal mücadele değildir. Bu adada Kıbrıs Türk halkına bahşettiği “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”dir… Asırlarca İngiliz sömürge İdaresinin baskısında yaşayan, asırlarca Rum sermayesinin kulu kölesi olarak ancak yaşam hakkı bulabilen, yıllarca Rum emperyalizmi ile kıyılan Türk halkına; Lider Denktaş “devlet oluşu” yaşattı!    Ha, bugün bu Devletin tüm nimetlerini tepe tepe kullanıp makamlarından gelip geçenler, hâlâ Denktaş’ı eleştiriyorlar mı? Hâlâ onu “öldü de elinden kurtulduk” diyerek çekiştirip itekliyorlar mı? Hâlâ siyasi yanlışlarını mı saydırıyor, saydırtmak için uğraşıyorlar mı?
Hangi “dünya lideri” bu tip  “eleştiri ve hırpalanmalardan” kurtuldu ki?  Bu bir kaderdir… Fakat bu kaderin dışında yaşanan asıl gerçek şudur: “Denktaş Kıbrıs Türk halkının lideri olarak tarihte yerini almıştır…” Buna karşın İstenildiği kadar iyi politikacılar olsunlar… Unutulur giderler… “Liderler” yaşarlar ama…  Denktaş’a bir kez daha Allah’tan rahmet dilerim… Kıbrıs Türk halkına hediye ettiği “devleti” belki koruyamayacak kadar “aciz” de olsak, bilsin ki o “devletimize” inanıyoruz…          

  **********     

   ÇÖZÜMÜN ANAHTARI “EGEMENLİKTİR” KİM ELİNDEN KAÇIRIRSA O KAYBEDECEKTİR!      
Dışişleri Bakanımız Özdil Nami doğruya doğruya elinden geldiğince ve çok yoğun bir tempoyla çalışıyor. Kendini “çözüme odaklamış” ki mesela ben Mağusa’da otururken görüyormuşum gibi bunu sezinliyorum…
Üstelik “umutsuzluklarımızın” inadına “umut” pompalıyor…  “Anlaşmaya az kaldı, sadece bir iki kelime üzerinde anlaşmazlık” var açıklamaları artık günlük söylemlerinin rutini haline geldi…
Ne var ki “sadece bir iki kelime üzerinde anlaşmazlık var” diyor ya… İşte sorun diyorum çünkü o “bir iki kelime” dediklerini başlık yapıp, altını doldurmak için yedi düvelin “siyaset hukukçularını” adaya yığsanız, yine de anlaşmaya varamazsanız… Mesela:
EGEMENLİK: Ne vardır bu  “egemenlik” kelimesinin içinde?  Ki sadece kıyametleri kopartmıyor, müzakereleri  kilitliyor!  Hadi sorumuza cevabını da biz verelim.  Mesela:        
BİR: “Kuzey Güney” coğrafyalarında kendi sınırları içinde  yaşamakta olan iki “egemen” halk vardır…
İKİ: En az Güney’deki “egemen Rum halkı” kadar Kuzey’deki Türk halkının da egemen” olması gerektiği hususu vardır.”
ÜÇ: Eğer Birleşik Kıbrıs federalizmi oluşacaksa “egemen iki kurucu devletten” oluşmaları tartışmaları vardır.
DÖRT: “Tek egemenliğe dayanan Kıbrıs Federal Cumhuriyeti”  kurulacaksa,  “Kuzey ve Güney” federal kanatlarının “kendi içlerinde egemen olmaları” önerileri vardır…
BEŞ: Federal sistemlerde “federalizmin” yaşatılmasının en üst düzeyde demokratik anlayış ve tutumlarla mümkün olduğu gerçeğine karşın Kıbrıs’ta Kuzey’de ve Güney’de tırnağının bile bulunmadığı gerçeği vardır…
ALTI: Federalizmin kardeşi sayılan “demokrasinin” olmaması nedeniyledir ki “taraflar kendi güvencelerini kendi içlerindeki “egemenliklerine sahiplikle” sağlamaya çalışmaktadırlar…
KISACA: Tüm iyi niyetli çalışmalar sonunda “bir iki kelime nedeniyle ortak açıklama tıkanmıştır” demek mümkündür… Fakat tartışılan bu kelimeler  “egemenliklerin” yerli yerine oturtulması ile federal devlette iki halk paylaşımı halini aldıkta, çözümün mihengine vurmaktadırlar. Kolay da değildir. O egemenlik bir kez kayarsa elimizden,  sonra arkasından ne kadar koşarsak koşalım, yetişip geri getiremeyiz…

    *********   

  KIBRIS’A DIŞTAN İLGİ ARTIYOR. BU İLGİYE CEVAP VEREBİLİYOR MUYUZ?
Zamlar, pahalılık, TC’deki durumlar, doların dur durak bilmeyen yükselişi halkı fena halde korkutuyor. Oysa Türkiye’nin en güçlü olması, bizim de Güney’deki ekonomik krize karşı o gücü en iyi şekilde kullanmamız gereken bir dönemdir yaşadığımız. Yazık ki bir kez daha fırsatı kaçırdık. Geriye “iş insanlarımızın, STÖ’lerinin iki halk arasındaki ilişki ve çözüm telkinlerine kaldı…
BU GERÇEĞE BİR MİM KOYUN: Yeri geldiği için yazalım.  Hiç sordunuz mu?  Neden KKTC’de onca üniversite açılıyor? Neden siyasi sorun bu kadar netameli iken TC kaynaklı yatırımlar devam ediyor? Neden TC’nin TÜSİAD, MÜSİAD gibi büyük Ekonomik örgütleri Kuzey’e geliyor, Güney’in Yunanistan’ın örgütlü Ticaret ve ekonomik kuruluşları ile temaslarda bulunuyorlar?  Neden Denizcilik Okulları açılıyor?
ÇÜNKÜ: Geleceğin Kıbrıs’ına inanıyorlar da ondan! Sadece bu değil. Geleceğin Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs’tır sözü edilen. Belki Doğu Akdeniz’deki gazın TC üzerinden akıtılacağı Kıbrıs’tır. Belki İsrail’i de kapsamına alacak büyük su projeleriyle ilgili tarımsal yatırımlardır. Belki de adaya kaydırılacak TC’deki turizmdir…
PEKALA HAZIR MIYIZ? “Geleceğin Kıbrıs”ına demek istiyorum… Ve hiç sanmıyorum. Çünkü bırakın aylardır siyasilerin “ortak metin” konusunda anlaşamamalarını; taraflar kendi içlerindeki sorunları da çözemiyorlar. Ne Güney ekonomik krizini atlatabiliyor ne Kuzey “reformlarını” gerçekleştirip yeniden devlet yapılanmasına gidebiliyor…
O zaman sormak gerekiyor: “Pekala yatırım ve geleceklere yönelik projelerin ön hazırlıklarının yapıldığı Kıbrıs’ta mesela biz Kuzey Kıbrıs olarak “bu ilgiye nasıl cevap veriyoruz?”  Nasıl bir ekonomik ortam hazırlıyoruz? Nasıl bir çevre sunuyoruz? Nasıl bir imaj yaratıyoruz? Hatta nasıl bir “memleket trafiğini” ayazlatıyoruz?
Ki buraya gelenlerin ilk söyledikleri şu oluyor: “Ne kadar pis bir çevreniz vardır… Trafiğiniz de küçüklüğünüze göre darmadağınık ve berbat!”
Üstelik ekliyorlar: “Çok pahalısınız…” Ve biz de sızlanıyoruz: “Çarpık yapılaşmalardan, “pür’i melâllerini” söylerlerken içinde yaşamaktan utanır hale geldiğimiz kentlerimize kadar…”
KISACA “İkide birde ne paranı ne pulunu ne seni istemiyoruz” dediğimiz Türkiye’ye çatmaktan fırsat bulup da aynalardaki suratlarımıza bakamıyoruz. Ki her baktıkta okkayla tükrük yağdırmamız gerekir, belki utanır sıkılırız da artık şu Kuzey’i hem kendimiz hem de dıştan gelenler için gurur duyacağımız bir belde haline sokarız…