Türkiye’de olagelenleri ibretle seyrediyoruz. Bir yandan da kuşku duyuyoruz ve tabi ki “korkuyoruz.” Çünkü alın yazımızı okumak söz konusu olduğunda, artık canımızı sıkmış olsa da “Anavatan-Yavruvatan” başlığı altındaki açılımı ile okunmaktadır:
“Kıbrıs Türk halkı daha çok uzun yıllar Türkiye’nin her türlü yardımları ile güvencesine muhtaç yaşamak zorundadır. Hele söz konusu varoluş savaşımı oldukta bu zorunluluğun bir kader olduğu çok daha açık seçiktir…”
NİTEKİM: Türkiye’de Erdoğan’a, bırakın kendi hilâfına rağmen muhalefet yapılmasını. Kaşın üzerinde gözün var diyenlere bile tahammül edememektedir! Buna karşın, “Kuzey’deki Kıbrıslı Türklerin” Türkiye ve kendisine yönelik “tepkilerine” bugüne kadar her hangi bir serzenişte bulunmamıştır…
Türkiye’de canlı cansız bütün varlıklara ve devlete “benim ve benimdir” diyen Erdoğan’ın, “Kıbrıs” söz konusu oldukta bu yumuşak tutumu sizce de hayret edilecek bir “vakıa” değil midir? Hatta en güvendiği “Bakanı” olan Davutoğlu’nun ifadesiyle, “Kıbrıs Türk halkının ileri demokrasi anlayışı ile seçkin bir topluluk olarak kabul edilmesi, dinamiklerinin çok iyi çalıştığının her vesile ile vurgulanması “Türkiye’deki tutumları ile taban tabana zıtlaşmamaktadır?”
Ki o KKTC’de sözünü ettikleri ve adeta karşısında “şapka çıkardıkları” demokrasinin TC’de nasıl tarumar edildiği, hakimlerin, Savcıların, polislerin nasıl tek otorite altında Erdoğan’a bağlı “güçler” haline getirildikleri ayan beyan salınan gerçeklerden sadece bir tanesidir…
Son günlerde Yürütme ile Yasama erkini eline geçirdikten sonra ayni Erdoğan’ın bu kez de “yargıyı” kendi iradesine bağlamaya çalıştığını dolayısıyla demokrasinin vazgeçilmezi olan “kuvvetler dengesini” “otokratik sisteme” dönüştürmek amacında son darbeyi vurmaya hazırlandığını da bu kez KKTC’deki bizler “fakat nasıl olur” diyerek hayretle karşılamıyor muyuz?
ANCAK BİR BAŞKA HAYRETİMİZ DE ŞU OLUYOR: “Ne paranı, ne memurunu, ne askerini istemeyiz, çek git” diyenlerin seslerinin iyicene yoğunlaştığı KKTC’de Türkiye’ye yönelik bu karşı çıkışlar karşısında, AKP’li Erdoğan’ın en küçük bir “tepki” göstermemiş olmasının hikmeti nedir dersiniz?
Hem de ikide birde TC Büyük Elçiliğinin kapısına dayanılarak siyah çelenkler bırakılmasına karşın… Hem de din odaklı olaylarda büyük hassasiyeti bilindiği halde KKTC’de “cami külliye istemeyiz” diyen seslerin yükselmesine karşın…
Hem de ikide birde yollarda yürürken “Türkiye seni istemiyoruz” sesleri ayyuka çıkarken…
Hem de bu sesler Güney’e taşınıp oralarda da yankılanırken…
AB’ye şikayetlerle Türkiye töhmet altına sokulurken…
VE ŞAŞMAZ MISINIZ? TC’de 75 milyonluk nüfusa hitap eden, Ergenekon, Balyoz, KCK davaları ile memleketin Genelkurmay Başkanı’ndan anlı şanlı gazetecilere, Milletvekillerinden yazarlara, iş insanlarına kadar kim varsa hepsini de “tutuklattırıp hapsettiren” AKP’li Erdoğan iktidarının, Kıbrıs Türk halkına karşı gösterdiği böylesi bir toleransa şaşmaz mısınız?
Ki onca tepkiye karşın ne “ben size gününüzü gösteririm” diyerek “para akışını” kesti ne de “KKTC-TC ilişkileri sürecine çomak soktu…”
Sakın “kılımıza bile dokunamaz çünkü Kıbrıs Türk insanının bir ayağının Güney’de olduğunu, uluslar arası ilişkilerde AB ile bir siyasi yakınlaşma sağladığını, dolayısıyla direkt müdahaleden kaçındığını” falan söylemeyin!
“Zaten Kuzey bir Kolordu ile Türkiye’nin askeri ile sarmalanmıştır, ekonomisi TC’nin vesayetindedir, TC’li nüfusu adadaki iradesinin temsilcisidir de demeyin…
Yahut “280 bin kişilik bir topluluğun eti ne budu ne ki bu kadar cüce bir toplulukla uğraşsın” yargısına da sarılmayın…
PEKALA NEDEN ERDOĞAN TC’YE VE KENDİSİNE KARŞI GELİŞEN KKTC’DEKİ TEPKİLERE SESSİZ KALMAKTADIR? Çok büyük Avrupa ve Orta Doğu politikalarından” yahut “Kıbrıs’la ilgili bilmediğimiz daha ötesi stratejik politikalardan dolayı mı?”
Cevap veremiyoruz. Tıpkı Türkiye’deki son gelişmeleri tetikleyen “Erdoğan-Cemaat kavgasının asıl nedenini anlayamadığımız” gibi… Kendisini iktidara taşıyan kesimleri şimdi neden karşısına almak pahasına büyük operasyonlar başlattığını da anlayamıyoruz tabii!…
Erdoğan Türkiye’yi Radikal İslam ülkesi oluşa mı itmeye çalıyor? Onu da bilemiyoruz?
TÜM GELİŞMELER SONUCUNDA BİR KEZ DAHA ANLIYORUZ. Kıbrıs’ın geleceğinde ne “alınlara” yazıldığı sanılan “Anavatan-Yavruvatan” sloganına sarılı olan “kader yazgısı” vardır ne de “Erdoğanvari” politikalarda savrulacak bir siyasi yapısallığa düşme tehlikesi vardır…
Kısaca şu anda Türkiye’ye ve de AKP iktidarına baktıkta, KKTC’nin tüm açmazlarına ve siyasi sorunlarına karşın çok daha demokratik olduğunu görüyoruz… Üstelik çatır çatır çalışan “kuvvetler ayrılığı” ile…
O kadar ki bugüne kadar hiçbir iktidara olağan süreçte seçim yapmak nasip olmamıştır. Hükümetlerin kaderi hep erken seçimle belirlenmiştir. “Yani Kıbrıs Türk seçmeni kötü yönetimleri affetmemektedir… Üstelik o erken seçimleri tüm tartışmalarına karşın Kuvvetler ayrılığını çalıştırarak gerçekleştirmektedir… Türkiye’deki seçim gerçeklerine ne kadar ters değil mi?
KISACA: Bir kez daha anlıyoruz ki Kıbrıs Türk halkına kendi egemen devleti sınırlarında gerekli olan “çözümdür.” Ancak Türkiye’ye tos atmaya çalışanlar aynı zamanda “siyasi iradelerin” ve “kadro hareketlerinin” nasıl “dikta rejimlerine dönüşebileceğini” de Türkiye’deki somut olaylara ve örneklere bakarak dikkatlerden kaçırmamalıdır… Dahası Rum çoğunluğu altında bir Kıbrıs Türk halkının yer almasının ne kadar tehlikeli olacağını da artık görmeleri gerekir…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























