Hâlâ “müzakereci” yetki ve sorumluluğunda bulunan Eroğlu için Kıbrıs siyasi sorununda her hangi bir ortak uzlaşı sağlanamadı. Bu nedenle zaman zaman “artık beklemeye tahammülümüz kalmadı” derken zaman zaman da Güney’e ilettiğimiz son önerimizdir” açıklamaları yapmaktadır…
Eroğlu için “eğer niyet varsa sorunu çözmek mümkündür” ama bu “niyeti” Anastasiadis’de görmediğini de söylemektedir…
Dışişleri Bakanı Özdil Nami Eroğlu gibi düşünmemektedir: Nitekim son açıklamasında da “taraflar arasında ciddi yaklaşımlar olduğunu” söylemiştir. Ortada küçük bazı pürüzlerin bulunduğunu vurguladıktan sonra da “aşılamayacak bir sorun yoktur” demiştir…
KKTC’nin tepesindeki bu iki yetkili ve sorumlu “kişinin” soruna yönelik görüşleri arasındaki “anlayış farkı” ile “çözüm konusunda besledikleri umutla umutsuzluk” tavırları, gerçekte memleketin halk kademelerinde de yansımaktadır.
Bir yanda “bu Rum’la çözüm olmaz” diyenler öte yanda “çözüm olacaktır” diyenler… Ve Müzakerelerin başlayamamasının nedenini “Rum liderliğine yükleyen kesimlerle, “hayır muzırlık yapan Türk tarafıdır” diyen kesimler çatışması…
Dahası “Ankara’yı hedef alan bir kesimin de “Eğer Türkiye elini üzerimizden çekerse biz Kıbrıs halkları çözümü sağlarız” söylemleri…
BU AYKIRI GÖRÜŞLERE “SİYASİ ZENGİNLİK” Mİ DİYELİM? Rahmetlik lider Denktaş da bu karmaşa içinde vefat ettiydi. Mesela “ayrı Türk Devletini savunduğu” bunun için de bir gecede KKTC’yi ilan ettiği için, öldüğünde “elinden kurtulduk” diyenler azımsanamayacak kadar çoktu!
Pekala “Denktaş’ın elinden kurtulanlar” ne istiyorlardı? “Türk ve Rum halklarına dayalı Birleşik Kıbrıs Federalizmi mi?” Mesela Anastasiadis’in şimdilerde de istediğince “tek devlet, tek egemenlik, tek yurttaşlık ve uluslararası temsiliyete dayanan bir federal sistem mi?
Yahut “AB”li olsun ama “Türkiyeli” olmasın siyasetine sarmalanmış Annan Planı’na uygun bir çözüm mü?
Tutun ki hepsi de! Kıbrıs Türk halkının “siyasi sorununu” kendi siyasi sorun anlayışları içinde çözen kesimlerin dolayısı ile kendi çözüm formüllerini “dayatmacı” bir tutumla empoze etmek istemeleri süreci hâlâ devam ediyor! Ki bu kesimlerin başlarında “Talat da vardır İzcan da. Elcil de vardır yayınları ile “Afrikacılar” da… Durduran da Sendikalar da STÖ’leri de…
HALK HANGİ POZİSYONDADIR: “Türlü çeşitli çözüm anlayışlarını Kıbrıs Türk halkına empoze etmeye çalışan “başların” da arkasındadır, üretilen “düşüncelerinin” de! Nitekim UBP formatına sahip bir Eroğlu’nun soruna yönelik görüşlerinin arkasından gidenlerle, CTP’li Özdil Nami’nin görüşleri ile buluşanlar arasında paralellik aramak boşuna bir çabadır!
O zaman bir daha soralım: Kıbrıs Türk halkı olarak “hangi başın arkasında yürüyelim?” Bu konuda halka tavsiyede bulunacak bir merci var mı? Yoksa herkes artık kendi aklını mı kullansın?
Belki olayı bir paradoks haline getirip esprisini yapıyoruz. Fakat itiraf edelim: Siyasi sorunu saran bu “darmadağınıklıkta” hiç mi gerçeklik payı yoktur?
**********
GÜNEY RUM YÖNETİMİ KUZEY’İ SARMALINA ALMAK İSTİYOR
Başpiskopos Hrisostomos “tek egemenlik” isteklerini AB ile BM’ler anlamadılar diye şikâyet eder ve üzüntülerini bildirirken, “Mağusa Belediye Başkanı Galanos” da “Kuzey’e hâlâ pasaport veya kimlikle geçmek zorunda bırakılmalarının” şikâyetini yapmaktadır!
Şimdi nereden nereye nasıl geldiğimizi daha iyi anladık mı? Gitgide “inisiyatifi ele alan Güney’in üzerimize serdiği siyasi iradesi ile karşı karşıyayız…”
Müzakere süreci bahane edilerek, “Kuzey”e yönelik Rum tasarrufları gitgide yoğunlaşıyor… İki bölgeliliği ortadan kaldıracak “tek egemenlik” dayatmasından sonra şimdilerde de Güney, “bizim olan Kuzey” imajını çakacak propagandalara geçti…
Ve gitgide 1974’ü by-pass edecek bir siyasi açıkgözlükle, gündeme yalnız Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleştirilmiş şeklini değil, 1974 öncesi “bütün Kıbrıs” mefhumu da soktu!
“Bütün Kıbrıs”ın sahibi ise kuşku yoktur ki “tüm Kıbrıs’ı temsil eden Güney’deki Rum Yönetimi’dir…”
DENECEK Kİ: “Canım arkamızda kale gibi Türkiye vardır, kim korkar hain kurttan!” Evet ama o kale Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, İsrail’de çoktan yıkıldı. Bulgaristan’da politikası ile çoktan iflas etti! Batı Trakya’da fiyasko ile sonuçlandı! Bosna’da çatırdıyor!
Kıbrıs’ta hâlâ varsa Kıbrıs Türk halkının da Kuzey’de hâlâ var olmasındandır… Buna karşın eğer “Kuzey” Rum tarafınca bir kez delinirse, kurtulmak için artık ne 1974’lere dönülebilinir ne de “garantilerin” hükmüne… Yazmış olalım!
**********
TUSİAD ODAKLI YENİ ÇÖZÜM ARAYIŞLARI. (BAŞARIYA ULAŞIR MI?)
Bugün talihim hep siyasi sorunla ilgili olaylarla açılmış olacak, “köşemi” işgallerinden kurtaramıyorum… Nitekim bugün Kuzey’e gelecek olan TÜSİAD’ı da atlayamadım ki verilen haber şöyle: “TÜSİAD’dan bir heyet KKTC’ye geliyor. Haberlere göre Kuzey-Güney Kıbrıs ile Türkiye-Yunanistan ekonomilerinin “iş insanlarını” temsil eden heyetler ara bölgede bir araya gelecekler, Kıbrıs’ta çözüm sürecine destek beyan edecek bir “ortak bildiri” yayımlayacaklar…”
Artık siyasi sorun söz konusu oldukta çözümle ilgili her girişimi “olumlu karşılamak” bir “teamül” haline getirildi. Hatta “çözüm arayışlarına” her kim karşı çıkarsa, “şoven” olarak işaretlenmesi kaçınılmaz hale geldi!
Buna karşın bu kadar yoğun ve “arayışları” bu kadar çok olan “Kıbrıs siyasi sorunu” neden çözüme ulaşamıyor? “Hayret vericidir” diyeceğiz ama kendi açımızdan değil… Biz nedenlerini bildiğimizi iddia ediyoruz…
GELELİM TÜSİAD’IN GİRİŞİMİNE: Yakında Eroğlu da bilgi ve vermek ve sorunu hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı Gül’le “istişare” etmek için Ankara’ya gideceğini açıkladı…
TÜSİAD bu gelişmenin arifesinde geliyor KKTC’ye… Öküz altında buzağı aramayacağız. Fakat soracağız: Türk Rum, Türkiyeli Yunanlı iş insanları “hangi işleri” konuşacaklar? Hangi konularda işbirliği yaparak çözüme yardımcı olacaklar? Bu konuda ticari güçleri ile yaptırımlarını nasıl ortaya koyacaklar? Yoksa “çözüm isteriz” beyanı ile hem Anastasiadis’e hem de Eroğlu’na mesaj gönderip, “hadi bakalım, sorunu çok uzatmadan anlaşın” mı diyecekler?
Öteden beri hele de ticaret erbabının siyasi sorunlara bulaşmasına hep uzaktan baktım. Yok, doğru bulmadığımdan falan değil, “zenginin parasının fakirin çenesini yorduğundan…” Ki şu sıralarda Türkiye tam da bu lafımın bam telinde çalmaktadır! O “zenginlerin” devletin başına ne işler açtığını, siyasilerle nasıl aşna fişne olduklarını görüyoruz…
ANCAK: TÜSİAD’IN Kıbrıs’taki girişimini ayrı bir yere koyuyoruz çünkü resmen bir “zirve toplantısı” yapılacakmış izlenimini vermekte ve şunu hatırlatmaktadır.
Yoksa hâlâ gündemde olan ve İngiltere ile AB’yi de kapsamına alacağı söylenen “olası çoklu zirvenin bir provası mıdır?” Şöyle ki:
Eğer TUSİAD odaklı bu dörtlü toplantı başarılı geçer ve “ortak bildiri” Kıbrıs sorununu çözün tavsiyesinde ortak görüşle açıklanırsa “görüşmelerin” de kapısını açacak ötesi “ortak açıklamaya” zemin hazırlayabilecektir…
Bütün olay siyasi sorundan dolayı birbirleri ile husumet içinde olan tarafların, pek alâ da birbirleri ile temas kuracak siyasi ve ekonomik iradeye sahip olduklarını kanıtlatmaktır… Nitekim öncesinde KOP olayı da yaşanmıştır…
Bu olayın siyasi gelişimi yönünden görünen kısmıdır. Yok eğer Güney’in ve Yunanistan’ın ekonomik yönden kan kaybettiği, Türkiye’nin komşuları ile ters düşmesi sonucunda dış pazarlarında azalma olduğu, dolar karşısında değer yitiren TL’den kaynaklanacak mali sorunlarla sarmalanmaya başladığı gerçeklerde “yeni ekonomik ittifaklar” aranıyorsa; doğal olarak istikrarlı bir Kıbrıs da aranacaktır ki “tasarı” gerçeğe dönüşsün. O istikrar da tabi ki “Kıbrıs siyasi sorununun çözümüdür…”
Bu çözüm Güney’in doğal gazının TC üzerinden borularla taşınmasından, Rum bandıralı gemilerin TC’nin limanlarını serbestçe kullanmalarına varıncaya kadar önü açık yeni ilişkileri getirebilir… AB şemsiyesi altında hem siyasi hem ekonomik ilişki ve çıkarların buluşmasına zemin hazırlayabilir. TC’yi AB’ye daha çok yaklaştırırken, Türk-Yunan siyasi ve ekonomik ilişkilerinin yollarını da açabilir…
Ancak birbirlerine komşu bu ülkeler öyle görünüyor ki hâlâ bu büyük ideale hazır değiller! Rum tarafı ile Yunanistan “meğalo ideadan” kopamıyorlar… Kuzey’deki Türk halkını hâlâ sindiremiyor, kabul edemiyorlar… Dolayısıyla diyoruz, bu çabaları son raddeye kadar ne kadar “olumlu” karşılarsak karşılayalım, “şimdilik” kaydıyla boş ve kof çıkmaya mahkûmdurlar!
































