Kaygı, kendimizi ruhsal ve fizyolojik olarak tehditte hissettiğimiz anlarda ortaya çıkan hemen herkeste görünün bir duygudur.
Herkeste bulunan bir duygudan anlaşılacağı üzere anormal bir duygu olmamakla birlikte bizi tehlikelere karşı koruyan da bir duygudur. Araba kullanırken, sınava hazırlanırken, bir görüşmeye gideceğimizde ya da sunum yapacağımızda daha dikkatli olmamızı ve daha iyi hazırlanmamızı sağlayabilmektedir. Kaygı eğer dış tehlike ile orantılı değilse yaşam kalitesini düşürmeye başlamaktadır. Bunu bir örnek ile açıklayacak olursam başı ağrıyor diye ciddi bir hastalığının olduğunu düşünen birinin ya da toplum önünde konuşma yaparken oldukça kaygılanan ve rezil olduğunu düşünen birinin kaygı seviyesi oldukça yükselmektedir. Bu düşünceler ise belli başlı fiziksel semptomların oluşmasına neden olmaktadır.
Kaygının yarattığı fiziksel semptomlardan biraz bahsedecek olursam; kişilerde bir türlü rahatlayamama, huzursuz hissetme hali vardır. Devamlı olarak sıkıntı içerisindedirler. Bu kişiler genellikle belirsizliğe tahammülsüz olmak ile birlikte karar vermekte zorlanırlar. Kaygı bozukluğu yaşayan kişilere semptomlarını sorduğumuzda ise; boğuluyor gibi hissediyorum, kalbim hızlı hızlı çarpıyor, midem bulanıyor, ellerim titriyor, başımın arkasında bir uyuşma var, sesim titriyor, uykularımda bozulmalar var gibi ifadeler ile semptomlarını tanımlarlar.
Günlük hayatta kaygılarımızı rahatlatabilmek için belli başlı teknikler uygulayabiliriz. Bunlardan biri not tutmaktır. Kaygım nerede/kiminle/ne zaman ortaya çıktı? Ne oldu? O anda ne hissettim? Aklımdan ne geçti? Kaygımla ilgili olan senaryolar ne? Başka biri bunları yaşasa ona ne önerirdim? Bu düşündüklerim gerçek mi yoksa benim görüşüm mü? Bana şu anda ne iyi gelir? En son ise ne iyi gelirse mutlaka onu yapmaya çalışıyor olmamız iyi hissettirebilir. Not tutarken bu soruları sorup yanıtlamak kaygınızı daha gerçekçi bir boyutta görebilmenize yardımcı olabilir.
Bunun haricinde yürüyüşler, yoga, meditasyon, nefes egzersizleri fiziksel olarak rahatlatıp kaygı seviyenizi düşürebilmektedir. Bununla birlikte kafein ve alkolü azaltmak ya da içmemek rahatlatacaktır.
En önemlisi ise nefes alı verme alışkanlığımızı farketmek. Bizler hızlı hızlı nefes aldığımızda vücudumuza giren karbondioksit düzeyi ve asit içeriğini düşürür. Bu durum ise beyne ve vücuda daha az oksijen ulaşmasına neden olur. Böyle bir durumda bedenizimde Titreme, kalp çarpıntısı, terleme, boğuluyormuş gibi kaygıya benzer belirtiler ortaya çıkar. Çünkü nefes alıp verme işi bir alışkanlıktır ve bizler bazen hızlı hızlı nefes alıp verdiğimizi farkedemeyebiliriz. Bu noktada nefes alıp verişinizi fark etmek ve bu alıkalığı değiştirmek bu noktada önemlidir. Tüm bunlara rağmen rahatlayamıyorsanız tedaviyi düşünülmesi çok daha iyi olacaktır.
Kaygı bozukluğu tedavi edilmediği sürece çok daha rahatsız edici olabilmektedir. Kişi günlük hayatında en küçük işleri bile yaparken güçlük çekebilir. Markete gitmek, biri ile konuşmak, dışarıda yemek yemek, biri ile tanışmak, sevdiği birinin bir yere gidiyor olması gibi eylemlerin düşüncesi kişi için korkunç bir hal alabilmektedir. Bu düşüncelerin altında ya kendimi iyi ifade edemeyip utanç duruma düşersem, ya sevdiğim kişinin (annem, babam, çocuğum, eşim, kardeşim vs.) başına kötü bir şey geldiyse, ya bana bir şey olursa, ya ciddi bir hastalığım varsa gibi düşünceler yatmaktadır.
Bir uzman olarak kaygı bozukluğunun tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğunu söyleyebilirim. Eğer ki bu ve buna benzer bir rahatsızlık yaşıyorsanız ve yaşam kaliteniz düştüyse tek başınıza bu süreçle mücadele etmek zorunda değilsiniz. Bir uzmana başvurup tedavi sürecinizi başlatmak size iyi gelecektir.
Sevgiler…


































