Ankara’nın Kıbrıs sorununu nasıl değerlendirdiğini bilemiyoruz. Zaman zaman AB’den sorumlu Egemen Bağış’ın soğuk esprilerinden öte bir “özel ilgi ile açıklamayı” işitmek de pek mümkün olmuyor…
Sanki Ankara Kıbrıs sorununu kendi içindeki dinamiklerine bırakmış, sadece süreci izliyor… Olabilir bu da politikadır. Koskoca Türkiye’nin Kıbrıs politikasını çok da didikleyecek hallerimiz yoktur!
Fakat Türkiye’nin bu soğukkanlı politikasına karşın biz Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları dövün dövün dövünüyoruz… Buna karşın “müzakerelere bile başlamayı başaramıyoruz!”
Çünkü kırk yıldır iki halk kendi siyasi irade ve refleksleri ile ne sorunlarını çözecek empatiyi oluşturabildiler ne de Kuzey’de ve Güney’de egemenlik haklarından fedakârlık yapacak demokratik düşünce ile halkların kardeşliğini sindirecek siyasi olgunluğa vardılar…
Kıbrıs’ta özellikle Güney Rum liderliği, tutun ki tipik bir Orta Doğu ülkesinden farklı değil… Nitekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Güney’e çağrıda bulunan Eroğlu “gelin artık bu soruna noktayı koyalım” dedi ama biliyor ki Güney’de mesajını alacak kimseler yoktur!
O zaman da insan korkar: Neden iki halkı bir gün yeniden kavga edecekleri “çözüm sistemlerinin” ateşlerine zorla atmak için uğraşılmaktadır? Buna kimsenin hakkı olmamalıdır.
Ne var ki bir süre önce Anastasiadis’in “kırmızı çizgilerine” dayanamayan Eroğlu da tavrını ortaya koyarak, nasıl bir çözüm murat ettiğini şöyle seslendirdiydi: “İki devlete dayalı bir çözüm…” Bu cümleyi az biraz açalım.
**********
Güney Rum’u konfederasyonu kabul eder mi
Geçen günlerde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rumlar tarafından nasıl çalıştırılmadığını anlatmıştık. “Enosis için mücadele eden Makarios o anlaşma ile hem ezeli ebedi düşmanı gördüğü Türkiye’nin askerinin adaya gelmesini, hem garantör ülke olmasını, hem de yok saydığı Kıbrıs Türklerinin anayasal haklarında devlete katılmalarını getirecek siyasi çözümün yetkilisi ile sorumlusu olduydu! Makarios için bundan daha büyük yenilgi, daha büyük siyasi fiyasko ile vicdan sızısı olamazdı. 1878’den sonra ilk kez adadaki Türk halkı efendi mertebesine ulaşırken, sonrasında da zaten kaybeden hep Rum liderliği olduydu… Son marifetleri ise adayı Kuzey-Güney olarak ikiye ayırmalarına neden olacak kanlı olayları yaratmalarıydı…
Pekala sonradan neden kendilerine Annan Planı ile verilen çözüm şansını teptilerdi?
Bir: Planın Rum’dan yana tüm kıyaklarına karşın çözüm iki “kurucu “parça” devletten oluşacaktı…” Oysa Güney tüm adanın Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarında tanınmış devletiydi… Planı kabulü halinde bu siyasi erkini kaybederken Kuzey’i de siyasi eşitlikte “kurucu devlete” yükseltecekti… Güney bunu kabul etmektense kendini cehennem ateşlerinde yakardı!
İki: Rum’un Annan Planı’na “hayır” demesinin bir diğer nedeni Türkiye’nin garantörlüğünün devam edeceğiydi… Bunu hiç kabul edemezdi çünkü hedef Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs’tı.
Şimdi “Annan Planı’na bile hayır diyen bir Rum liderliğinin Kıbrıs’a nasıl bir çözüm giydirmesini beklersiniz?”
Gerçi Anastasiadis söylüyor ama “biz” ne söylüyoruz ona bakalım: “İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin garantisini içeren bir federal çözüm…”
Eroğlu ise geçtiğimiz günlerde “iki devletli çözüm” dediydi… Her ne kadar konfederal sistemin kendi içinde dar ve geniş olarak nitelendirilen uygulamaları olsa da Eroğlu’nun bu açıklaması bende “konfederal sistem” çağrışımı yaptıydı ki çok kısaca federal devletten farkı şudur:
“Federal devlet kanatlardan oluşmasına karşın tek devlettir… (Hani Anastasiadis tek devlet, tek kimlik diyor ya…) Konfederasyon ise “devletler topluluğudur” ki Kıbrıs’ta uygulanırsa “Güney Rum Devleti ile Kuzey Türk Devleti” olarak uygulanır… Annan planında bu iki iki devlete “state” parça devletler deniyordu…
…Kısaca eğer müzakereler öncesinde yine federal çözümlerden söz ediyorsak en azından “nasıl bir federasyon” istediğimizi sadece bilmek değil, tartışmak zorundayız da…
***
Yeniden hükümet olan CTP post derdine düştü!
Ne derler? “Sular kaynıyor!” Bu kez UBP’de değil, CTP’de! Eğer koalisyon hükümetinin birinci partisi olmasaydı “dalgalansın da durulsun” diyecektim… Oysa Bir yandan “ekonomik ve mali paketi” süratle uygulamaya koymak, öte yandan müzakerelerin başlamasını hızlandırmak, beride söz verdiği icraatları hayata geçirmek konusunda CTP ağırlıklı koalisyon hükümeti zamanla yarışıyor. Dolayısıyla gevezeliklere tahammülü olmaması gerekiyor…
Nitekim bünyesinden çıkmış Siber gibi çalışkan bir de Meclis Başkanı vardır ki “tam iş zamanıdır” diyerek Meclis’i harekete geçirmek için yırtınıyor.”
Fakat olmuyor işte! Daha önce de yazdıktı. “Değil mi ki CTP iktidarın tadını yaladı. İflah olmaz gayrı…” Öte yandan parti içinde “eskiler-yeniler” olayı var… Şimdilerde dönüp durup parti içindeki tüm arızaların sorumlusunu Soyer olarak işaretlemeye çalışıyorlar ama açıktır ki Yorgancıoğlu ile Kalyoncu’yu da topun ağzına koyuyorlar. Kimler? “Yeniler!” Son atak “CTP Genel Sekreterliğinden Parti Genel Başkanlığına sıçramaya hazırlanan Asım Akansoy’dan geldi… O da genç!
Pekala Mağusa’da Oktay Kayalp ne olacak? Ki son fırtınanın körükçüsü olduydu… Hep “bu kaçıncı” dedirtircesine belediye başkanı olarak mı kalacak? Derken şunu da görmek gerek: Kayalp da genç oluşuna karşılık “arkadan gelenler” tarafından geçildi ki hala Meclis dışında!
Kısaca: Bu hükümetten de sakın büyük işler beklemeyin. Ne verirlerse kabul edin, çünkü post derdine düştüler!
***
Yayalaştırılma iyi düşünülmeli
Lefkoşa’da, Arasta ile Asmaaltı’ında yapılması planlanan “yayalaştırmanın” tartışmaları devam ediyor…
Ve Mağusa’nın yayalaştırılan İstiklal Caddesi’ni hatırlatıyor… Ki teşvikçilerinden biri de bendim. Surlar içi Mağusa’sını bir kültür, sanat, eğlence merkezi olarak hayal ediyor, Akkule’den Namık Kemal Meydanına kadar yayalara kapatılacak yolun cıvıl cıvıl turistlerle dolup taşacağını, müzik ve şarkı sesleri ile yeni bir eğlence kültürünün başlayacağını, hatta alış verişlerin artacağını zannediyordum. Zannettiklerimi de belediye başkanı Kayalp’e iletiyordum..
Olmadı! Arabalara kapatılan yoldaki esnaf dükkânları müşteri kaybettiler. Üç beş “kafe” denemesi ile zevahi kurtarmaya çalışanlar da hüsrana uğradılar. “Yayalaştırmadan doğacağı sanılan alışverişle ötesi nimetler sadece Namık Kemal Meydanındaki lokantamsı bir iki yerle sınırlı kaldı…
Tabi anladınız. Bunları Arasta ile Asmaaltı’nın yayalaştırılması planları yapılırken anlatıyorum ki “iyi araştırılmalıdır” düşüncelerinde… Tabii eğer hedef, bu yayalaştırma ile birlikte oradaki esnafın daha iyi bir konuma geleceği düşüncesi gözetiliyorsa!
































