Ak Parti’nin Türkiye’deki iktidarı döneminde Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte göze çarpan en önemli politikacı, Ahmet Davutoğlu oldu.
Türkiye dış politikasında, “KOMŞULARLA SIFIR PROBLEM” siyasetinin mimarı olan Ahmet Davutoğlu, bir süre sonra, özellikle Orta Doğu’daki dalgalanmalar nedeniyle, bu politikasını hayata geçiremedi.
Tayyip Erdoğan’ın özellikle İsrail-Filistin sorununda, Filistinlilerin yanında açıkça yer alması ve İsrail’le didişmesi de, Davutoğlu’nun desteğini aldı. Davutoğlu, kendi çizdiği komşularla sıfır problem siyasetinden “Komşularla Dalaş” siyasetine dönüş yaptı.
Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki dönemde, büyük bir olasılıkla Ahmet Davutoğlu Başbakan OLACAK.
Tayyip Erdoğan’a bağlılığıyla tanınan Ahmet Davutoğlu, Erdoğan’ın dış politikadaki agresif ve SALDIRGAN politikalarına kesinlikle devam edecek. Ancak, bunun yanında, zamanla, kendi çizdiği yumuşama stratejisine dönüş yollarını arayacak.
Gerçekte Orta Doğu’daki politikanın esas sahibinin, Amerika olduğunu unutmadan, yeni dönemi dikkatle izlemeliyiz.
Bölgedeki tüm gelişmeleri derinden etkileyen dinamik, Batı’nın ve Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılayan ülkeleri çeşitlendirme ihtiyacıdır.
Batı’nın enerji alanında, Rusya’ya bağımlılığı devam ettiği sürece, Batı’nın Rusya’nın yayılmacı politikalarına karşı çıkması mümkün değildir.
Aynı şekilde, özellikle doğal gaz konusunda, Türkiye, Rusya ve İran’a bağımlı durumundadır. Bu bağımlılık yetmezmiş gibi, Türkiye bu gazı, bölgedeki en yüksek fiyatla almak zorundadır.
Gelişen Türkiye ekonomisi, her yıl % 25 civarında ek enerji ihtiyacına muhtaçtır. Bu Enerji talebi, Türkiye’nin tüm dış politikası üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır.
Türkiye’nin ekonomik büyümesini sürdürebilmesi için, üç ana noktada, sonuç alıcı adımlara ihtiyaç vardır.
Bunlardan birincisi, Kürt sorununu bitirip, becerebilirse, bölgede Kürtlerle kuracağı ittifak içerisinde, daha ucuz enerji kaynaklarına ulaşabilmek, Türkmenistan’dan, Azerbaycan ve İran’dan gelecek doğal gaz borularının emniyetle Batı ülkelerine gidişini sağlamak olacaktır.
İkincisi, İsrail ile bir yumuşama sağlayarak, İsrail gazının Batı’ya akışının Türkiye üzerinden geçmesini temin etmek.
Üçüncü önemli adım, Kıbrıs sorununu çözümle sonuçlandırarak, Türkiye-AB ilişkilerini işler hale getirmektir. Türkiye’nin enerji konusunda içine düştüğü çıkmazı kırabilmesi için, Enerji Paketi’nin AB ülkeleri tarafından açılması gerekmektedir.
AB ülkeleri, bu konuda Rum vetosunu etkisiz hale getirememektedirler.
Kıbrıs gazının da İsrail gazı ile birlikte, borularla Türkiye üzerinden AB’ye akıtılması, hem Kıbrıs hem Türkiye ve hem de AB için kaçınılmaz tek çözüm yoludur.
Davutoğlu, çatışma yerine iş birliği ve uzlaşma gerektiren bu çetin sorunlarla, Başbakan olur olmaz yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Tayyip Erdoğan’ın aşırı saldırgan dış politikasının yürütücüsü olan Davutoğlu, Başbakanlığıyla birlikte, acaba, kendi esnek teorisi olan “Komşularla Sıfır Problem” siyasetine geri dönebilecek mi?
Kıbrıs’ın ve İsrail’in ülke içerisindeki ekonomik zorlukları, Ahmet Davutoğlu’na bu ülkelere yaklaşabilmekte büyük bir şans da vermektedir. Kıbrıs konusunda ve Kürtlerle yürütülen çözüm çalışmaları konusunda Davutoğlu’nun eli rahattır.
Ancak, İsrail konusunda, Davutoğlu hayli zorlanacaktır. Özellikle Tayyip Erdoğan’ın, bugünkü İsrail yönetimine açmış olduğu psikolojik Savaş’ın, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, artarak devam edeceği beklenilmektedir.
Bu şartlar altında, Davutoğlu’nun dış politika ve enerji alanında atacağı adımlar, hayli zor olacaktır.
Davutoğlu, kısmi başarılarla, uluslararası aktörleri kendi yanına çekme siyaseti izleyebilir. Bu konuda öncelik Kıbrıs sorunu olabilir.
Kıbrıs Sorununda, tarafların söyleyecekleri hemen hemen ortadadır. Yeni atanacak olan BM temsilcisiyle kısa bir süreçte bu sorun sonuçlandırılabilir. Bu, hem Tayyip Erdoğan’ı, hem de Davutoğlu’nu dış politikada güçlendirebilir.
Yeni dönem, Kıbrıs’taki çözüm sürecini daha da hızlandırmaya adaydır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























