Bizim yaşadığımız coğrafyada başarının kendinden, başarısızlığın da başkasından dolayı olduğunun bilinmesi istenir.
O başkasını da bulamazsan başarısızlığı Allah’a havale edersin.
Kader dersin, işin fıtratında var zaten der geçiştirirsin.
Siyasetçiler de onları seçen çoğu vatandaşların kendi günlük hayatlarında yaptıkları gibi başarısızlıkları hakkında çeşitli hikâyeler yazarlar.
Suçlularını ararlar, gerekirse hayali suçlular yaratırlar.
Hatasız ve günahsız olduklarını kanıtlamaya çalışırlar.
Hikâyeleri yazanlar kendi gerçeklerini, tüm detayları bildikleri halde o gerçekleri yok sayarlar.
Uydurdukları hikâyelere herkesten önce ve herkesten fazla kendileri inanırlar.
Bir noktadan sonra her anlatışları ile kendilerini hikâyelerine biraz daha inandırırlar.
Dinleyenler ise böyle hikâyelere kendi hayatlarındaki örneklerden dolayı zaten hazır ve alışkındırlar.
Hem anlattırır, anlatanla birlikte dertlenmiş gibi görünürler hem de kendi kendilerine ‘’inanmadığımız bir hikâye daha dinledik’’ derler.
Siyasette de günlük hayatımızda olduğu gibi gerçekleri kabullenmek zordur.
Bundan dolayı hatalarını, yaptıkları ile yapamadıklarını taşıma cesareti gösteremedikleri için inkâr ederler.
İnkâr kendinden kaçanların en güçlü kurtuluş aracıdır.
İnkâr eder ve başarısızlıklarından kurtulduklarını zannederler.
Kendi inandıkları hikâyelere başkalarının da inanacağını umut ederler.
Bu tip hikâyelereçok az kimse inanır ama genelde ulu orta bunları söyleyenlerin yüzüne vurup mahcup etmek istemezler.
Bilmezler mi ki söyledikleriyle yaptıkları inkârı hiç kimse açıklamasa, fark etmese bile, her söyleneni, her yaptığını gören, gerçekleri hiç eksiksiz bilen biri vardır.
O da kendileridir.
xxx
Her insan az veya çok kendi hikâyesine inanacak birililerini bulabilir.
Saf ve iyi niyetli bazı insanları etkileyebilir.
Hatta bu etkileme işini uzun süre dahi sürdürebilir.
Bu etkileme ne kadar uzun sürerse, gerçekler öğrenildiğinde kandırılanın hayal kırıklığı o kadar büyük olur.
Siyasetçiler inkâr etmeyi sürdürebildikleri kadar sürdürmeyi kendileri için ayrıcalıklı bir yetkinlik olarak görürler.
Taraftarlarının da bu ‘’yetkinliği’’ maharet ve başarı olarak görmelerini istemeye devam ederler.
Bu ideolojik bir konu değil.
Parti yetkilileri başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmek istemezler.
Bunun için başarısızlık karşısında sorumlu mevkilerde olanlar kendi partilileri tarafından eleştirilse de bir şekilde kabul görmeye devam eder.
Bu duruma sebep olanlarla buna tahammül edenler oldukça siyasette değişimin ve dönüşümün olması gecikir.Olan da ülkeye olur.
xxx
Önümüzdeki dönemdesiyasette değişim isteniyorsa bu ‘’inkâr müessesine’’ hayır denmesinintescilleneceği dönem olması lazım.
Kıbrıs Türk seçmeni başını artık inkârın ağırlığı ile eğdirmeyeceğini siyasi tercihleriyle göstermesi lazımdır.
Siyasette en hafif yüküngerçekleri söylemek ve gerçekçi plan yapmak olduğunun yapılacak siyasi tercihlerle pekiştirildiğinde ancak toplum nezdinde siyasetçi ve siyasetin konumu da değişecektir.
Siyasetçiyi değiştirmekle olmaz. Seçmen de inkâra hayır diyerek siyasetçidenbeklentilerini değiştirmesi lazım.
KKTC’deki iç siyasete yönelik yazdık tüm bunları ama dün de Türkiye’de CHP’nin kurultayı vardı. Siyasette inkâradair canlı bir örnek bir kez daha sahneye konuldu.
Dedik ya siyasetteki inkâr hastalığı ideoloji tanımıyor. Aslında bir ekleme daha yapalım buna. Ülke de tanımıyor.Domuz gribi, kuş gribi misali her siyasi başarısızlıkla sınır ve ideoloji tanımadan bir şekilde bulaşıcılığı artıyor inkar hastalığının.
































