Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bayrağın indirilmesine şaşırmadım

Son günlerde Türkiye’nin Güneydoğusunda yaşananları yorumlamak için bilgisayarın başına geçip yazı yazmak için düşünmeye başladığımda “dejavu” duygusuna kapıldım.

Sanki o düşünceleri daha önce yazmışım gibi geldi.

Sonra bir de baktım ki doğru; gerçekten de o düşünceleri yazıya geçirmişim.

Bazı şeyleri sezinlemiş ve yazarak bilgilendirmek “Gör” demek istemişim.

      xxx

Bakın 2011 ilkbaharında Güneydoğu’ya yapılan bir iş gezisinden sonra “ok yayadan çıkmış” başlıklı yazıda ne yazmışım.

Yakın zamanda şekil değiştiren terör artık sırtını bölgede toplumsal bir reflekse açıkça dayadığını gösterme arayışına girdi

Adına açılım, demokratikleşme ya da ne derseniz deyin Güneydoğu Anadolu o kadar ciddi bir değişimden geçiyor ki şaşırmamak elde değil.

Turist olarak bunu görmek ilk anda mümkün olmayabilir.

Ama halkın içine karışıp arka sokaklara ve biraz da kırsala girince esas değişimi görüyorsunuz.

Görsel olarak ilk göze çarpan tabelaların Kürtçeye dönmüş olması. Ama bunun ötesinde “duyusal” olarak bölge halkı geçmişle kıyaslanmayacak şekilde yüksek sesle rahatlıkla her tarafta artık Kürtçe konuşuyor.

Yanlış anlaşılmasın eleştirmiyorum.

Yalnızca gözlemde bulunuyorum.

Görsel ve duyusal olarak özetlediklerimin uzun yıllar birer suç olması ve algılanmasının son derece yanlış ve bugün gelinen sonuca etki ettiği görüşündeyim. Ama iş işten geçmiş.

Görsel ve duyusal değişimin yanında esas üzerinde durulması gereken bölge halkının ortaya koyduğu tavır.

Genelleme yapmak doğru olmaz ama Türkçe bilseler de artık Türkçe konuşmamaya özen gösterenlerin sayısının artmış olması düşündürücü.

Bölge müşteri ziyaretlerinde artık nerdeyse tercüman kullanmak gerekiyor ki garipsememek mümkün değil. 5-6 sene önce böyle değildi. Birden mi unuttular Türkçeyi?

Masaya gelen garson “çay mı, kahve mi” sorusunu yanınızdaki kişiye size sorması için Kürtçe soruyor.

İnsanın içinden Türkçe bilmiyor musunuz demek geliyor. Ama duraksayıp bunu sormanın yanlış olduğunu düşünüp susuyorsunuz.

Yeni sahip olduğu bir şeyi size göstermek istercesine bu yapılıyor.

Belli ki kendi çapında herkes mesaj vermek istiyor, fırsat kolluyor.

Değişim tabana yayılmış.

Artık eline yelpazeyi alan çevreler bunu istediği şekilde yelleyerek ateşini artırıp düşürür kıvama gelmiş bölge.

Bir anda Türk savaş uçağı yeri göğü yaran sesiyle yukarıdan geçiyor.

“Psikolojik baskı için bunu hala daha yapıyorlar” diyorlar.

Neticede ok yaydan çıkmış gibi Güneydoğu Anadolu da.

İlk defa 1991 yazında gittiğim yer değil artık.

20 yıl bir bölgenin fiziken değişmesi için yeterli ama insan topluluğunun kimyasının değişmesinin ki bu son 3-4 yılda oldu, bu derece çabuk olması şaşırtıcı.

Demek ki toplumsal bilinçlenme koşullar elverişli olduğunda çok kısa sürede olabiliyormuş. İşin içinde para akışı ve sınırın ötesinde Kuzey Irak’ın yarattığı bir çekim gücü var tabii.

Özerklik istiyor Kürtler. Bunu da açık açık söylüyorlar.

TBMM de kaç tane Kürt kökenli milletvekili ve Bakan var diye düşünüyorum.

Doğum yerlerine bakarsanız ciddi bir rakamdır.

Parçası olunan ve entegre olunmuş bu kadar büyük ve güçlü bir şeyden ayrı durmak için hamle yapmak akıl harcı mıdır diye soruyorum kendime.

Diğer taraftan Türkiye’nin batısında yaşayanlar “biz onları besliyoruz, vergi ödemiyorlar kendi başlarının çaresine bakabileceklerse ayrılsınlar ama İstanbul’da, İzmir’de yaşayan yandaşları da oraya gitsin” demeye o kadar meyilli ki.

Daha fazla özgürlük ve demokrasi adına Türkiye’nin geleceği için bunların konuşulması olumlu gelişmeler mi emin olamıyorum.

Hele hele en basit tartışmayı 60 yılı aşkın demokrasi tecrübesine rağmen tatlılıkla bitirmeyi öğrenememiş bir toplum için.

Bireyin mutluluğu için tutar tutmaz garantisi olmadan devletin temelini sallamak doğru mu?

Tarih kitapları bu günleri 50 yıl, 100 yıl sonra nasıl yazacak diye merak ediyorum.

Kim haklı çıkacak?

Hangi görüşü savunanlar “keşke” diyecek acaba?

Altı çizilerek okunacak tarihi bir değişime şahitlik ediyoruz Türkiye’nin güneydoğusunda.

Bir ülke nasıl resmi olarak “bölünmeden” kendi içinde “yabancılaşıyor” görmek isterseniz gidin ve görün.

      xxx

Bu yazı 29 Mart 2011 tarihinde Güneydoğuya yapılan bir iş gezisinden sonra yazılmıştı. Bunun bu noktalara geleceğini üç yıl önce görmek mümkündü.

Bizim doğup büyüdüğümüz bu coğrafya düşünceyle yarını tasarlamakla ilgili bir yer değil. Burada yaşayanların bu yetkinliği yok. Bunu bölge dışındakiler yapıyor.

Bizim için kriz olsun hiç problem değil. Yaratıcı çözüm üretmekte, su alan gemiyi sonsuza kadar yüzdürmekte üstümüze yok. Ama “ilerisini düşün hayal et, önlem al, şimdiden hamle yap” diye talepte bulunulsun, yok olmuyor.

Gün gün yaşıyor, gün gün düşünüyoruz.

Dünü de ders çıkarmamız gerektiğinde unutuyoruz ya da doğru yorumlayamıyoruz. Olaylar arasında ilişki kuramyoruz.

Bu bağlamda değer katmak açısından dün ve yarın yok gibi hayatımızda.

Bayrak indirilmesine ben gidip yerinde gördüğüm için şaşırmadım. Kıbrıs Türkü olarak bunu kendimiz açısından da etraflıca yorumlamamız lazım.

Biz adada yok olmama mücadelesindeysek, Türkiye de kendi içinde bölünüp bölünmeme sürecine girdi. Bunu bu şekilde ifade eden ve ikisi arasında bağlantı kuran pek yok.

Bu görüşe katılmayanlar “ha bak bugün de yok olmadık ve bölünmedik” diye her geçen gün bunun olmadığını düşünerek haklı çıkacaklarını sanıyorlar.

Yıllarca terörle bir yere varılmaz denildi. Nereye varıldığı görüldü. Dünün teröristleri gazetelerde “pamuk prenses” gibi her gün röportaj verir duruma gelip kamuoyu önderi oldular.

Bunun için Kıbrıs sorununun çözümünde önümüze gelecek olan plana yalnızca bugünü değil, yarını ve Türkiye diye bildiğimiz devletin ne yapıp yapamayacağını düşünerek, hareket etmeliyiz.

Anadolu’da içinde Türk unsurlarını da barındıran bir devlet duracak, ama bu bizim bildiğimiz ve bize anlatılan devlet olmayabilir. Bunu da bu şekilde ifade eden yok.

Dünün Türkiye’sine göre Kıbrıs’ta yarının anlaşmasını yaparken bunu da bir kenara not edelim. İlk önce bunun farkında olalım.

İş işten geçmeden şaşıralım ve kendimize gelelim. Gerekirse Anadolu için işaret fişeği biz olalım.

Ne demişler?

“Şaş ki aşasın”

Olanlar karşısında uyanmaya hiç gerek yok artık.

Uyumasan yeridir.