Dediğimizin üzerinden 35 yılı aşkın süre geçti. Bu büyük açmazın bir nedeni tanınmamış devlet olmamız nedeniyle her yönden “dünyaya kapalı bir toplum rejimine” kilitlenmiş olmamızsa bir diğer nedeni de yıllardır “bütçemizin” TC tarafından sağlanan mali desteklerle oluşturulmasıdır ki geçtiğimiz hafta da 2023 malı yılı bütçe tasarısı Mecliste kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir..
HEMEN her yıl tekrar eden bu olay yıllardır öyle geldi böyle gider! Üzerinde spekülasyonları da bitmez ne zaman canımız sıkılsa Ankara’yı ve Lefkoşa’daki TC Büyükelçiliğini işaret ederek töhmet altına soktuktan sonra rahatlarız!
KISACA yıllardır “varlık nedenimiz olan bütçemiz” Ankara tarafından sağlanıp yıl içinde taze para akışlarıyla da desteklenirken, tutun ki ekmek elden su gölden esmesine düşmüş gibi görünürüz ama tam aksine böylesi bir “bütçe oluşumunun sıkıntıları” olağan kurallarından çok daha çetrefil hatta tartışmalı olmaktadırlar… Bu son cümleden hareketle “mesela” diyelim:
CUMHURBAŞKANININ MÜDAHALESİ: Geçtiğimiz hafta Mecliste yine öylesi bir bütçe müzakereleri maratonunun ardından “2023 yılı Bütçe Yasa Tasarısı” görüşülerek yürürlüğe girdiydi.
BU KONUDA bir değerlendirme yapmak gereğini duyan Sn. Cumhurbaşkanı Tatar hem “bu kez Meclis’te kavgasız gürültüsüz tartışıldığı hem de 6 Milyar 750 milyon TL olarak gerçekleşen 3 milyar 251 milyon TL’lik fiili parasal desteğin geçmesine yönelik yaptığı açıklamada memnuniyetini bildirirken, önemli olması gereken şu açıklamayı da yaptı:
“Artık bütçeler sürdürülebilir bir kurumsal yapıya dönüşecektir…”***SN. CUHURBAŞKANININ göreve başladığı günden beridir diyar diyar dolaşıp Türkiye’de Kıbrıs sorununu ve KKTC’yi anlatmak tanıtmak iddiasında ayaklarının basmadığı ilin kalmadığı gerçeklerde nihayet makamına uygunluk ve yakışırlığı ile asli görev,ne geri dönüşü ve 2023 yılı bütçesine yönelik bu duyarlılığı her halde “kurumsal yapılanmamız” yönünden çok faydalı olacaktır…
NİTEKİM yaptığı yazılı açıklaması her ne kadar kendilerine yönelik CTP muhalefetine cevap teşkil ediyorsa da sonuçta anlıyoruz ki kendileri de bütçemizin durum vaziyetlerinden memnun değillerdir.
MESELA “rakamlara bakıldığında ekonomide hâlâ daha pandemi öncesi olan 2019 yılındaki boyutun yakalanamadığını, tekrar o seviyeyi yakalamanın bile zaman alacağını ve pandemi öncesi boyutlarda olmayan bir ekonomide dış şoklara karşı devam etmenin zor olduğunu” açıklamak gereğini duyması da durumumuzun hiç de iyi olmadığının bir başka örneklemesi olmuştur… ***
BUNLARA KARŞIN Sn. Cumhurbaşkanı “Ekonomik çevrelerle sürekli fikir alışverişinde bulunmaya gerek duyuldukça konu sorunda ilgili çevrelerle fikir alışverişinde bulunmaya devam edeceğinin” sözünü de vermektedir.. ***
UZUN bir aradan sonra Sn. Tatar’ın olması gereken “makama” avdet ettiğini sanıyoruz.. Ki kendileri de bir ekonomist bir maliyeci hatta bu konuda “ciddi deneyimleri” olan bir uzman kişidir..
Kendileri gibi ülkede yetişmiş daha pek çok “kariyer” sahibi başarılı ekonomistlerle maliyeciler varken yıllardır iki yakamızı bir yere getirememek, sorunların anlatımlarından öte kuvveden fiile geçememek ve Devletin sürekli TC’den kaynak ve katkı para akışlarıyla ayakta anca durabilmesi doğrusu KKTC’deki kabiliyetli ve işin ehli insan potansiyeline sahiplikte sadece “acizlik ve ayıptır!”
BU NEDENLE Sn. Tatar’ın devreye girme gereğini duyması “sürdürülebilir bir kurumsal yapının oluşması” için çaba göstereceği izlenimi vermesi her halde bundan sonrası için “umut” teşkil edecek bir yeni devlet cehdi olacaktır…
***
KISACA TAKILDIĞIM: Ne yapmışsak “turizmi” ülkeyi çekip götürecek bir sektör haline getiremedik! Buna karşılık “şans oyunları” denen fakat aslı ile esası her zaman şaibeli olan halk dilindeki ifadesiyle “kumarı” bir kurtarıcı sektör haline getirdik ama bu kez de sayesinde “kara para” ile tanışmak zorunda kaldık!
Kaygı duyalım mı? Tutun ki Güney’in Rumu bile onca yıl diremesine karşın sonunda cazibesine dayanamayarak şans oyunları adına devasa oteller inşa etmekle kalmadı kumarı yavaştan yavaştan ekonomisinin bir kalemi olarak benimsedi..
TABİ ki ne onlar ne de biz henüz uğurlarına mesela ilgili “Bakanlıklar” oluşturmaktan kaçındık ama yine de turizmin gelir getiren makinesi oluşunu gözlerden kaçırmadık..
DOĞRUSU çok da yadırgamıyorum. Parası olanların işi! Kazanırlar kaybederler.. Kaybederler kazanırlar.. Tasası ile sefası onların boynuna Fakat:
***
BUNA KARŞILIK ve bu kez de Devlet teşvikiyle bir başka sorun yarattık ama: “Üçüncü ülke insanlarının KKTC’yi mesken tutmasını sağladık..
Hatta yetmedi şimdilerde KKTC de “mülk sahibi” olmaları için teşvik ediyoruz! Yani turizm sektörünü de aşarak ve bir adım daha ileri çıkarak ülkeyi türlü çeşitli ülke insanlarının yerleşimlerine açmakla kalmadık; onları mülk sahibi yapmak için de yerleşik düzene uydurmaya çalışıyoruz!
TABİ Kİ bugünlerden yarınlara bakıp olayın ne kadar “doğru” yada “yanlış” olduğunu beyan edecek ekonomi bilgisine sahip değilim..
Fakat sürekli artarak devam eden aramızdaki “yabancı uyrukluların” mülk sahibi olmaları, yarın yetişmekte olan çocukları için kendi dillerinde tedrisat yapacak okullar bile talep edebilecekleri bir yoğunluğa ulaşmaları hatta kendi kültürel harslarını öne çıkartıp cemaat örgütlenmelerinden azınlık haklarına vardırılacak taleplerde bulunabilecekleri olasılıkları düşünüldüğünde öyle zannediyorum ki başımızı çok ağrıtacak sorunlar doğuracaklar… (NOT: Yarın bu konuda 1947’lerdeki İsrail-Filistin olayını bir daha anlatacağım.)
































