Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİTMEYEN ARAYIŞ! (NASIL KALKINALIM?)

KKTC’deki Tüm sektörler sorunlarından dolayı şikayetçidirler! Buna karşın o sorunları çözmekle “yetkili” olanlar inadına beyanlarla “ülkede üretimin artırılması” için sürekli fakat sadece “açıklamalar” yapmaktadırlar!

Çok uzun süredir “kalkınmak” için öncül rol oynayacak bazı sektörlerle atılım yapmak gereğini seslendirenlerin sesleri yazık ki bu konudaki çabalarla temennilere karşın,  sorunları aşıp çözüme ulaşmaya yetmiyor. Şöyle ki mesela halk etin pahasından şikâyet ettiği için harekete geçmek gereğini duyan Hükümet, üreticilerle temaslarda bulunduktan sonra kamuya yönelik açıklamalar yapar ve “üreticiyle canlı hayvan fiyatlarında anlaştık” deyiverince kıyamet kopuyor! NİTEKİM anında Hayvan üretici ve yetiştiricileri Birliği Başkanı Naimoğulları, Kırmızı et fiyatlarına ilişkin açıklamasında hükümeti işaretleyerek,  “üreticiyle canlı hayvan fiyatları konusunda anlaştık diyerek kamu oyuna yalan söylemeyin” gibilerinden şamar gibi cevabını patlatıyor! VE BU karşılıklı beyanlara denk geldiğince Sn.Tarım Bakanı Oğuz’u makamında ziyaret eden yeni büyükelçimiz Sn. Feyzioğlu da “tarımı lokomotif yapmak zorundayız” diyor!***…BİR iKİ güne sığdırılan tüm bu gelişme ve beyanlar haftanın sonuna denk geldiğinden, öncesi yığınla benzer söylemler gibi sadece temennilerden ibaret kalacağını tabi ki biliyoruz da “neden bile bile abese iştigal etmeye devam ediyoruz” işte bunu bilmiyoruz! Kİ BU ülkede Hayvan üreticileri ve Birliğinin devre devre sorunlarıyla ilgili yaptığı “protestolu” ve kitlesel eylemleri kadar görkemli, renkli ve tantanalı olanını şimdiye kadar öteki hiçbir birlik sendika başaramadı!

FAKAT: Bu tepkilere ve gelip giden hükümetleri her zaman tetik üzerinde tutan uyarılara karşın bu ülkede hâlâ “hayvan besicilerinin” dolayısıyla etin pahası sorunları hiç bitmedi çözülemedi!

ŞÖYLE ki henüz koltuğunu bile ısıtmayan Sn. Feyzioğlu daha ilk ziyaretlerine başlar ve temennilerde bulunurken bile “KKTC’nin bir “tarım ülkesi olduğunu hatırlatarak ayni zamanda ekonominin de lokomotifi olması gerektiğini söylemek gereğini duyacak kadar..

***

TABİ Kİ SİZLER DE BİLİRSİNİZ: (Ben sadece ve hasbelkader bilinenleri yorumluyorum.) Nitekim şu yukarıda “tarımın” dolayısıyla kapsamındaki “hayvancılığın” da KKTC’nin öncü sektörlerinden olması gerektiğine ilişkin köşe yazılarımı daha 1963 de “Bozkurt Gazetesindeki köşemde yazmaya başladıydım.. Ki 1974’lerden önce ve sonrası yıllarda arkadaşım Tarım uzmanı ve Bakanlıkta üst kademe yöneticisi Orhan Aydeniz’le periyodik aralıklarla tüm Kıbrıs’taki tarım ve bahçecilikle uğraşan Türk köylerini dolaşır yapılan denetimleri gözlerdim.. Doğrusu bu konudaki bilgisinden çok yararlanmak bir yana bugün hâlâ söylenegelen “Tarım sektörünün kalkınma lokomotifimizin olması gerektiğini” sadece öğrenmekle kalmadım, inandımdı da..

NİTEKİM 1974’den sonra bu fırsat büyük oranda Güzelyurt Narenciye Bahçeleri sahipliğimizle pekiştiydi ki sonrası yıllarda Asıl Nadir ekonomiyi narenciye üretim ve ihracatı ile ayağa kaldıran iş adamı olarak Güney Rum’unun bile hasetinden ve kıskançlığından uykularını kaçırdıydı..

***SONRA NE OLDU? Daha doğrusu neden “büyük” sanayinin, turizmden öte sektörlerin olamayacağı Kuzey’de, aradan yarım asra yakın bir süre geçmesine karşın hâlâ “sektörel kalkınma modelleri” arayışlarından öte “belirgin” denecek her hangi bir zirai ve sanayi üretimlerini gerçekleştirmek mümkün olmadı? Ki Sn. TC Büyükelçisi bile henüz KKTC’yi tanımaya çalışır ve resmi ziyaretlerini gerçekleştirirken, size lazım olan ziraat sektörüdür demek gereğini duyuyor.

HAKLI: Çünkü artık ve her halde bundan sonra da ebedi vatanımız olacak Kuzey’de ne otomobil yapacak hallerimiz vardır ne ağır sanayiye yönelik fabrikalar… Tek şansımız turizmle tarımsal ürünler ve yanına koyacağımız (ki gitgide onların sorunları da canımızı sıkıp yakmaya başladı) eğitim sektöründeki üniversitelerimizdir.

***

ANCAK: Sorun tabi ki “üretmekten” ibaret değildir. Öncelikle ne üreteceğimizdir.. Mesela hayvansal ürünlerimizin başını çeken ve “AB’ye ihraç kapısı açık olmasına karşın ihraç edemediğimiz “hellim” gibi!

Buna karşılık Rum’un hellim ihracatından milyon gelir ettiği gerçeğinin yaşandığı gibi!

YADA Nadir’den bu yana narenciye üretiminden yeterince yararlanamadığımız gibi..

BU ülke bir zamanlar harup diyarıydı. Fabrikalar harıl harıl çalışır, dış ülkelere vapurlar dolusu harup ihraç edilirdi.. Ki ne zaman adı geçse bıkıp usanmadan yazarım. Harup deyip geçmeyin hayvan yeminden gıdaya pekmeze, eczacılıkta ilaç üretimine, plastiğe kadar diyor konuştuğum konunun uzmanları meyvesinden kırk çeşit türlü çeşitli ürün elde edilirmiş.. Alkol bile!

FAKAT biz harup ağaçlarını önce farelere yedirdik. Yetmedi kesip kesip odun yaptık sonra da ocaklarda yaktık! Ve:

ZEYTİN: Dağlarımız taşlarımız yabanı zeytin fidanları ile doludur.. Yani bu iklimi o kadar çok sever.. Oysa üretimi hâlâ ev ekonomisinin ötesinde lafı edilemeyecek kadar az dolayısıyla pahalı bir üründür!

Bu ülkede gün gelir karpuzları hayvanlara yedirirler ama ihraç edemezler!

Ve bu ülkede gün gelir domatesi 30 kırk lira kilosuna satarlar, patatesi baskın paha yaparlar! Halkı ete süte hellime muhtaç bırakırlar! Bir bağ maydanozu bile güller karanfillerden oluşan buket fiyatlarına ulaştırırlar ki ülkede oluşamayan sosyal eşitliğe nazire üretilen her bir şeyin pahası denkliğinde sosyalleşip yenilen kazık haline gelsin!

***

EVET bu ülkede kalkınmaya kalkınırken üretmeye ihtiyacımız vardır.. Ama ancak nereden başlamak gerektiği yanı sıra öncelikleri saptamak önemlidir. Kaldı ki henüz ne öylesi bir toplumsal planlamanın becerisine ulaştık ne de ürettiklerimizi değerlendirecek teknolojiye! VE asıl büyük sorun: “Hâlâ kooperatifleşemedik! Yani büyüyemedik! Hayvanlarımıza sağlanacak yemi bile dışarıdan almak zorunda kalıyoruz..

“Az olsun da sadece benim olsun” zihniyetini aşamadık ki hellimi bile AB’ye doğru dürüst satacak organizasyonu yapamadık! Ki öncelikle bu becerilere ihtiyacımız vardır. Hem de çok!