Uzunca süredir içimize kıvrık sorunlarımızla sarmalanmışlıkta dünyaya bakacak hallerimiz kalmadı ama bakmamış olsak da dışımızda bizi de çok yakından ilgilendiren bir dünya daha vardır. Ve doğrusu benim gözlerimle kulaklarım o dünyaya açık ve takılıdır!..Nitekim
NİTEKİM öteki pek çok ülkeler yanı sıra Yunanistan bunlardan sadece bir tanesidir ve öteki bazı ülkeler gibi Türkiye’nin son yıllardaki siyasi ve ekonomik gelişimine, büyük işlere yönelik başarılarına haset eder duruma gelmiştir! Hatta bir savaşı göze alacak kadar! GERÇEKTEN DE son yıllarda Türkiye savaş araç gereçleri sanayisindeki başarılı icat ve imalatları, Erdoğan damgalı ötesi devasa yatırımlarıyla artık “dünya büyükleri” içinde yer alacak yolu yürümeye başlayan bir ülke konumuna gelmiştir. VE tabi ki düşmanları için kıskanılacak haset edilecek bu gelişmişlikle kalkınması, ispat ettiği büyüklüğüdür.. (Şöyle ki ironi de olsa araya sıkıştırayım, yüzde yüzleri neredeyse orsa edecek enflasyonda bile en büyüğü yansıtıyor!) *** YUNANİSTAN’a dönecek olursam: Barış Harekâtından bu yanadır Kıbrıs’ta uğradığı hezimetin kuyruk acısını unutmadı. Sadece sürekli silahlanmakla kalmıyor bu silahları mesela şimdilerde Ege denizinde kullanmak gibi bir maceranın dürtülerinde Türkiye’yi sürekli tahrik ediyor.. VE BİLİNİYOR: Ege Denizindeki “yüzlerce” ile ifade edilecek irili ufaklı ada ve kayalıklarının karasularını 12 mile çıkarmaya çalışıyor! Türkiye bunu kabul etmiyor çünkü hem anlaşmalara aykırı hem de öylesi bir emrivaki olduğunda Ege denizindeki hareket imkânını kaybedecek! Artı balıkçılar bile artık o sularda avlanamayacak!
SON zamanlarda ülkesindeki Amerikan üsleri ile desteğine güvenen Yunanistan’ın bu kaçınılmaz savaş dürtüleri bir yerden mutlaka patlayacak da hem “sonu ne olacak” hem “Kıbrıs’a nasıl yansıyacak” onu bilemiyorum..
Kİ hatırlatayım. Rum tarafı yıllarca Türkçe yayın yapan radyo kanalında Türkiye’ye atıfla “bekledim de gelmedi” şarkısını çalar bizimle alay ederdi! Ta ki Barış Harekâtı gerçekleşene kadar! Sonrasında bir daha bu şarkıyı işiten olmadı!
YANİ EGE denizinde bir gün kıyamet kopabilir. Ve bu adada kimse de “bana ne bize ne” diyemez! Önce sınır kapıları kapanır.. Yerine her iki tarafta da sınır boylarında mevziler kazılır, askerler sevk edilir..
Kİ biliyorsunuz Rum tarafı İsrail’den “hava kalkanı” satın almak istiyor! O tarafta zaten bir İngiliz askeri üssü vardır şimdi Amerika’nın da vardır..
YANİ Türkiye’nin olası bir Türk Yunan savaşında Rum tarafını güvenceye alacak ne kadar tedbir varsa hepsini de almaya çalışıyor!
SADECE bu tedbirlerle mi yetinecek? Yoksa olası TC Yunan savaşında Kuzey’e yönelik saldırıları fırsat mı bilecek? Bilemeyiz!. Ancak sadece Türkiye ile Yunanistan arası ilişkiler değil; olası bir çatışmanın ardından her halde artık Kıbrıs da bugünün barışçı ve Kuzey ile Güney arası ticari ilişkileri yitirmekle kalmayacak, dinmiş gibi görülen “düşmanlıklar” yeniden filizlenip dal budak salarken, bir kez daha dünyadan tecrit edilmişliğimizin yalnızlığında kendimizi yeniden kendi kabuğumuza kapatmak zorunda kalacağız.. ***
SÖZ KONUSU yorumum “hayal” bile olsa yine de sormalıyız: Öylesi günlere hazır mıyız? Cevabını elbette bu ülkenin kaderini yüklenen Yönetimler askerler verecektir. Buna karşın yazayım ama:
ASLINDA biz hiçbir şeye hazır ve nazır değiliz çünkü “günlük” bile değil, anlık yaşıyoruz!
İlk insanlar gibi güneşin doğuşu ile uyanıyor, yiyip içip işe güce daldık falan derken ve leylekler gibi lâk lâk ederek bir birbirimizi çekiştire söve günü yerken, bir sonrası güne kaldığımız yerden devam etmek için yeniden uykuya dalarız! Doğrusu çekilir hayat değildir ama çekiyoruz işte! SON sözümüz mü? İnşallah Ege’de bir Türk Yunan savaşı kopmaz! Ki son zamanlarda Kuzey’deki varoluşumuzu Güney’den daha çok gelecek Rum müşterilere bağladık! Neredeyse ekonomik kurtuluşumuzu bu alışverişlerde görüyoruz.. Ki onlar bizden maydanoz domates hıyar alırlarken ve ödemelerini avro ile yaparlarken biz de o taraftan yedek parça ve bizde pahalı olan yiyecek içecekleri alıyoruz ki ödemelerini “kazandık” dediğimiz o avrolarla ve kat katıyla ödüyoruz! Üstüne üstlük velinimet Rum müşterilerimize minnet de duyuyoruz! …FAKAT bütün bu “günlük devinim” bir gün bölgedeki bir çatışma nedeniyle sonlanabilir! Hazır mıyız? ***
KISACA TAKILDIĞIM: Bu yıl zeytin rekoltesinde düşüş varmış! Hazırlanın artacak pahasına! Sadece haberi bile bu yıl zeytinyağını baskın pahaya alacağımızın resmidir!
Ki ülkede bilumum emtia şu veya bu nedenle sürekli pahalanıyor! Devlet ise çaresiz “ne yapalım dünyanın halleri böyle” dercesine ve iki eli böğründe üstelik yaptık ettik tafrasına sarılı laflamalarla vaziyetleri idare ettiğini sanmakta!
OYSA hani şu yukarıda “Ege denizinde bir arbede koparsa” falan diyordum ya! İşte bu lafıma nazire geçen hafta gazetelerin manşetlerinde “iş insanlarımızın” gitgide daha çok artan girdi maliyetlerinden dolayı artık Kuzey’de ayakta duracak mecallerinin kalmadığını ve yüzlerini Güney’e çevirdiklerini oralarda yatırım olanakları aradıkları salınıyordu..
YİNE DE “fakat” diyorum: Keşke 1063’den beridir kavgalı olduğumuz için iki toplum arasında oluşturulamayan “resmi ticari ilişkilerle yatırımları” Rum komşumuzla konuşabilseydik!
KEŞKE turizmde işbirliği yapabilseydik.. Hatta tarımsal ürünler mübadelesi olsaydı.. Tavuk et gibi hayvansal besinler alışverişlerinin kapılarını açabilseydik… ***
TABİ Kİ OLMUYOR! Bu gidişle olmayacak da.. Nitekim ne dedi daha bir süre önce ekonomist Göksel Saydam? “BİZ daha bu ülkede kamusal disiplini getirecek Belediye, Kamu kurum ve kuruluşların bütçelerini kontrol altına alarak denetimlerinin yapılmasını sağlayacak üç yıl önce geçen (1919 yılında) yasayı bile uygulamaya sokamadık!”
FAKAT o günden bu güne her halde beş altı hükümet değiştirmeyi başardık ama! Ki Saydam’a göre devletin maliyesi dediğimiz de “50 yıllık sistemi ile “ne harcarsak gider, ne toplarsak gelir” hanelerine yazılan rakamlar! Sanırsınız KKTC Devleti değil, Ali dayının Bakkal dükkânıdır!
































