İkinci Dünya savaşının son günleriydi.. Buna karşın Alman savaş uçakları hâlâ İngiliz askerlerinin ve askeri malzemelerin var olduğunu zannederek Mağusa limanını bombalıyordu..
Uçaklar gelmeden önce (galiba) Akkule’nin üzerinde bulunan alarm cihazı bangır bangır ses çıkarıyor, Mağusa ahalisinin iki eli kanda olsa karı koca, yaşlı, çoluk çocuk, hisar mazgallarına koşuyorduk. Ta ki ikinci alarm çalana Alman uçakları kaçana kadar da Öylece bekleşiyorduk!
…ŞİMDİLERDEYSE yine soruyorlar: “3. Dünya savaşı çıkar mı?” Bazı yayım organlarını izlerken veya okurken bu konuda yorum yapanlar “zaten diyorlar şu anda 3. Bir dünya savaşının başlangıcındı bile”
Dünyaya dönüp daha dikkatli baktığımda “galiba diyorum doğrudur!” En azından ayak sesleri işitilmeye başladı.. Büyük çılgınlık olacak ama evet bir 3. Dünya savaşı da olacak..
ÜSTELİK BU KEZ her hangi bir dünya ülkesi cephesinden değil; her yerden her kıtadan her ülkeden alevler yükselecek! Çünkü artık ülkelerin hesaplaşmaları “lokal” olmaktan çıktı. Sosyoekonomik ve askeri ilişkilerde çıkarlar bloklaşmalarına dönüştü! NİTEKİM şimdilerde belki Rusya-Ukrayna savaşını izliyoruz ama bir yandan da NATO’nun Ukrayna’yı yeni üyesi yapmaya hazırlandığını görüyoruz! Eğer böyle katılım gerçekleşirse gerçekleşirse artık savaş NATO ile Rusya arasında sürecek demektir! İŞTE “3. Dünya Savaşına ramak kaldı” dediğimizin nedeni de budur! Rusya’nın Baltık Denizindeki egemenliğine uzanan ve Ukrayna’yı da egemenliğine katarken, Kırım üzerinden Karadeniz’e ulaşmak hedefi bölge ülkeleri için basit bir operasyon değildir. Ki ötede çok uzağımızda olduğu için göremediğimiz Çin, Taylan, Güney Kore faktörleri vardır yani oraları da kaynamaktadır. ***
ÖTE YANDAN YUNANİSTAN DA VARDIR! Henüz-Rusya Ukrayna gibilerinden bir savaş patlamadı ama eğer Türkiye ile karşılıklı sürtüşmeler böyle devam ederse Doğu Akdeniz’de olası çatışma kaçınılmaz olur!
Kİ BİLİNİYOR: Artık Türkiye’nin karşısında Yunanistanda üslenmiş 40 mil mesafedeki Dedeağaç’la ötesi bölgelerinde konuşlanmış Amrikan askeri üs ve güçleri vardır.. Üstelik Biden’lı Amerika açık seçik Türkiye’ye meydan okuyarak “Yunanistan’a dokundurtmam” derken; Yunanistan’ın Türkiye’ye dokunmasını da meşru hakkı olarak görmektedir! Yani şu anda tavşana kaç tazıya tut demektir!
Kısaca bir Türk Yunan savaşı olasılığı gitgide daha çok artarken doğrusu gelecekler hiç de aydınlık gözükmüyor!
***
ASIL BÜYÜK KIYAMET NE ZAMAN KOPAR? Ki hoca Nasrettin’e sormuşlar: Hoca efendi demişler kıyamet ne zaman kopar? Hoca sakalını sıvazlamış “karım öldüğünde demiş küçüğü, ben öldüğümde büyüğü kopar!
Kİ şimdilerde dışımızdaki ülkelerin birbirleriyle dalaşmalarını izliyor hatta “yesinler birbirlerini” diyerek narsist bir zevkle
değerlendirmeler yapıyor, çok kısaca ahkâm kesiyoruz ama eğer Ege’de yada Doğu Akdeniz’de bir Türkiye Yunanistan savaşı çıkarsa; her ne kadar biz Mağusa surlar ahalisi için hâlâ mazgallar yerli yerinde duruyor hatta bizi koruyacakmışlar gibi duruyorlarsa da! Bilelim ki bölgemizdeki gelişmeler ve dikleşmelerle dalaşmalar sonlanmazsa, bir yeni savaş da bizi beklemektedir!
***
VE KKTC’ye BAKALIM: Dünya alem “Moda haftaları” Sanat, Tiyatro Günleri falan gerçekleştirir…Yada ötesi herhangi bir sanat etkinliği, festivaller falan düzenler.. Artı BM’lerin artık 365 güne sığdıramadığı kadarı ile “yarattığı” her türlü mesleki, ticari, bedii derken hiç boş gün bırakmadığınca “Özel Günler” icadı da var! Ve Tüm bunların Kutlamaları bitmezken!..
İŞTE KKTC: Bugüne kadar İki dini bayramla üç dört tarihi bayramdan öte ve mevsimlerden mevsimlere geçişlerdeki saat ayarlamalarından ötesi ve ara tatillerinden gayrı ne kutlanacak “özel günlerimiz” vardı ne de” bayramlarımız!”
FAKATTT: Son zamanlarda BM’leri de geçtik! Artık hemen her gün bizim de medyanın günlük ajans haberlerinin manşetlerinde bayrak gibi dalgalanan “özel günlerimiz” ve etkinliklerimiz” vardır..
Mesela bir hatırlatma yapayım: “Uyuşturucu ticaretine yönelik yoğunluğun doruğa çıktığı ve ülke ekonomisinin bir parçası olduğu yerde periyodik aralıklarla verilen haberleri “Uyuşturucu günlerimiz” den sayılmaktadır!
YADA ezelden gelip ebede giderken, “Akaryakıt ihale yolsuzlukları” nedeniyle şaibe ve töhmet altında kalmaktan kurtulamayan KIB-TEK de hemen her günün haberleriyle “çok özel bir konumdadır!”
VEYA aslında 1974’den beridir Rumun malını “al sat, sat al” sürecinde devam eden, hakkında “emirnameler” bile çıkan, şimdilerde ise yeniden Mal Tazmin Komisyonu ile günün konusu haline gelen asıl adı “rant ekonomisi” olan “arsa, imar iskân olaylarının” da “hemen her gün medyaya yansıyan haberleriyle çok “özeldirler!
TIPKI Turizm sektörünün yerine geçen “Uyuşturucu ticareti” gibi! ***
ARTIŞ VAR: Mesela artık “Domates” “patates” “süt” “akaryakıt” gibi ürünlerin de kimselerin yetişemediği pahaları nedeniyle gelip geçen günlere, “çok özel ürünler, gıdalar” olarak kazınmışlardır!
Mesela “Patates domates günleri” fiyatı zırt pırt düşerken gene artan, artarken gene düşen akaryakıtımız gibi!
BİR de mübarek olanlar vardır: Hepten Atatürkçü! Yüksel ki yerin bu yer değildir” dediğince bir çıkıyor fiyatları bir daha inmek yok!
Kİ artık kimseler ilaçların fiyatlarından söz etmiyorlar! Değil mi ki hamalın zoru çatlayana kadardır! Millet çatladı da patladı da! Neyse ki hâlâ Papaza gelen Babakyaya da gelsin.. Diyorlar!
***
FAKAT YENİLERİNE DİKKAT! Artık medya haberlerinde aramızdaki yabancı uyruklu insanların türlü çeşitli daha çok esrar satışları ve hırsızlıkla ilgili haberlerini görüyoruz.. Araya fuhuşu da sıkıştırın! Ki ne dedikti bir süre önce? “Bu ülke eğer Dingo’nun ahırı değilse denetim yapacaksınız!”
ÜÜNİVERSİTELER iki üç kuruş kazanacak, ekonomiye az biraz katkıda bulunulacak diye memleketi dünyanın en geri kalmış ülke insanlarıyla doldurup sonra da yedikleri herzelerden dolayı yansıttıkları kat katı zararlarıyla kanunsuzluklarını kabullenmek zorunda değiliz!
ÇOK KISACA: Sorunlarımızı yaratan biziz! Altında ezilen de! Bir kez daha yazayım: Çünkü bu ülkede “yetkili“ vardır “sorumlu” yoktur!
“HÜKÜMET” vardır “denetim” yoktur!
“MAKAMLAR” vardır “otorite ve disiplin” yoktur!
“PLAN program” vardır “uygulayan” yoktur!”
TÜM bu açmazlarımızla başarısızlıklarımızı derleyip toplayıp eşitledikten sonra verecek tek cevabımız vardır: “Evet Devlet olduk ama “Devletlü” olamadık!
































