Ki üstelik bugünkü derdimiz de değildir. 1918 de “Meclis’i Milli”nin oluşumu ile başlar, 1926’larda “Milli Cepheyi” görür, ardından “Kavanin Meclisi,” “Kongreler” derken Katak’lara kadar dayanır… Ve yüz yılı aşkın bir süredir türlü çeşitli siyasi atraksiyonları, yeni yeni “Kuruluş ve Birlikleri” ile bugünlere gelir..
ARADA İngilizin adaya el koyduğu tarihi süreçler sıkışır ve tüm bu devinimler, siyasi değişimler içinde yeni düzenler, yönetimler arayışlarına bağlı çalışmalar ve Türk-Rum çatışmaları yıllarında “doğrular ve yanlışlarla” dolu siyasetlerde bu günlere kadar gelinir!
GALİBA dünyada bu küçük ada kadar “nevi şahsına münhasır” dediğimiz kendine özgü sorunlarla sarmalanmış bir başka ülke yoktur! Ki çok ayan beyandır elbette söz konusu irili ufaklı, önemli önemsiz fasaryalarla çatışmaların yarattığı olayların en büyük sorumlusu da öteden beri İngiliz Sömürge Yönetimi olmuştur!
BİZİM nesil ise “artık sonuna geldik” dediğimiz “Kıbrıs Cumhuriyetini” yaşayıp gördü! Bugünkü nesil ise Kuzey’de ve Güney’de iki ayrı devlet oluşumunu..
…UZUN ZAMANDAN beridir sürer adadaki bu siyasi mücadele? Ta 1931’lerde Rumların hem İngilizlere hem Türklere yönelik başlattığı isyanları, tahrikkâr tutumlarıyla uzun bir zaman diliminden gelinir bu günlere!
DOLAYISIYLE ve her halde diyorum: Barışı da uluslararası huzuru da en iyi bilmeleri gerekenlerin bu adadaki Türk ve Rum halkları, dolayısıyla anavatanları Türkiye ve Yunanistan olmalıdır ama!.. Fakat heyhat!
Dünyada hiç görülmedi burada da görülmez! Biri Hristiyan Rum topluluğu ki anavatanları olarak Yunanistan’ı bilir; diğeri de Türkiye’nin uzantıları Kıbrıslı Türkler… Kaynaşmak “bir” olmak hiç mümkün değildi hâlâ değil!
…Kİ ilk kez bu adada Rum hareketlenmeleriyle saldırganlıklara karşı “1918 de Meclis’i Milli’yi oluşturduyduk.. Aradan yüz yılı aşkın bir süre geçti! Tarih açısından belki kısa fakat insan hayatı yönünden uzun bir süre! ***
BUNLARI NEDEN HATIRLADIM: Çünkü o yüz yılı aşkın süredir dediğime nazire bu ülkede sadece İngilizler, Rumlarla mücadele etmedik! Kendi kendimizle de mücadele ettik ki galiba ayni ırkın ve dinin insanları olmamıza, tasada ve kıvançta kader birliği yapmamıza karşın hiç “birlik ve beraberlik” içinde olmadık! Hâlâ olamadığımız gibi! TMT’yi de zaten TC’li Subaylar, “Paşalar” oluşturup yönettiydi..
TABİ RUMUN Enosisine karşı “taksim” dediğimizi gerçekleştirdik ama “Otonom” yahut “Federe” kelimeleriyle vurguladığımız “özerk Devlet” modellerimizi uluslararası çözüm haline getiremedik.. Sonunda kurduğumuz “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini” de ne komşumuza kabul ettirebildik ne de ayni zamanda adanın garantörü olmasına karşın İngiltere’ye! HATTA bizi uluslararası siyaset lobilerine taşıyıp, “işte Kıbrıs Türk Devleti” diyerek lanse edecek bir anavatan Türkiye de göremedik, şimdilerde bu konuda az biraz kıpırdanma vardır! Kaldı ki BM’ler tescilinde kendimizi dünyaya “tanınmış Devlet” olarak lanse edecektik!
FAKAT doğru ya da yanlış, “oyunu” hem de kurallarıyla çok iyi oynuyoruz! İSTEDİĞİMİZDEN de çok sayıda Sağdan Sola, Soldan Sağa siyasi partilerimizle! Meclisimizle Seçimlerimizle! Koalisyon hükümetlerimizle! Ve en önemlisi Kuzey vatanını da bu siyasi olgularımıza uygunluğunca yönetmeye çalışıyoruz.. “Kanunlar çıkartıp kanunlar değiştiriyor.. Yarattığımız rejime uygun bürokrasiyi atamalar, terfiler, tayinlerle yaşatıyoruz..***
TUTUN Kİ tüm bu siyasi tasarruflar, saatin akrep ve yelkovanı gibi durmadan dönen “bize özgü düzene” hayat suyu akıtıyor! Akıtması için de bir seçimden hemen sonra, kapının arkasında bekleyen öteki seçime geçiliyor! DOYMAK bilmez bir iştaha ile seçim üstüne seçim tazelerken.. Kurtulamadığımız koalisyon hükümetleri oluşumlarıyla da memleketi “koalisyon ortaklarının kendi partilileriyle memleketi peringa balıkları gibi kemirip tüketmelerini seyrediyoruz!
Kİ SONUNCU Koalisyon Hükümeti ile “pahalılığın ne olduğunu öğrendik!” Memleketin canına nasıl okunduğunu, insanların nasıl sersefil olabileceğine tanıklık ettik etmeye de devam ediyoruz!
Kİ YÖNETİM takımları kan kaybederlerken tabi ki Kıbrıs Türk halkı da kaybediyor! Nitekim geçen gün CTP Genel Başkanı Sn. Erhürman bu iktidar kadrosu ile bir yere varılamayacağını anlamış olacak “bir an önce “erken seçime gidelim” beyanında bulunduydu…
ANCAK öneriyi kuru bir iddiadan ibaret bırakmayarak! Az biraz değineyim: ***
ERHÜRMAN NE DEDİ? Tabidir ki “Hükümetler” bilerek ve isteyerek halkına zarar verecek kararlar almazlar, böylesi icraatlardan kaçınırlar..
Fakat işte asıl büyük sorun da budur! Çünkü “Devlet yönetmek” de bir kabiliyet ve basiret işidir.. Ki niceleri bu yollarda sadece dökülmekle kalmadılar, memleket yöneteceğiz derlerken idam sehpalarında sallandılar..
SADEDE geleyim: Geçen gün gidişatın sarpa sardığını gören CTP lideri Erhürman bir Tv. kanalında görüşlerini ortaya koyarken Hükümetin büyük ortağı UBP’yi analiz etmek zorunluğunda kısa başlıkları ile medyada da yer alan şu görüşleri serdettiydi:
“Anayasayı gereksiz bir şey gibi görüyorlar!”
“İrade yıpranırken bilgi düzeyi de sıfıra indi!”
“Maliye açısından sıkıntı yoktur. Mesele ekonomiktir!” (Çok doğru bir teşhis.)
HER mesele mahkemede bitmeye başladıysa o ülkede artık risk vardır!” (Ki KKTC’de Riski de aşarak felaket aşamasına dayanmıştır!”
…Aslında Sn. Erhürman’ın Hükümete dolayısıyla büyük ortak olması hasebiyle UBP’ye yönelik bu eleştirileri ayni zamanda memleketin yapısallığında yansımasını bulan sorunlardır..
Kİ öteden beri UBP’nin hemen her devrede halka rahatsızlık veren bir tabiatı vardır: “Ben yaparım ve olur!”
OYSA artık olmaz! Çünkü bu saplantılı deyişin gerçek olabilmesini sağlayacak olan “kadrolarından” hem çok uzak hem de oluşturamayacak kadar zafiyet içindedir!..
YANİ UBP Rahmetlik Denktaş’ın ve arkadaşlarının (ki her biri kendi içinde birer ağır toptu) partisi değildir! Çok partili Koalisyonlarla ancak Hükümet olabilecek “değer ve büyüklük” erozyonına uğramış bir partidir..
BEN bu yıpranmışlığı toplum adına büyük bir kayıp olarak görürüm.. Çünkü UBP siyasi partiler hiyarerşisinde KKTC’nin hem siyasi hem de sosyoekonomik sorunlarını çözme kabiliyetine sahip bir Armada gemisi gibiydi… Şimdi ise bu sorunları yaratan parti durumuna geldi!
Sn. Erhürman bu nedenle haklıdır.. Çünkü UBP evet artık Anayasasına bile sahip çıkamayacak bir “çaresizliğin, yıpranmışlığın” partisidir.. ***
KISACA: “Erken seçime gidilse ne olacak” diyecektim.. Ne siyasi partiler sıralamalarında bir değişme olacak ne de siyasi ve sosyoekonomik sorunları çözecek dirayetli siyasi partiler koalisyonları oluşabilecek.. Çünkü bu ülkede “kadro hareketleri çoktan unutuldu.. Artı, “siyaset” “kişisel çıkar yada özel çıkarlar” sağlamanın en kolay en ehven aracı haline getirildi!
































