Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenler Sendikasının (KTİÖS) hasbelkader kurucularından sayılırım. Uzun yıllar Yönetim Kurullarında çalıştım.
Öncesinde de “sendikalarla sendikacılığın” yabancısı değildim çünkü babam liman işçisiydi. (Hammal derdik!) EOKA’nın terör eylemlerine başladığı tarihe kadar Türk-Rum liman işçileri birlikte çalıştılardı.
Dolayısıyla kader birliği yapmaları doğaldı. Sonuçta söz konusu olan ekmek parasıydı. Nitekim bazı liman işçileri “komünist” dediğimiz AKEL’e üye yazıldıkları için neredeyse aforoz edileceklerdi.. Sonradan Türk tarafında da limandan at arabaları ile yük taşıyan arabacılar kendi aralarında sendika yerine geçen “Arabacılar Birliğini” oluşturmuşlardı..
HATTA gün geldi tarihini tam hatırlayamadığım fakat 1950’ler olması gereken yıllarda Türklerle Rum liman işçileri birlikte “1 Mayıs İşçi Bayramını” da kutladılardı! Ne var ki Rumlar söz konusu “kutlamaya” her zamanki gibi şaibe düşürdülerdi..
NİTEKİM Türk işçileri ile Rum İşçileri söz konusu “ 1 Mayıs İşçi Bayramı” gününde Akel’in de aralarında olduğu bir organizasyonla kutlamalara birlikte katılmışlardı. İlk kez birlikte büyük ve kalabalık bir kortej oluşturmuşlardı. Mağusa Cambulat kapısından surlar içine girip Altın Tapya yolunu takip ederek “Mağusa Kapısından” çıkmışlar ve Maraş’taki Hacıhambi sinemasında düzenlenecek toplantıya katılmışlardı.. O gün BM’lere gönderilmesi için önceden hazırlanan ve içeriğinde “8 saat iş, 8 saat istirahat ve 8 saat uyku hakkının sağlanması” talebinin yer aldığı bir metin de tüm işçiler tarafından imzalanmıştı…
NE VAR Kİ bir süre sonra o imzalanan “işçi hakları metninin nasıl bir sahtekârlık olduğu ortaya çıkmıştı! Çünkü “işçi hakları” denilerek hem Rum hem Türk işçilerinin imzaladığı ve BM’lere gönderilen metin “Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakından, “Enosisin gerçekleştirilmesinden” söz ediyordu!
KISACA Hacıhambi sinamasında Türk işçilere imzalatılan mektupta ayni zamanda adanın Yunanistan’a ilhak edilmesi işteği de vardı. Tabi haberin işltilmesi üzerine rahmetlik Dr. Fazıl Küçük anında devreye girmiş Türk işçilerinin katiyen böyle bir isteği olmadığını, böyle bir belge imzalamadıklarını bildirmişti.
BU olayı neden anlattım? Kıbrıs’ta sendikacılık yeni değildir.. Hele Rum toplumu bünyesinde birbirleri ile savaşacak kadar da iddialı bir Sağ Sol sendikacılığı birbirleriyle kavga edip birbirlerini öldürecek kadar! Ki biz o yıllarda “Gekkolarla Komünistler” derdik söz konusu o Rum sendikalarına…
***
GELELİM SADEDE: “Eee” diyeceksiniz şimdi nerden çıktı bu sendika sendikacılık lafları? Şundan:
VAKTİ zamanında Öğretmenler Sendikasını kurarken şöyle diyorduk.. “Zümre çıkarları yoktur, toplum çıkarları vardır…”
Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenler Sendikası yıllarca bu “ilkenin” savunuculuğunu yaptı.. İddiası ile vurgulanıp söylenen “bireylerin yada belirli örgüt veya mesleki toplulukların çıkarlarının değil; toplumun, kısaca Devletin çıkarlarının önemli olduğuydu.. “Dirlik düzen kalkınma ancak böyle sağlanabilir” diyorduk…
PEKİ NEDEN HATIRLADIM BUNLARI: Hayalini kurduğumuz Devleti yaratamadığımızdan! Sadece kaotik bir toplum durumuna düştüğümüzden.. Kİ bu ülkede kooperatifçiliği bile yaşatamadığımız beceriksizlikler süreçlerinde heyamola çekmekten, zırt pırt gelip giden koalisyon hükümetleri tarafından aldatılmaktan hatta iğfal edilmekten dolayı…
***
KISACA TAKILDIĞIM: Bir süredir ülke hukukunun “şeref ve namusunun” savunucuları olmaları gereken bazı hukukçularımızın medyada manşetlere kadar çıkan kendileriyle ilgili haberlerini okuyoruz. (Yargı aşamasında olduğu için olayları “yorumlamak” doğru değildir..)
FAKAT Yıllar yılıdır yaşarken yazıp söylediklerimizi yeniden hatırlayıp hatırlatmamak da olamaz diye düşünüyorum. Çünkü bu ülkede 1974 sonrasının olanca şaibe ve töhmeti, yanlışları ile zararlıları hâlâ ve hâlâ “ganimet” dönemlerinin devamları olan “Rumun malı” kulpu takılmış “yağmalar” hırsızlıklar devam ediyor.
GÜNEY’de bıraktıklarımızın kat katını ayaklarımızın altına serilmiş Tanrının bir lütfu sayarak hâlâ türlü çeşitli metotlar, akla hayale gelmedik alavere dalaverelerle gasp etmeler, kısaca “ganimet ekonomisi” dediğimiz ve artık büyük organizasyonlarla ranta dönüşmüş topraklar; KKTC’nin yüz karası olmaya devam ediyor çünkü bugüne kadar silip temizleyeni olmadı!
BİLMİYORUM! Bizde olanlar Güney’de de var mıdır? Ki şimdilerde onlar da hem Kuzey’de ikamet eden Rumları rehabilite etmeye çalışıyorlar hem de Rum gençlerini Kuzey’de ikamete teşvik ederek yaşlı Rum nüfusunu gençleştirmek için çalışıyorlar!
YANİ bu adada mal mübadelesi de devam ediyor, Rum toprakları rant ekonomisine de dönüşüyor ve Kuzey’deki Rum nüfusu gençleştirerek gelecekler konusunda siyasi ve taktiksel oyunlar da tezgâhlanıyor. ***
ASLINDA çözüm olmazsa şu yukarıda sadece bir kısmını ayazlattığım vakaların beterleri olacaktı kaldı ki işte olmaktadır!
MESELA daha dün bir tirajlı gazetemizin manşetinde ayazlanıyordu haber: “Meğer Mağusa’daki Palm Beach Hotel Devletten sembolik miktarda para ile kiralanmış, kiralandıktan sonra da kiralayan tarafından astronomik bir parayla bir başkasına kiralanmış!
DEVLET malı deniz yemeyen domuz! Oysa nihai çözüm istiyorsak bu adada Kuzey’i ilelebet vatanımız yapacaksak, çatlasak da patlasak da Güney Rum’u ile adadaki tüm Türk ve Rum malları üzerinden mahsuplaşacağız.. Şçyle ki:
YA RUM TARAFINA Türk tarafının Güney’de bıraktığı mallarının parasal değeri üzerinden Kuzey’de bıraktığı malının bedelini ödeyeceğiz… Yada adanın bazı yörelerinden toprak iadesinde bulunacağız.. Her ikisi de baş ağrıtıcı ve yürek sızlatıcı olacak ama müstahakkıyız! Çünkü hâlâ Rum malları üzerinden gerçekleştirmediğimiz alavere dalevere, rant olayları kalmadı..
NE derler ama? Hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olur! Böyle giderse biz Kuzey’den olacağız!
































