Bir kere öncelikle “külliye” ismine karşıyım.
Ne demek külliye?
Burası dini bir kompleks değil ki?
İslam ansiklopedisi Külliye’yi, genellikle bir cami etrafında gelişen bazen medrese, ticarî bir yapı veya türbe çevresinde şekillenen yapılar bütünü olarak tasvir eder.
Yapılacak kompleksin “Külliye” olarak nitelendirilmesi, KKTC gibi seküler bir “de facto” devletin Cumhurbaşkanlığı ve meclisinin seküler özünü yıpratır. Hatta reddeder.
Bu kabul edilebilir bir durum değildir.
Diyelim ki ismi değiştirildi ve “KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Meclis kompleksi” oldu.
Ben bu inşaata yine de karşı çıkardım.
Neden mi?
Nedeni ekonomik.
Son yılların en zorlu ekonomik krizinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.
Böylesi bir zorlu dönemeçte yeni bir Cumhurbaşkanlığı sarayı önceliğimiz olamaz.
Olmamalıdır.
Öte yandan doğrudur Meclisin yeni bir binaya taşınması önemlidir.
Ne kadar da tanınmamış de facto bir devlet veya fiiliyattaki haliyle Türkiye’nin bir protektrası olsak da toplumun seçilmişlerinin en azında iç egemenliğimiz için gerekli olan Meclis’inin, Rumdan ganimetlenmiş eski bir sigara fabrikası olması hiç de hoş durmamaktadır.
Amaca uygun bir Meclis binası iyi olurdu tabii ama dediğim gibi bu ekonomik kriz döneminde değil. Biraz daha ekonominin stabıl bir seyir izlediği dönemde yapılabilir bu bina.
Çünkü şimdi gerçekten çok başka önceliklerimiz var.
Elektrik üretimi için bile para dilendiğimiz bir dönemde yeni Meclis lüks kaçar!
Öte yandan yapılacak olsa bile bu binaların Kermiya gibi Rum malı olan tartışmalı bir arazi üzerinde olmaması gerekir.
Temiz mal temiz bir sayfa açmaya yarayabilir belki (hiç sanmıyorum ama bunu bir temenni olarak buraya bırakayım).
Yani yeni bir Meclis ve Cumhurbaşkanlığı kompleksi, ekonomik krizde olmadığımız bir dönemde, helal Türk malı bir arazi üzerinde, toplumun kendi mimarlarının çizdiği veya en azından onay verdiği, toplumun asgari kimliğini temsil eden bir mimari yapıyla olur ancak.
Bir de toplumun kendi kaynaklarıyla.
(“Her beleşe yapılan işte satılan mal onu beleşe kullanandır” sözünü kulağımıza küpe yaparak).
Bence bu şekilde, uygun zamanda yapılacak bu yeni sembolik binalar toplum tarafından işte o zaman saygıyla kabul edilebilir veya en azından bu kadar mukavemet görmez.
Diğer önemli karşı durma nedenim ise Hükm-ü Karakuşî’ bir şekilde inşaat kararının alınması ve her zerresiyle kucaklayıcı değil tahakküm edici, horlayıcı bir tavırla dayatılmaya çalışılmasıdır.
Orta Çağ’da yaşamış kadı Bahaüddin Karakuşî döneminde değiliz!
Bahaüddin Karakuşî yolsuzlukları ile de ünlü bir kadıymış… Sadece kadı olarak yanlış değil hep abuk sabuk hükümler de verirmiş ve bundan dolayı da Karakuşî’nin verdiği hükümlere ‘’Hükm-ü Karakuşî’’ denirmiş.
Bu yüzden ne Orta Çağdan kalma ’Hükm-ü Karakuşî’’ kararlara yönetilmek isterim ne de seküler yapımızı lekeleyecek herhangi bir girişime evet derim.
“Külliyeye Hayır.”
































