Havadis infografik servisinden arkadaşlar Cumhurbaşkanının evi ile çalışma ofisi arasındaki mesafeden hareketle günlük akaryakıt harcamalarını hesapladılar.
Cumhurbaşkanının evi Girne Beylerbeyi (Belllapais) bölgesindedir. Ofisi ise malum Lefkoşa’da Silahtar’da.
Cumhurbaşkanın makam aracına 1 de arazi tipi güvenlik aracı eşlik etmektedir.
Her 2 aracın sadece evden ofise ve ofisten eve güzergahında aylık akaryakıt tüketimi 6 bin 495 lira, 94 kuruştur.
Yani bir çalışanın aylık asgari ücret maaşından daha fazla.
Hoş, Sayın Tatar gezmeyi-dolaşmayı seven birisidir. Bu özelliği ile de övünür.
Şimdilerde bol bol “misafirliklere” gitmektedir.
Bir günde ülkenin 3 farklı noktasında bulunabilmektedir.
Bunu, çektirip de Facebook’ta paylaştığı fotoğraflardan biliyoruz.
Anlayacağınız Tatar’ın akaryakıt harcaması, Havadis infografik servisindeki arkadaşların yaptığı basit hesaplamanın çok çok üstündedir.
Bizim arkadaşlar vatandaşın yaşadığı akaryakıt sorununa farklı bir açıdan dikkat çekmek için hazırlamışlardı o grafik haberi.
Haber bir anlamda her gün Girne’den Lefkoşa’ya gelip-giden 2 aracın ne kadar akaryakıt harcadığını da ifade ediyordu.
Fakat, son dönemde tahammülsüzlükleriyle ön plana çıkan Sayın Tatar bu habere de tahammül edemedi.
- “Yazıklar olsun, siz gazeteci değilsiniz” diye mesaj attı.
Yanıt vermedim.
Polemiğe girmek istemedim ama şunu da belirmeden geçemeyeceğim; “Sayın Tatar, memlekette tartışılan bizim gazeteciliğimiz değildir, sizin cumhurbaşkanlığınızdır, hatırlatırım…”
Kendi partisinden milletvekili arkadaşlarının da defalarca oy vermeyip, seçilmesini engellediği ve son turda oy pusulasını fotoğraf çekme dahil şaibeli yöntemlerle Meclis Başkanı olan Zorlu Töre politik yaşamının en “coşkulu” günlerinden geçiyor.
Tatar’dan beş beter sürekli geziyor ve her gittiği yerde “vatan-millet-Sakarya” nutukları atıyor.
Kendisini eleştirenlere de ağır dozda milliyetçi söylemlerle saldırıyor.
Zorlu Töre’nin tıpkı Cumhurbaşkanı ve Başbakan gibi kendisine koruma verilmesi istediğini ilk Havadis yazdı.
Güvenlik makamlarının “meclis başkanlığı icracı bir yer değildir ve koruma hizmeti verilmesine gerek yoktur” şeklindeki eski raporlarına rağmen bunu talep etti.
“Eski meclis başkanlarının hiç birisinin koruması yoktu” denmesine rağmen talebinde ısrar etti ve 3 polis koruması aldı.
Mecliste kendisini eleştiren muhalefete de “bu devletin itibarı söz konusudur” yanıtı verdi.
***
Başbakanlığa atanan Ünal Üstel geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada “durum görünenden de kötüdür. Ülkede aç yaşayan insanlar vardır” demişti.
Pediatri Derneği ise 1 Haziran Dünya Çocuklar Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada “üye doktorlarımız yaptıkları muayenelerde bazı çocukların yetersiz beslenme nedeniyle çeşitli hastalıklar yaşadıklarını tespit ettiler” denildi.
Her iki açıklamayı da birleştirdiğinizde ortaya korkunç bir durum çıkar;
Memlekette açlık vardır ve açlık çekenlerin bir kısmı da çocuklardır.
***
Bu durum tam da batan gemi Titanic’in meşhur final sahnesini akla getiriyor.
Hani, “bu gemi kesinlikle batmaz” deniliyordu ama buzdağına çarpan gemi yavaş yavaş su alarak batıyordu, filikalar yetersizdi, kurtarma ekipmanları eksikti ve binlerce insan ölecekti fakat kaptanın emriyle orkestra güvertede klasik müzik konseri vermeye başlamıştı.
Filikalara ulaşamayan sıradan insanlar klasik müzik eşliğinde boğularak can veriyorlardı.
Tam da KKTC’nin şimdiki hali…
































