Kıbrıs Türk halkı geçen haftaya Güç Sen’in “personel eksikliği” nedeniyle Mağusa limanında başlattığı “ek mesaiye kalmama” eyleminin” Girne turizm limanına da atlaması ve limanın yükünü daha çok artırınca orada da eylem başlatılması olayıyla girdiydi! ..Gemiler rıhtıma yanaşamazken, tırlar beklemede kaldılar hatta yolcular bir süre limandan çıkamadılardı…
BU OLAY demek ki taşan bir son damlaydı, nitekim Sucuoğlu Hükümetinin istifasına kadar varacaktı!
Bir yandan istifayı pekiştirecek Sucuoğlu Atun restleşmesi söz konusu olacaktı.
Ki ayni sıralarda KIB-TEK Yönetim Kurulu üyesi Özgür Arıkan ile Kıb-Tek İdari ve Mali Genel Müdür yardımcısı Mehmet Özçelik EL-SEN ile imzalanan anlaşma konusunda Maliye Bakanı Sunat Atun’a ulaşamadıklarından yakınıyorlardı!
VE bu ufaktan sürtüşmeler devam ederken Sucuoğlu’nun El-Sen ile imzaladığı anlaşma metni de Meclis gündeminde yer alıyordu..
VE sorunun başına doğru gelinirken bir yandan da (Sucuoğlu’nun açıklamalarına göre) medyada Sunat Atun’un farklı beyanları yer alıyordu.
Sucuoğlu “İlgili Bakan’a (Atun’a) ulaşılamadım bu nedenle anlaşmayı ben imzaladım” derken Atun da “Bana ulaşıldı ama “eylemde olduklarından imzalamayı uygun görmedim” açıklamasını yaptı!
…AYNi sıralarda Erhürman Meclis’in “kahve” haline getirildiğini Özersay ise Hükümetin göreve geldiği günden itibaren yaptıklarıyla önce “Başbakanın” sonunda da Devletin itibarını zedelediğini söyledi ve “artık Hükümetin eli taşın altına değil, vatandaşın cebindedir” dedi… Ve Meclis’te bir de “yalancı” tartışması yaşandı!
İİTE bu olaylar Sucuoğlu Hükümetini istifa noktasına getirdi ve 50 günlük Hükümet istifa etti!
***
YUKARIDA herkeslerin yakından izlediğince istifaya kadar varan, aslında bir hükümet için olağan yol kazalarından ibaret olayları neden tekrarladım? ***
ARTIK KKTC’de çok cici demokrasi yanı sıra “dillerde hoş tat bırakırken kulaklara da şiirsel melodisiyle takılan Parlamenter Sistemle Koalisyonlardan kurutulmanın mümkün olmadığını anlatmak için! SEÇME ve seçilme gerçeğinde her bir sorunun anahtarı olan uzlaşı ve hoşgörüyü bile körlettiğini söylemek için! Kİ bu ülkede bir Cumhurbaşkanı Makamı vardır ama artık bütün görevi bir ayda yıkılıp giden Koalisyon Hükümetlerinin yerine yeni Koalisyon Hükümetleri kurulması için kendisine verilen Anayasal yetkilerini kullanmaktan ibarettir!
TUTUN Kİ KKTC de siyasi ve idari “rejim” resmen dejenere olurken, toplumun da habis huylu uru haline geldi! Belki de onulmaz bir kanserdir! BUNDAN sonra da hangi “Koalisyon Hükümeti” kurulursa kurulsun.. Bu olaylar tekrar tekrar gerçekleşip yaşanacaktır.. O halde?
***
“KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası 15 Kasım 1983’den beridir vardır..
Bu süre içinde Güney Rum tarafı değişti, Türkiye değişti, Doğu Akdeniz’in konumu ve önemi değişti, AB, BM’ler değişti, NATO bile değişti, Ortadoğu da değişti..
FAKAT bu hızlı ve çok önemli dünyasal ve bölgesel değişimlere hatta şu sıralarda yaşamakta olduğumuz Rusya Ukrayna savaşı ve dünyadaki olumsuz etkilerine karşın…
BİZ bile KKTC olarak artık “bölgede” her yönden değişir, jeopolitik ve siyasi yönlerden hatta önem kazanırken, “15 Kasım 1983’den beridir ne “Anayasamız” değişti dolayısı ile ne de rejimimiz?
1983’den beridir mevcut Anayasa’ya dayanmış da olsalar Devleti “Değişiklik Yasalarıyla” yönetiyoruz!
TABİ bu konuda söz ve fikir hakkımız olamaz çünkü eğer KKTC’ye yeni bir Anayasa ile Rejim değişikliği gerekecekse bunu elbette Anayasacılar hukukçular yapacaklardır.
FAKAT diyoruz mutlaka yapılmalıdır çünkü artık “değişiklik yasaları” KKTC’nin yamaları durumuna geldiler fena halde sırıtıyorlar. Ki yaşadığımız koalisyon Hükümetleri krizleri nedeniyle yarattıkları Hükümetsizliklerden dolayı kıçımız da iyice ayazda kalmaya başladı!
KIBRIS Türk halkı geçmişinden bugünlere gelirken Güney’le yarışıp rekabet edecek konuma gelecekken hem de “büyük Türkiye”ye rağmen yanına aldığı “siyasi çözümsüzlüğü” ile birlikte artık hiçbir sorununun üstesinden gelemeyecek çaresizliklere düşmüştür! Dolayısıyla:
BİR daha yazayım: Bu gün referandum yapılsa yüzde yüze yakın bir sonuçla “Güney ile Federasyon” kabul görecektir!
HÜKÜMETLERİN bile artık elli günde istifa ettiği gerçeklerde her halde KKTC’e “Devlet” demek “Devlet itibarına” ihanet sayılacaktır!
***
KISACA TAKILDIĞIM: Yukarıda yazdıklarımın “ispatı” hemen her gün medyadan takip ettiğimizce Kıbrıs Türk toplumunun yarattığı, yaşadığı ve yaşattığı “olaylarla” ispatlıdır. Kİ söz konusu olaylar “huzursuzluk,” “kaygı,” “agresif davranışlar” “illegal olaylar” sarmalıdırlar ki sirkatten fuhuşa, trafik kazalarından uyuşturucu belasıyla kumara kadar her türlüsü artık günlük yaşamlarımızın ve Devletin asli organları oldular!
***
BU gelişim ve olumsuzluklar korkunç bir faciadır! Çünkü “insani değerler enflasyonu yaşanıyor!” Fırsatçılık, sahtekârlık, dolandırıcılık, namertlik tüm toplum katlarında görülüyor..
Babalar kızları sendromu yaşanıyor! Ve insanlar deliler gibi araba kullanırlarken artık sohbetlerin en geçerli olanı “dün akşam nerede eğlendiğiyle yenilip içildiği” oluyor! Meyhaneler furyası yaşanıyor!
Ve vatan kirletiliyor! İnadına ve hınçla yaşamdan intikam alırcasına!
BU toplumsal sendromlar istikrarsızlıkla ekonomik darlık ve zafiyetlerin sonucudur.. Bu sonucu yaratanlar da maalesef memleketi esenlik ve istikrara kavuşturmak için göreve gelip giden “koalisyon Hükümetleri” olmaktadırlar!
Artık diyorum, şu Başkanlık sistemini daha bir ciddiyetle düşünmek gerekir…
































