Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ARTIK KARAR VERMEMİZ GEREKMİYOR  MU?

Yazıma başlarken bazen yaptığımca  geriye dönüp, geçen bir haftanın muhasebesini yazacaktım, vaz geçtim!

Çünkü hiç değişmeyen bir tekerrürde yine kendimize özel yarattığımız  bu küçük dünyamızda kör duvarlara vururken yankılanan “şikâyetlerle serzenişlerden”  öte bir  ses yoktu seslendirebileceğim…

Hatta sevincini paylaşabileceğim bir olayın kırıntısı bile yoktu..                                                                                            Zaten kendimizde değildik!.                                        Çünkü bir yandan Rusya Ukrayna savaşına, öte yandan Türkiye’nin girişimleri sonucunda  kırk ülkenin  katılımıyla  Antalya’da  gerçekleştirilen konferansa kilitlenmiştik.

TUTUN  ki  Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en anlamlı en insancıl en barışçı  konferansına ev sahipliği yaparken, ayni zamanda tarihe not düşüyordu: “Büyük Türkiye!”                                                                                                                            ***

TABİ Kİ Rusya Ukrayna Savaşıyla  gelişen ve artık dünyasal hale gelen dolayısıyla tüm öteki ülkeler gibi bizi de olumsuz etkileyen ancak “facia” olarak nitelendirilecek olayla ilgili “konferansın” bir ilk olması ve her hangi bir yaptırım gücü olamaması nedeniyle büyük ve etkin sonuçların çıkması beklenemezdi..

BUNA KARŞIN yakınma hakkımızı atlayamadık!   Çünkü Antalya konferansının ev sahibi Türkiye “Dünya barışı” ve “insancıl tutumuyla” büyürken; bizim gibi mağdur ve mazlum toplumlarla ülkeler de onca savaşların sonucunda ve geldikleri yerde hâlâ  olumsuz etki tepkiler ve çözümsüzlüklerle didişmek zorunda kalırlarken  daha    çok küçülüyor Ukrayna örneğinde olduğu gibi silinip gözler önünde eriyorlardı!

BU olayı tutun ki çok iyi anlayan toplumlardan biriydik. Çünkü:

***

BU ÜLKEDE biz de çok yokluk çektik.. Küçük çocuklarımıza bebelere “mama” bulamayacak, iki tahtayı üst üste koyup çivi ile çakamayacak, onarım için bir avuç çimento alçı yokluğunda kalırken; Rumların bizi ablukaya alarak günlük hayatımızın vaz geçilmez gereksinmeleri olan 40’ı aşkın maddeyi yasaklaması nedeniyle tedarik edemediğimizin  yokluğunda çok zarıncadık çok viziledik!

AYNEN Ukraynalılar gibi bizler de göç ettik! Tarihten atalarımızdan kalan köylerimizi kasabalarımızı, evlerimizi topraklarımızı arkamızda bırakarak günlerce, aylarca Güney’den Kuzey’e kaçtık.. Çünkü Rum’un Eoka’cıları,  Papazları, milis güçleri Türk ahaliyi kovalıyor, evlerini yakıp yıkıyor, kaçsınlar diye hatta  öldürüyorlardı!                                                                                                                        ***

BÖYLESİ İnsanlık felaketlerinin büyüğü küçüğü yoktur.. Her zaman ateş düştüğü yeri yakar!

Tabi ki Ukrayna dramına kendi gözlüklerimle bakıyorum. Ve tabi ki kendimle birlikte  Kıbrıs Türk halkını görüyorum.                                                                           VE BU NEDENLE diyorum; barışçı çözüme çok ama çok ihtiyacımız vardır.. İnşallah bir gün Kıbrıs’taki Türk ve Rum halkları için de Antalya’da bu adadaki hakkımız hukukumuz için de öylesi bir “uluslar arası”  Konferans gerçekleşir…

ÇÜNKÜ bu çözümsüzlük ve dünyadan tecrit edilmişliğimizle biz Kıbrıs Türk halkı, tutun ki 47 yıldır her gün ölüyoruz!

NİTEKİM “Rusya Ukrayna neresi” bile diyemeyeceğimiz uzaklardaki ateşlerin yalazlarında sanki bizim de kavrulmamız Allah’ın emriymiş gibi  gene “olağanüstülüğün, pahalılıkların, beraberinde yarattığı sorunların anaforunda etkilerinde dönbaba oluyoruz..     “BATTIK” feryatlarımız arşı alaya yükseliyor! Hatta ne diyor ekonomistlerimiz: Enflasyon bu gidişle 3 haneli rakamlara ulaşacak!

Peki ne diyor UBP, DP, YDP Koalisyon hükümeti? En önemlisi Başbakan Sucuoğlu?                                            Hadi daha dün Hükümet oluşturmuşlarken şimdilerde “ne zaman istifa edip  gideceklerinin”  konuşulmaya başlandığı Sucuoğlu koalisyon Hükümetine bakalım:  Çünkü:                                                                                                        ***

SUCUOĞLU HÜKÜMETİ İLE ÇOK ZOR! Ne? Devleti yönetmek!                                                                                  Tabi ki sadece Sucuoğlu Hükümeti  değil; Öncesinde başlayan ve silsile halinde bugünlere kadar gelirken gitgide daha çok katlanıp katmerlenen sorunlar ve artık çözüm üretemeyecek hale gelen  Hükümetler”  nedeniyledir yaşamakta olduğumuz zorluklar!

YANİ  artık 1974 sonrasından beridir turnosol kâğıtlarıyla kopyalana kopyalana bugünlere kadar   gelmiş Siyasi ve Sosyoekonomik plan programlarla, memleket yönetmek mümkün değildir..

YANİ Türkiye sürekli para pompalayacak.. Bu para sadece “çalışanların” değil, “kalkınmanın da bütçesini oluşturacak.. Fakat asla yetmeyecek..

ARTAN nüfus ve ihtiyaçlar nedeniyle daha çok yatırıma, daha çok imar iskâna dolayısıyla her yıl daha  çok paraya, daha çok yardıma ihtiyaç duyulacak ama sonuçta Ankara’nın da (vilayeti olmadığımız için) üstelik dünya aleme siyasi gösteri olsun diye  yapmakta olduğu “belirli parasal yardımlar” ötesine geçilemeyecek!                                                     ***

DOĞRUSU HER  ne kadar Sucuoğlu ve hükümetine kestirmeden ve en kolayından “başarısız” damgasını vurup töhmet altına sokuyorsak da  insaf dinin yarısı olmalıdır! Bugüne kadar gelip giden hükümetlerden hangisi başarılı oldu?

Ki CTP’i de gördük “dört partiden oluşan koalisyon hükümetlerini” “de!

PEKİ bugünlere o hükümetlerin devamı olarak gelmedik mi?  “ hâlâ demiyor muyuz “yoktu birbirlerinden farkları?”

SONUÇ MU? İki seçeneğimiz vardır.   “Ya bugüne kadar tüm arıza ve siyasi açmazlarına karşın tevekkel ya Allah deyip Türkiye ile birlikte geldiğimizce yolumuzu yürümeye devam edeceğiz yada çözüm için Ankara ile birlikte bir müzakere ortamı hazırlayacak siyasi girişimleri yoğunlaştıracağız..