Çok uzatmanın, sürekli kaşımanın faydalı olduğuna inanmıyorum! Kaldı ki olay üç beş kişinin kendilerine vazife saydıkları bir işgüzarlıktır! Toplumda “kişilik ve siyaset farklılığı” imajı çakmaya yönelik eksantrik bir tutumdur…
DÜN DE DEĞİNDİĞİM ŞU “TC’li Kıbrıslı ayırımından söz ediyorum!” Nitekim dün olayı yorumlamaya çalışırken “bugün devam edeceğim” edeceğim dediydim.. Aslında hiç gereği yok çünkü 47 yıldır bu ülkede üstelik 1974’de TC’den Kuzey’e kaydırılan Türk soydaşlarımızla sadece sosyoekonomik ve siyasi faaliyetler yönünden değil; evlilikler iş ve güç birlikleri içinde yaşıyoruz..
Dolayısıyla aramızdaki TC’li nüfus ile TC’nin üzerimize serdiği korumacılığını istismar ederek siyaset yapmaya çalışanların tek bir amacı olabilir: Kendi egolarını tatmin etmek!
Görüş farklılıklarını siyaset sahnesinde sergilemeye çalışırlarken büyük dava adamlığı rolü oynamak!. (Çok da albenili olmakta. Tıpkı “vicdani retçiler” gibi!)
***
OYSA GERÇEK SUDUR: 1974’den sonra TC’den kaydırılan nüfusa çok ihtiyacımız vardı. Çünkü Kuzey’deki Rumlar Güney’e göç ederlerken arkalarında bıraktıkları taşınmaz mallarına ne sahiplik koyacak bir nüfusumuz vardı ne de 450’nin üzerindeki irili ufaklı sanayi tesislerine sahip çıkacak, onları çalıştırıp ekonomiye katkı sağlayacak potansiyelimiz…
NİTEKİM ayni sorun Narenciye bahçeleri için de söz konusuydu. 400 bin dönümün üzerindeki narenciye bahçelerini Güney’den göç eden ve Güzelyurt yöresine yerleştirilen nüfus idame edebilecek beceride değildi! Nitekim “biz narenciyeden ne anlarız, bizim anladığımız bağlarımızdır” diyerek o bahçelere dönüp bakmadılardı bile!
Ki sorunun asıl büyüğü 1974’de Kuzey’den Güney’e 180 bin dolayında Rum göç ederken, Güney’den Kuzey’e göç eden Türk yurttaşların sayısının 50 bin dolayında olmasıydı! YANİ Kuzey’de toplanan Türk halkı tutun ki 139 bin Rumun ortada bıraktığı “sahipsiz mülkü” de değerlendirmek zorundaydı ki hem TC’den kaydırılan nüfus hem de “eşdeğer mal” gibilerinden sonradan çok baş ağrıtan takaslar devreye sokulduydu..
***
ANLATMAYA ÇLIŞTIĞIMIZ ŞUDUR AMA: Biz Rumun malını gasp etmedik.. “Değerlendirdik!”
Çözüme yanaşmayan “biz” değil, Rum tarafıdır..
Bu adada artık Kuzey’de ve Güney’de iki egemen devlet vardır. Çözüm olacaksa iki devlet arasında olacaktır..
ARAMIZDAKİ TC kökenlilere gelince: Evlenenleri, doğanları, ölenleri, meslekleri, siyasi partileri, sosyoekonomik varlıkları, nüfusları ve toplumsal etki tepkileriyle artık demografik devlet yapımızın ayrımsız gayırımsız unsurlarıdırlar.
YANİ ne? Ucuz politikalarla bu toplumu bir kez daha Rum’un kulu kölesi haline getirmeyi kimseler başaramayacaktır!
Bu gerçeği kabul edersek çok daha huzurlu olacağız çünkü sürekli tartışma konusu haline getirilen böylesi sorunlardan kurtulmuş olacağız!
***
KISACA TAKILDIĞIM: İyi ki “idam” kaldırıldı yoksa ne olacaktı bilir misiniz? Elektrik faturalarını ödemediği için yargıya düşen yurttaşlara idam fermanı okunacaktı!
BU NE YAHU? Yıllardır tehditler, ihtarlar, uyarılarla yönetiliyoruz! Bırakın on kişinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Devleti… Ki kendi beceriksizlik ve basiretsizlikleri nedeniyledir, zırt pırt hükümetler yıkılıp hükümetler kurulmaktadır.. İkide birde erken seçimler için seçmenleri sandıklardan sandıklara taşınmak zorunda bırakmaktadırlar!
YETMEMEKTEDİR ama! Artık Bakanlara bağlı Kurumlar da Demokles’in kılıcı gibi yurttaşların ense kökünde bitmekte ya paranı ya canını diye tehditler üzerine tehditler sallamaktadırlar ki gene başladık! Nitekim:
***
KAÇ GÜNDÜR gazete manşetlerinden medya haberlerinden inmiyor: Sonuncusu şu: “Bilmem kaçıncı kez yapılan ve artık her babayiğidin ödemesine imkân olmayan şu elektrik faturalarında en az yüz TL borcu olanların elektriği kesilecektir! Tutun ki “kafanızı keseriz” gibilerinden bir laf! Kaldı ki yeni hükümet daha güven oyu bile almadı! Ya maazallah alsaydı!
KISACA artık memleketi basiret ve dirayetle yönetemeyip yangın yerine çeviren Hükümetler, yurttaşları tehdit etmek üzerine oluşturdukları yönetimleriyle sadece sıkboğaz etmiyorlar canlarını da çıkarma tehdidi sallıyorlar!
Kİ ES KAZA Hükümet olmasalardı şimdi sorumlu yetkilisi oldukları sorunlar karşısında muhalefetin dik alasını yapacaklardı! ***
YANİ NE ? Yazması anlatması zor ama hadi yazalım.
Atatürk ile Neyzen Tevfik “Tarzan filmine gitmişler. Filmin son sahnelerinde Tarzan’ın sevgilisini yamyamlar kaçırıyor.. TAM Jeyn’i yemek için ateş yakıp kızartacaklar, Tarzan ağaçlardan ağaçlara, dallardan dallara uçarak yetişiyor ve Jeyni kurtarıyor. Sonra da bir ağacın altında ve mehtaba karşı sevişirlerken film bitiyor!..
FİLM sonrası Atatürk Neyzen’e soruyor: “Filmi nasıl buldun?” Paşam diyor Neyzen, bir defa daha şunu anladım. Her kurtarıcı kurtardığını, sonra dönüp beceriyor!
…GEL de yıllardır “bizi kurtaracaklar diye seçip hükümet yaptıklarımızı hatırlama!
































